10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Muhammed b. Abdülaziz, ona Yemenli Ömer b. es-San’anî, ona Zeyd b. Eslem, ona Atâ b. Yesâr, ona da Ebu Saîd el-Hudrî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerin izledikleri yolları karış karış, arşın arşın izleyip uyacaksınız, hatta onlar bir keler deliğine girecek olsalar bile onlara uyacaksınız." Bizler: Ey Allah’ın Rasulü, Yahudiler ve Hristiyanlar mı? dedik. O da "Başka kim olacak" buyurdu.
Bize Müsedded, ona Yahya, ona İbn Cüreyc, ona Ata, ona da Ubeyd b. Umeyr rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Ebu Musa el-Eş'arî (ra), Ömer'in (ra) huzuruna girmek için [üç defa] izin istedi. Sanki onu meşgul buldu da o nedenle geri döndü. Ömer (ra) [meşguliyeti bitince]; 'Abdullah b. Kays'ın sesini duymadım mı? Kendisine izin verin.' dedi. Hemen Ebu Musa çağırıldı. Ömer (ra); 'Seni böyle davranmaya sevk eden şey neddir?' diye sordu. Ebu Musa (ra) dedi ki; 'Bizlere bu şekilde davranmamız [yani izin verilmeyince geri dönmemiz] emredilirdi.' Bunun üzerine Ömer (ra); 'Bu konuya dair bana bir delil getir yoksa sana şöyle şöyle yaparım.' dedi. Ebu Musa (ra) hemen ensarın bulunduğu bir meclise gitti [ve içlerinde bu konuda bilgisi olan birinin olup olmadığını sordu.] Onlar da dediler ki; '[Böylesine meşhur olan] bu meseleye dair ancak en küçüğümüz şahitlik eder.' Bunun üzerine Ebu Said (ra) kalkıp gitti ve Ömer'e; 'Bizlere bu şekilde davranmamız [yani izin verilmeyince geri dönmemiz] emredilirdi.' dedi. Bunun üzerine Ömer (ra); 'Rasulullah'ın (sav) buyruklarından biri bana kapalı kalmış? Öyle ya! Demek çarşı pazar alış veriş, beni oyalamış!"
Bize Muhammed b. Ubeyd b. Meymûn, ona İsa b. Yunus, ona el-A'meş, ona İbrahim, ona Alkame, ona da İbn Mesûd (ra) şöyle rivayet etmiştir: Medine'deki bir tarlada Hz. Peygamber'le (sav) birlikte idim. Rasûlullah (sav) bir ağaç dalına yaslanmıştı. O sırada Yahudilerden bir grup oradan geçiyordu, içlerinden biri, 'Ona ruh hakkında sorun' dedi. Bazıları ise, 'Hayır sormayın, çünkü size hoşlanmayacağınız şeyler söyleyebilir' dediler. Sonunda onun yanına gelip, 'Ey Ebu'l-Kâsım! Bize ruhtan bahset' dediler. Hz Peygamber bir müddet durup bekledi. O sırada kendisine vahiy geldiğini anlamıştım. Biraz geri durdum, nihayet vahiy hali kalktı. Sonra şu âyeti okudu: "Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruhun ne olduğunu ancak Rabbim bilir, size ise pek az bilgi verilmiştir.(el-İsra, 17/85)".
Bize Ebü'l-Yemân, ona Şuayb, ona ez-Zührî (T) Bana Muhammed b. Selâm, ona Attâb b. Beşîr, ona İshak, ona ez-Zührî, ona Ali b. Hüseyin, ona Hüseyin b. Ali, ona Ali b. Ebu Tâlib (ra) şöyle söylemiştir: Rasulullah (sav) bir gece kızı Fatıma'nın kapısını çalarak "Namaz kılmıyor musunuz" diye seslendi. Ali dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasulü, canlarımız Allah'ın elindedir, o bizi uyandırmak isterse uyandırır.' Bunun üzerine Rasulullah (sav) bana hiçbir cevap vermeden ayrılıp gitti. Sonra arkasını dönüp giderken dizine vurarak "Gerçekten insan tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır." (Kehf 18/54) ayetini söylediğini işittim. Ebu Abdullah el-Buhârî şöyle dedi: (Târık sûresinde geçen) 'târık' kelimesinin, (ışığı ile karanlıkları delip geldiği için) sana geceleyin gelen anlamına geldiği söylenmiştir. 'Târık'ın yıldız, 'Sâkıb'ın ışık saçan şey manasına geldiği de söylenmiştir. 'Sâkıb' kelimesi emir fiili olarak 'eskıb' şeklinde kullanıldığında, ateşini parlat manasına gelir denilmiştir.
Bize Ebu Yemân, ona Şuayb, ona ez-Zührî (T) Bana Muhammed b. Sellâm, ona Attâb b. Beşîr, ona İshak, ona ez-Zührî, ona Ali b. Hüseyin, ona Hüseyin b. Ali, ona Ali b. Ebu Tâlib (ra) şöyle söylemiştir: Rasulullah (sav) (bir gece) kızı Fatıma’nın kapısını çalarak "Namaz kılmıyor musunuz" diye seslendi. Ali dedi ki: ‘Ey Allah’ın Rasulü, canlarımız Allah’ın elindedir, o bizi uyandırmak isterse uyandırır.’ Bunun üzerine Rasulullah (sav) bana hiçbir cevap vermeden ayrılıp gitti. Sonra arkasını dönüp giderken dizine vurarak "Gerçekten insan tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır." (Kehf 18/54) ayetini söylediğini işittim. Ebu Abdullah el-Buhârî şöyle dedi: (Târık sûresinde geçen) ‘târık’ kelimesinin, (ışığı ile karanlıkları delip geldiği için) sana geceleyin gelen anlamına geldiği söylenmiştir. ‘Târık’ın yıldız, ‘Sâkıb’ın ışık saçan şey manasına geldiği de söylenmiştir. 'Sâkıb' kelimesi emir fiili olarak ‘eskıb’ şeklinde kullanıldığında, ateşini parlat manasına gelir denilmiştir.