10265 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Muhammed b. Ebu Ömer el-Mekkî, ona Mervan b. Muaviye el-Fezârî, ona Yezid b. Keysan, ona Ebu Hazim el-Eşcaî, ona da Ebu Hureyre, Rasulullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Hz. Peygamber (sav); bugün sizden kim oruç tutmaya niyetlendi diye sorduğunda, Ebu Bekir, ben dedi. Bugün sizden kim bir cenazeye katıldı diye sorduğunda, Ebu Bekir, ben cevabını verdi. Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu diye sorduğunda, Ebu Bekir, ben diye cevap verdi. Peki bugün hanginiz bir hastayı ziyaret etti dediğince, Ebu Bekir yine ben cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah (sav); bunlar kimde bir araya gelirse, o kişi mutlaka cennete girer" buyurdu.
Bize Muhammed b. Abdullah b. Kuhhaz, ona Abdullah b. Osman, ona Abdullah b. Mübarek, ona Yunus, ona Zühri bu (önceki rivayetle aynı) isnadla nakletmiştir. [Bana Muhammed b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam Peygamber'in (sav) hanımı Aişe'den (r.anha) haber verdi.) Rivayet mana olarak (bir önceki rivayetin manası ile) benzerdir.] [Peygamber'in (sav) hanımları, Rasulullah'ın (sav) kızı Fatıma'yı Rasulullah'a (sav) gönderdiler. O da içeri girmek için izin istedi. Kendisi benimle örtünün altında uzanmıştı. Ona girmesi için izin verdi. Fatıma "Ey Allah'ın elçisi! Hanımların beni sana gönderdiler. Senden Ebû Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar" dedi. Ben susuyordum. Rasulullah (sav) ona; "ey kızcağızım! Sen benim sevdiğimi sevmez misin" dedi. Fatıma; elbette severim dedi. "O halde onu da sev" buyurdu. Fatıma Rasulullah'tan (sav) bu sözü işitince kalktı ve Peygamber'in (sav) zevcelerine geri dönerek onlara kendi söylediğini ve kendisine Rasulullah'ın (sav) cevabını bildirdi. Onlar da Fatıma'ya; bu yaptığının bize hiçbir faydası olmadı. Rasulullah'a (sav) dön ve ona şöyle söyle: Hanımların senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar. Fatıma; vallahi ben onunla Aişe hakkında bir daha asla konuşmam dedi. Aişe şöyle der: Bunun üzerine Peygamber'in (sav) hanımları, eşi Zeynep bt. Cahş'ı gönderdiler. Rasulullah'ın (sav) nezdinde mertebesi bana denk olan sadece o idi. Dindarlıkta Zeynep'den daha iyi bir kadın görmedim. Ondan daha fazla Allah'tan sakınan, ondan daha doğru sözlü, ondan daha çok sılayı rahim yapan, ondan daha çok sadaka veren, çalışarak kazandığını sadaka vererek Allah'a yaklaştığı amelinde kendini ondan daha fazla yıpratıp o amelle Allah Teâlâ'ya yakınlaşmaya çalışan yoktu. Ancak mizacının sertliğinden kaynaklanan ve çabucak sönüveren bir hiddeti vardı. (Aişe devamla) dedi ki: Zeynep, Rasulullah'ın (sav) yanına girmek için izin istedi. Rasulullah (sav) ise Aişe ile beraber örtüsünün altında Fatıma'nın girdiği zamanki halde bulunuyordu. Rasulullah (sav) ona da izin verdi. Zeynep; ey Allah'ın Rasulü! Hanımların beni sana gönderdiler; senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletle davranmanı istiyorlar dedi. Sonra bana atıp tuttu ve hakkımda sözü uzattı. Ben onunla konuşmama izin verecek mi diye Rasulullah'ın (sav) gözüne bakıyordum. Zeynep aynı minval üzere konuşmaya devam etti. Nihayet Rasulullah'ın (sav) benim kendimi müdafaa etmemi yanlış görmeyeceğini anladım. Ben de Zeynep'e cevap vermeye başlayınca ona karşı atağımda kendisine fırsat vermedim. Bunun üzerine Rasulullah (sav) gülümseyerek; "bu Ebu Bekir'in kızıdır" buyurdu.)] Ravi (bir önceki rivayetten farklı olarak) şunu söylemiştir: (Hz. Aişe şöyle demiştir:) Cevap vermeye başlayınca, ona yaptığım atakta fırsat vermeden onu bastırarak mağlup ettim.
Bize Hasan b. Ali Hulvânî, Ebu Bekir b. Nadr ve Abd b. Humeyd, onlara Yakub b. İbrahim b. Sa'd, ona babası, ona Salih, ona İbn Şihab, ona Muhammed b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam, ona da Peygamber'in (sav) hanımı Aişe şöyle demiştir: Peygamber'in (sav) hanımları, Rasulullah'ın (sav) kızı Fatıma'yı Rasulullah'a (sav) gönderdiler. O da içeri girmek için izin istedi. Kendisi benimle örtünün altında uzanmıştı. Ona girmesi için izin verdi. Fatıma; ey Allah'ın elçisi! Hanımların beni sana gönderdiler. Senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar dedi. Ben susuyordum. Rasulullah (sav) ona; "ey kızcağızım! Sen benim sevdiğimi sevmez misin" dedi. Fatıma; elbette severim dedi. "O halde onu da sev" buyurdu. Fatıma Rasulullah'tan (sav) bu sözü işitince kalktı ve Peygamber'in (sav) zevcelerine geri dönerek onlara kendi söylediğini ve kendisine Rasulullah'ın (sav) cevabını bildirdi. Onlar da Fatıma'ya; bu yaptığının bize hiçbir faydası olmadı. Rasulullah'a (sav) dön ve ona şöyle söyle: Hanımların senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar. Fatıma; vallahi ben onunla Aişe hakkında bir daha asla konuşmam dedi. Aişe şöyle der: Bunun üzerine Peygamber'in (sav) hanımları, eşi Zeynep bt. Cahş'ı gönderdiler. Rasulullah'ın (sav) nezdinde mertebesi bana denk olan sadece o idi. Dindarlıkta Zeynep'ten daha iyi bir kadın görmedim. Ondan daha fazla Allah'tan sakınan, ondan daha doğru sözlü, ondan daha çok sılayı rahim yapan, ondan daha çok sadaka veren, çalışarak kazandığını sadaka vererek Allah'a yaklaştığı amelinde kendini ondan daha fazla yıpratıp o amelle Allah Teâlâ'ya yakınlaşmaya çalışan yoktu. Ancak mizacının sertliğinden kaynaklanan ve çabucak sönüveren bir hiddeti vardı. (Aişe devamla) dedi ki: Zeynep, Rasulullah'ın (sav) yanına girmek için izin istedi. Rasulullah (sav) ise Aişe ile beraber örtüsünün altında Fatıma'nın girdiği zamanki halde bulunuyordu. Rasulullah (sav) ona da izin verdi. Zeynep; ey Allah'ın Rasulü! Hanımların beni sana gönderdiler; senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletle davranmanı istiyorlar dedi. Sonra bana atıp tuttu ve hakkımda sözü uzattı. Ben onunla konuşmama izin verecek mi diye Rasulullah'ın (sav) gözüne bakıyordum. Zeynep aynı minval üzere konuşmaya devam etti. Nihayet Rasulullah'ın (sav) benim kendimi müdafaa etmemi yanlış görmeyeceğini anladım. Ben de Zeynep'e cevap vermeye başlayınca ona karşı atağımda kendisine fırsat vermedim. Bunun üzerine Rasulullah (sav) gülümseyerek; "bu Ebu Bekir'in kızıdır" buyurdu.
Bize Heddab b. Halid el-Ezdî, ona Süleyman b. el-Muğîra, ona Humeyd b. Hilal, ona Abdullah b. es-Samit rivayet ettiğine göre Ebu Zer şöyle demiştir: Haram ayları helal sayan kavmimiz Gıfâr'ın arasından ayrılmıştık. Ben kardeşim Üneys ve annem kabilemizin yanından çıkmıştık. Dayılarımdan birinin yanında misafir olduk. Bize ikram etti ve güzel davrandı. Ne var ki onun kavmi bize haset ettiler ve sen ailenin yanından çıktığın zaman Üneys onlara karşı çıkıyor dediler. Dayımız geldi ve bize ona söylenen bu sözü aktardı. Dayı yaptığın iyiliği de bu sözünle yok ettin. Artık seninle bir arada duramayız dedim. Sürümüzü yaklaştırdık ve yüklendik. Dayım elbisesine büründü ve gözyaşları döktü. Biz ise yola çıktık ve Mekke'nin kenarına geldik. Kardeşim Üneys sürümüz ve bir misli için şiir yarışına girmiş. Rakibiyle birlikte kâhinin yanına gitmişler ve kâhinin Üneys'i daha iyi bulmuş. Üneys sürümüz ve bir o kadar daha deveyle geldi. Ebu Zer şöyle devam etti: Amca oğlu! Ben Rasulullah'ı (sav) görmeden önce üç sene namaz kıldım. Kime kılıyordun diye sordum. Allah'a kılıyordum dedi. Ne tarafa dönüyordun diye sorunca; Rabbimin döndürdüğü tarafa dedi. Yatsı namazını kılıyor, gecenin sonu geldiği zaman güneş üstüme çıkana kadar secde ediyordum. Üneys; benim Mekke'de bir işim var. Benim yerime buraya göz kulak olur musun dedi. Üneys yola çıktı ve Mekke'ye geldi. Geri dönmekte gecikmişti. Sonra geldi. Ne yaptın diye sordum. Mekke'de senin dininden bir adama rastladım. Allah'ın elçisi olduğunu iddia ediyor dedi. Peki insanlar onun hakkında ne söylüyorlar diye sordum. Onun şair, kahin ve sihirbaz olduğunu söylüyorlar dedim. Üneys de şairdi. Üneyse; kahinlerin sözünü duydum. Onunkisi kahin sözü değil. Sözlerini şairlerin kalıplarına vurdum ama benden sonra gelen hiç kimse onun şiir olduğunu söyleyemez. Vallahi o doğru söylüyor, diğerleri ise yalan söylüyorlar. Üneyse; benim yerimde sen dur da ben gidip ona bir bakayım dedim. Sonra Mekke'ye geldim. Mekkelilerden birinden yardım isteyip; dinden çıktığını söylediğiniz kişi nerede diye sordum. Beni işaret etti ve alın size dinden çıkan dedi. Bunun üzerine bütün vadi halkı, toprak, taş ve kemiklerle üzerime saldırdılar. Bayılıp düştüm. Uyandığımda kırmızı dikili taşlar gibiydim. Zemzem kuyusuna geldim ve üzerimdeki kanları yıkadım. Amcaoğlu! Orada otuz gün ve gece kaldım. Zemzem suyundan başka ne yemeğim ne içeceğim vardı. Ancak ben kilo aldım, hatta karnımın büküntüleri kıvrıldı. Hiç açlık hissetmiyordum. Mekkeliler ay ışığının etrafı aydınlattığı bir gecede uykuya dalmışlardı. Kâbe'yi tavaf eden sadece iki kadın vardı. İsaf ve Naile'ye dua ediyorlardı. Tavafları sırasında benim yanıma geldiler. Bu iki putu birbirine nikahlamak lazım dedim. Sözlerini bırakmadılar. Bana geldiler. Bunların odundan farkı yok, gerçekten söylüyorum dedim. Bağıra çağıra gittiler. Keşke yanımızda bizden bir adam olsaydı dediler. Onların karşısına Rasulullah (sav) ve Ebu Bekir çıktı. Aşağı doğru iniyorlardı. Hz. Peygamber; "size ne oldu" diye sordu. İnkârcı, Kâbe ve örtüleri arasında dediler. Hz. Peygamber; "size ne dedi" diye sordu. Ağız dolduracak bir söz söyledi dediler. Rasulullah (sav) arkadaşıyla birlikte, Kabe’ye geldi. Hacerü’l-esved'i selamladı, Kabe’yi tavaf etti ve namaz kıldı. Namazını bitirince, ona; selam sana olsun ey Allah'ın Rasulü dedim. –Ebu Zer; onu İslam selamıyla selamlayan ilk insan bendim-. "Sana da selam ve Allah'ın rahmeti olsun" diye selamımı aldı ve "sen kimsin" diye sordu. Ben Gıfâr'danım dedim. Elini kaldırdı, parmaklarını alnına koydu. Kendi kendime Gıfârlı olmamdan hoşlanmadı dedim. Gidip eline yapışayım dedim. Arkadaşı beni men etti. Onu benden daha iyi biliyordu. Sonra başını kaldırdı ve "ne zamandır buradasın" diye sordu. Otuz gündür buradayım dedim. " Sana kim yemek verdi" diye sordu. Zemzem suyundan başka yemeğim yoktu. Kilo aldım, karnımın büküntüleri bile kıvrıldı. Hiç susuzluk da hissetmedim dedim. "O mübarek bir sudur, gıdadır" buyurdu. Ebu Bekir; ey Allah'ın Rasulü! Bana bu akşam onu doyurmam için izin ver dedi. Rasulullah (sav) ve Ebu Bekir oradan ayrıldılar. Ben de onlarla birlikte gittim. Ebu Bekir bir kapı açtı ve Taif’in kuru üzümünden avuçlamaya başladı. Bu Mekke’de yediğim ilk yemekti. Sonra bir süre orada kaldım. Ardından Hz. Peygamber'in yanına gittim. Bana; "ben hurmalık bir yere yönlendirildim. Oranın Medine olduğunu sanıyorum. Sen benim için kavmine gidip İslam'ı tebliğ etsen nasıl olur? Belki Allah senin sayende onlara fayda verir ve sen de onlardan ecir kazanırsın" dedi. Ben Üneys'in yanına döndüm. Bu kadar zamandır ne yaptın diye sordu. Yaptığım şu, Müslüman oldum ve tasdik ettim. Üneys; ben de senin dininden yüz çevirecek değilim. Ben de Müslüman oldum ve tasdik ettim dedi. Annemize geldik, o da şöyle dedi: Ben de sizin dininizden yüz çevirecek değilim. Ben de Müslüman oldum ve tasdik ettim dedi. Yüklerimizi yüklendik ve kavmimiz Gıfâr'a geldik. Onların yarısı Müslüman oldu. Onlara reisleri İma b. Rahda el-Gıfârî imamlık ediyordu. Kalan yarısı da Rasulullah (sav) Medine'ye geldiği zaman Müslüman oluruz dediler. Rasulullah (sav) Medine'ye gelince kalan yarısı da Müslüman oldu. Eslem kabilesi gelip; ey Allah'ın Rasulü! Onlar bizim kardeşlerimiz. Onların Müslüman olduğu şekilde biz de Müslüman olduk dediler ve İslam'a girdiler. Rasulullah (sav); "Gıfâr'a Allah mağfiret etsin. Eslem'e Allah selamet versin" diye dua etti.
Bize Harmele b. Yahya et-Tücibi, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihab, ona Urve b. ez-Zübeyr, ona Hz. Aişe (ra) şöyle demiştir: Şu Ebu Hureyre'ye (ra) şaşmaz mısın! Gelip hücremin yanına oturmuş sesini bana duyuracak şekilde Hz. Peygamber'den (sav) hadis rivayet ediyordu. Ben de bu sırada içeride nâfile namaz kılıyordum. Ben namazımı bitirmeden de kalkıp gitti. Eğer ona yetişseydim, kendisine Hz. Peygamber sözü sizin gibi peşpeşe sıralamazdı derdim. İbn Şihab'ın rivayetine göre İbnü'l-Müseyyeb, Ebu Hureyre'nin (ra) şöyle söylediğini haber verdi: İnsanlar, Ebu Hureyre çok hadis rivayet ediyor diyorlar. Buluşma yeri Allah’ın huzurudur. Nasıl oluyor da Ensâr ve Muhâcirler, Ebu Hureyre kadar hadis rivayet etmiyorlar diye konuşuyorlar. Ben bunun sebebini size anlatayım: Ensar kardeşlerimizi, tarlalarında çalışmaları alıkoyuyor, muhâcir kardeşlerimizi de çarşı-pazardaki alış-veriş meşgul ediyordu. Ben ise karın tokluğuna Rasulullah'ın (sav) yanından ayrılmıyordum. Onlar Hz. Peygamber'den ayrıldıklarında da ben O'nunla beraberdim. Onlar Hz. Peygamber'in sözlerini unuttukları yerde ben ezberliyordum. Bir gün Rasulullah (sav); "kim ridâsını yere serer, ben gerekli sözlerimi söylerim ve sonra da ridâsını toplarsa, söylediklerimi mutlaka aklında tutar" buyurmuştu da ben hemen üzerimdeki hırkayı yere sermiştim. Hz. Peygamber sözünü bitirince, hırkamı toplayıp göğsüme bastırdım. O günden sonra Rasulullah'ın (sav) söylemiş olduğu hiçbir şeyi unutmadım. Eğer Allah'ın Kitâbında şu iki âyet olmasaydı, ben asla hadis rivayet etmezdim. Sonra Ebû Hureyre şu ayetleri okudu: "İndirdiğimiz açık hükümleri ve hidâyeti, insanlar için biz Kitâb’da beyan ettikten sonra gizleyenler var ya; işte onlara Allah da lanet eder, bütün lanet ediciler de onlara lanet ederler. Ancak tövbe edenler, hâllerini ıslâh edenler ve açıklayanlar müstesnâ! Ben onların tövbelerini kabul edeceğim; zira tövbeleri yalnız ben kabul ederim, ben çok merhametliyim." (Bakara, 2/159-160).
Bana Harmele b. Yahya et-Tücîbî, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Urve b. ez-Zübeyr’in rivayet ettiğine göre Hz. Âişe (ra) şöyle demiştir: “Şu Ebû Hureyre'ye (ra) hayret etmez misin?! Gelip hücremin yanına oturmuş sesini bana duyuracak şekilde Hz. Peygamber'den (sav) hadis rivayet ediyor. O sırada ben içeride namaz kılıyordum, henüz namazımı bitirmeden o da kalkıp gitti. Eğer ona yetişebilseydim, ’Rasulullah (sav) sizin gibi hızlı hızlı konuşmazdı’ diye cevap verecektim.” İbn Şihâb'ın rivayetine göre İbnü'l-Müseyyeb, Ebû Hureyre’nin (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İnsanlar, Ebû Hureyre çok hadis rivayet ediyor, diyorlar. Varılacak yer Allah'ın huzurudur. Ensar ve muhacirler neden onun kadar hadis rivayet etmiyor? diye soruyorlar. Size bunun sebebini anlatayım: Ensar kardeşlerimi arazileriyle uğraşmak, muhacir kardeşlerimi de çarşı pazarda ticaret yapmak meşgul ediyordu. Ben ise karın tokluğuna kanaat edip Rasûlullah'ın (sav) yanından ayrılmıyordum. Onlar yokken ben Rasûlullah'ı görüyor, onların unuttuklarını ben ezberleyip öğreniyordum. Rasûlullah (sav) bir gün, "Hanginiz elbisesini yayar, benim hadisimden alır ve onu göğsünde toplarsa o işittiği şeyi asla unutmayacaktır" buyurmuştu. Hemen üstümdeki hırkayı çıkarıp yere serdim. Hz. Peygamber sözünü bitirinceye kadar bekledim. Sonra onu toplayıp göğsüme koydum. O günden sonra Rasûlullah’ın (sav) bana söylediği hiç bir şeyi unutmadım. Eğer Cenâb-ı Hak kitabında şu iki âyeti indirmeseydi, asla tek bir hadis bile rivayet etmezdim: "Bizim indirdiğimiz delilleri ve hidayeti gizleyenler..." (Bakara, 2/159-160).
Bana Hasan b. Ali Hulvânî ile Ebû Bekir b. Nadr ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Onlara Yakub b. İbrahim b. Sa'd, ona babası, ona Salih, ona İbn Şihab, ona Muhammed b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam, ona Peygamber'in (sav) hanımı Aişe şöyle demiştir: "Peygamber'in (sav) hanımları, kızı Fatıma'yı Rasulullah'a (sav) gönderdiler. O da içeri girmek için izin istedi. Kendisi benimle örtünün altında uzanmıştı. Ona girmesi için izin verdi. Fatıma "Ey Allah'ın elçisi! Hanımların beni sana gönderdiler. Senden Ebû Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar" dedi. Ben susuyordum. Rasulullah (sav) ona "Ey kızcağızım! Sen benim sevdiğimi sevmez misin?" dedi. Fatıma "Elbette severim" dedi. "O halde onu da sev!" buyurdular. Fatıma Rasulullah'tan (sav) bu sözü işitince kalktı ve Peygamber'in (sav) zevcelerine geri dönerek onlara kendi söylediğini ve kendisine Rasulullah'ın (sav) cevabını bildirdi. Onlar da Fatıma'ya "Bu yaptığının bize hiçbir faydası olmadı. Rasulullah'a (sav) dön ve ona: "Hanımların senden Ebu Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletli davranmanı istiyorlar" diye söyle. Fatıma "Vallahi ben onunla Aişe hakkında bir daha asla konuşmam" dedi. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: Bunun üzerine Peygamber'in (sav) hanımları, eşi Zeynep binti Cahş'ı gönderdiler. Rasulullah'ın (sav) nezdinde mertebesi bana denk olan sadece o idi. Dindarlıkta Zeynep'den daha iyi bir kadın görmedim. Ondan daha fazla Allah'tan sakınan, ondan daha doğru sözlü, ondan daha çok sılayı rahim yapan, ondan daha çok sadaka veren, çalışarak kazandığını sadaka vererek Allah'a yaklaştığı amelinde kendini ondan daha fazla yıpratıp o amelle Allah Teâlâ'ya yakınlaşmaya çalışan yoktu. Ancak mizacının sertliğinden kaynaklanan ve çabucak sönüveren bir hiddeti vardı. (Âişe devamla) dedi ki: Zeynep, Rasulullah'ın (sav) yanına girmek için izin istedi. Rasulullah (sav) ise Aişe ile beraber örtüsünün altında Fatıma'nın girdiği zamanki halde bulunuyordu. Rasulullah (sav) ona da izin verdi. Zeynep "Ey Allah'ın Rasulü, hanımların beni sana gönderdiler; senden Ebû Kuhafe'nin kızı ile aralarında adaletle davranmanı istiyorlar, dedi. Sonra bana atıp tuttu ve hakkımda sözü uzattı. Ben onunla konuşmama izin verecek mi diye Rasulullah'ın (sav) gözüne bakıyordum. Zeynep aynı minval üzere konuşmaya devam etti. Nihayet Rasulullah'ın (sav) kendimi müdafaa etmemi yanlış görmeyeceğini anladım. Ben de Zeynep'e cevap vermeye başlayınca ona karşı atağımda kendisine fırsat vermedim. Bunun üzerine Rasulullah (sav) gülümseyerek "Bu Ebubekir'in kızıdır!" buyurdular.