10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Bişr b. Muhammed, ona Abdullah, Ma'mer ve Yunus, ona Zührî, ona Übeydullah b. Abdullah b. Utbe, ona da Hz. Peygamber'in zevcesi Âişe (ra) şöyle demiştir: Rasulullah'ın (sav) hastalığı ağırlaşıp da ağrısı şiddetlendiği zaman, benim odamda bakılmak üzere diğer hanımlarından izin istedi. Onlar da izin verdiler. Ondan sonra Peygamber, bir tarafında Abbâs, diğer tarafında bir zât olduğu hâlde ayaklarını yerde sürüyerek çıktı. Ubeydullah der ki: Ben İbn Abbâs'a Âişe'nin bu "Diğer bir zât" sözünü haber verdim, o da bana “Sen Âişe'nin ismini söylemediği o diğer kişinin kim olduğunu biliyor misin?” dedi. Ben “Hayır, bilmiyorum” dedim. İbn Abbâs “O zât, Ali'dir” dedi. Âişe der ki: Hz. Peygamber (sav), onun evine girip de ağrısı şiddetlendikten sonra "üzerime ağız bağları çözülmedmiş yedi kırba su dökün, böylelikle belki (biraz rahatlayıp) insanlara vasiyette bulunabilirim" buyurdu. Âişe der ki: Bunun üzerine kendisini, zevcesi Hafsa'ya ait bir leğen içine oturttuk ve bize "yeter" diye işaret edene kadar bu kırbaların suyunu üzerine dökmeye başladık. Âişe der ki: Ondan sonra çıkıp insanlara namaz kıldırdı ve onlara hitap etti.
Bize Ârim, ona Hammâd, ona Eyyûb, ona Ebu Kılâbe, ona da Enes şöyle rivayet etmiştir: Ebu Talha ile Enes b. Nadr, Enes ibn Mâlik'e dağlama tedavisi uygulamışlar ve dağlamayı Ebu Talha bizzat kendi eliyle yapmıştır. Abbâd b. Mansur der ki: Bize Eyyûb, ona Ebu Kılâbe, ona da Enes b. Mâlik şöyle demiştir: Rasulullah (sav) Ensâr'dan bir hane halkına zehirli hayvanların zehrinden ve kulak ağrısından korunmak üzere rukye (okuyup üflemek) yoluyla tedaviye izin vermiştir. Yine Enes der ki: Rasulullah (sav) hayatta iken zatülcenp hastalığından dolayı bana dağlama tedavisi yapıldı. Ebu Talha, Enes b. Nadr ve Zeyd b. Sabit benim bu tedavimde hazır bulundu, Ebu Talha dağlamayı yaptı.
Bize İbrahim b. Musa, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zührî, ona Urve, ona da Âişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir: Peygamber (sav) ölüm hastalığı sırasında kendisine Muavvizat (felak ve Nas) Surelerini okuyup üflerdi. Hastalığı ağırlaşınca, O'na bu Sureleri ben okuyup üflüyor ve bereketi sebebiyle, kendi elleriyle onu mesh ediyordum. Ma'mer der ki: Ben Zuhrî'ye “Rasulullah (sav) nasıl nasıl okuyup üflerdi?” diye sordum. o da “ellerine okur, üfler sonra elleriyle yüzünü mesh ederdi” dedi.
Bize Muhammed b. Hakem, ona Nadr, ona İsrail, ona Husayn, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Hastalıkta bulaşıcılık kudreti yoktur. Uğursuzluk yoktur. Baykuş (ötüşünde uğursuzluk) yoktur. Safer (ayında uğursuzluk) yoktur"
Açıklama: Bu rivayeti B005707 numaralı rivayetle değerlendirmekte fayda var. Burada kast edilen şey, sayılan şeylerde bunları oldurma ve yaratma potansiyelinin olmadığıdır. Bu kudret sadece Allah'a aittir.
Bana Abdullah b. Muhammed, ona Hişâm b. Yusuf, ona Ma'mer, ona Zührî, ona da Ebu Hureyre (ra) şöyle demiştir: Rasulullah (sav) "hastalıkta bulaşıcılık kudreti yoktur. Safer (ayında uğursuzluk) yoktur. Baykuş (ötüşünde uğursuzluk) yoktur" buyurdu. Bunun üzerine bir bedevî ayağa kalktı ve “çölde bir geyik misali atik olan, ama yanlarına bir uyuz deve geldiğinde hepsi uyuz olan develerin durumu nedir?” dedi. Peygamber (sav) "peki ilk deveye bu hastalığı kim bulaştırdı?" cevabını verdi.
Açıklama: Bu rivayeti B005707 numaralı rivayetle değerlendirmekte fayda var. Burada kast edilen şey, sayılan şeylerde bunları oldurma ve yaratma potansiyelinin olmadığıdır. Bu kudret sadece Allah'a aittir.
Bize Saîd b. Ufeyr, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Salim b. Abdullah ve Hamza, onlara da Abdullah b. Ömer'in (r.anhuma) rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Hastalıkta bulaşıcılık kudreti yoktur. Eşyada uğursuzluk yoktur. (Eğer) Uğursuzluk (olsaydı), ancak şu üç şeyde olurdu: At, kadın ve mesken."
Açıklama: Bu rivayeti B005707 numaralı rivayetle değerlendirmekte fayda var. Burada kast edilen şey, sayılan şeylerde bunları oldurma ve yaratma potansiyelinin olmadığıdır. Bu kudret sadece Allah'a aittir.
Bize İmran b. Meysere, ona İbn Fudayl, ona Husayn, ona da Âmir şöyle demiştir: İmran b. Husayn’ın (r.anhumâ) “Rukye tedavisi, ancak göz değmesinden ve zehirli (hayvan sokmasın)dan olur” dedi. Ben de bunu Saîd b. Cübeyr’e söyleyince, o şöyle dedi: İbn Abbas bize rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Bana ümmetler gösterildi, bir nebi ve iki nebi beraberlerinde bir topluluk ile birlikte, bir diğer nebi beraberinde hiç kimse olmadığı halde geçiyordu, sonunda bana büyük bir kalabalık gösterildi. Ben, “bu ümmetim mi?” dedim. “Bu, Musa ve kavmidir” diye cevap verildi. Ardından “Şu ufka bak” denildi. Ufku dolduran bir karartı gördüm. Sonra semanın ufuklarında “şuraya da bak, şuraya da bak” denildi. Ufku dolduran kalabalık bir karartı gördüm. “İşte, senin ümmetin budur. Bunlardan yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete gireceklerdir” denildi.” Sonra (Allah Rasulü) onlara bir açıklama yapmadan içeri girdi. Orada bulunanlar söze daldılar ve “biz Allah’a iman eden, Rasulü’ne uyan kimseleriz, onlar bizler olmalıyız ya da İslam geldikten sonra doğan çocuklarımızdır. Çünkü biz cahiliye döneminde dünyaya gelmiştik” dediler. Bu söyledikleri Nebi’ye (sav) ulaşınca, dışarı çıktı ve şöyle buyurdu: “Onlar Rukye ile tedavi olmayanlar, bir şeylerin uğursuzluğuna kapılmayanlar, yaralarını dağlamayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir” buyurdu. Bu sefer Ukkâşe b. Mihsan, “ben onlardan birisi miyim? Ey Allah’ın Rasulü” dedi. Hz. Peygamber (sav) “Evet” buyurdu. Bir başkası daha kalkarak “Ben onlardan mıyım”, diye sordu. Allah Rasulü: “Bu hususta Ukkâşe senden öne geçti” buyurdu."
Açıklama: Kültürümüzde Hadisler projesini ilgilendiren kısım: لاَ رُقْيَةَ إِلاَّ مِنْ عَيْنٍ أَوْ حُمَةٍ
Bize Hüseyin, ona Ahmed b. Meni, ona Mervân b. Şucâ, ona Sâlim el-Eftas, ona Saîd b. Cübeyr, ona da İbn Abbâs şöyle demiştir: "Şifa şu üç şeydedir: Bal şerbeti, hacamat, ateşle dağlama. Fakat ben ümmetime ateşle dağlamayı yasakladım." İbn Abbâs bu hadisi merfu olarak (Hz. Peygamber'e (sav) dayandırarak) şöyle nakletmiştir: Bize el-Kummî, ona Leys, ona Mücahid, ona da İbn Abbâs'ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Şifa, balda ve hacamattadır."
Bize Abdülaziz b. Abdullah el-Üveysî, ona Süleyman, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Urve b. Zübeyir, ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Rasulullah (sav) yatağına girdiği zaman "Kul huve'Allahu ahad" (İhlas), ve "Muavvezeteyn" (Felâk ve Nas) surelerini okuyup iki avucunun içine üfler, Sonra da iki eliyle yüzünü ve bedeninden elinin ulaştığı yerleri sıvazlardı. Âişe der ki: Rasulullah (sav) hastalandığı zaman, bu işi benim yapmamı bana emrederdi. Yunus der ki: Ben İbn Şihâb'ın yatağına girdiği zaman böyle yaptığını görürdüm.
Bize Said b. Ufeyr, ona Yakub b. Abdurrahman el-Kârî, ona Ebu Hâzim, ona da Sehl b. Saîd es-Sâidî şöyle demiştir: Rasulullah'ın (sav) başındaki miğferi parçalandığı ve yüzü kanayıp arka dişi kırıldığında Ali, kalkan ile su getiriyor, Fatıma da Hz. Peygamber'in (sav) yarasını yıkıyordu. Hz. Fatıma suyun kanı artırdığını görünce bir hasır alıp onu yaktı, yaraya bastırdı ve böylece kan durdu.