10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Süfyan, ona Amr, ona Atâ, ona da Câbir şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sav) döneminde Medine'ye dönerken hedy kurbanlarının etlerini azık yapardık. Muhammed (b. Selâm el-Bikendî), mutabaât yoluyla İbn Uyeyne'den bu rivayet ile aynı içerikte başka bir rivayette bulunmuştur. İbn Cüreyc şöyle demiştir: Atâ'ya, Câbir; 'Tâ ki (bu azıkla) Medine'ye geldik.' ifadesini kullandı mı? diye sordum, 'Hayır.' diye cevap verdi.
Açıklama: Aşağıdaki tarik muallaktır; Buhari ile Muhammed b. Selam arasında inkıta' vardır.
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Süfyan, ona Amr, ona Atâ, ona da Câbir şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sav) döneminde Medine'ye dönerken hedy kurbanlarının etlerini azık yapardık. Muhammed (b. Selâm el-Bikendî), mutabaât yoluyla İbn Uyeyne'den bu rivayet ile aynı içerikte başka bir rivayette bulunmuştur. İbn Cüreyc şöyle demiştir: Atâ'ya, Câbir; 'Tâ ki (bu azıkla) Medine'ye geldik.' ifadesini kullandı mı? diye sordum, 'Hayır.' diye cevap verdi.
Açıklama: Aşağıdaki tarik muallaktır; Buhari ile İbn Cüreyc arasında inkıta' vardır.
Bize Adem, ona Şu’be, ona da Cebele b. Sühaym şöyle dedi: Abdullah b. Zübeyr ile birlikte iken bir kıtlık yılı ile yaşadık. Abdullah, bizlere yiyecek olarak hurma verdi. Hurma yediğimiz sırada yanımızdan geçer ve bizlere: 'Hurmaları ikişer ikişer yemeyin. Çünkü Peygamber (sav) ikişer ikişer yeyeyi yasakladı' derdi. Sonra da 'İnsanın (din) kardeşinden (hurmaları çift çift yemek için) izin istemiş olması müstesna' derdi. [Şu'be buradaki izin isteme ile ilgili ifadenin İbn Ömer'e ait olduğunu söylemiştir.
Bize Salt b. Muhammed, ona Hammâd b. Zeyd, ona Ca'd Ebu Osman, ona da Enes; (T) Ona Hişâm, ona Muhammed, ona da Enes; (T) Ona Ebu Rabî'a Sinân, ona da Enes şöyle rivayet etmiştir: (Enes'in annesi) Ümmü Süleym bir müd kadar arpayı öğüttü ve ondan hatîfe denilen bir yemek yaptı. O yemeğe yağ kabından (yağ) kattı. Ardından beni Nebî'ye (sav) gönderdi. O ashabıyla birlikteyken onun yanına geldim. Hz. Peygamber'i (sav) (yemeğe) davet ettim. O, "Beraberimdekiler de (gelse) olur mu?" buyurdu. Ben, (annemim yanına) gelip, Hz. Peygamber'in (sav), "Beraberimdekiler de (gelse) olur mu?" (diye sorduğunu) söyledim. (Bunun üzerine) Ebu Talha, Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda 'Yâ Rasulullah! Ümmü Süleym'in yaptığı (yemek) azdır' dedi. Hz. Peygamber (sav), (eve) girdi, yemek de getirildi. Nebî (sav), "Benimle birlikte on kişiyi içeri al." buyurdu. Onlar içeri girip doyuncaya kadar yediler. Ardından Hz. Peygamber (sav), "Benimle birlikte on kişiyi (daha) içeri al." buyurdu. Onlar da girip doyuncaya kadar yediler. Sonra Rasulullah (sav), "Benimle on kişiyi daha içeri al." buyurdu. Öyle ki, kırk kişiyi saymış oldu. Sonra Hz. Peygamber de (sav) o yemekten yedi ve (sofradan) kalktı. Ben de, yemek eksilmiş mi diye (sofraya) bakmaya başladım.
Bize Kuteybe, ona Malik, ona İshak b. Ebu Talha, ona da Enes b. Malik şöyle rivayet etti: "Bir terzi yapmış olduğu yemeğe Rasulullah’ı (sav) davet etmişti. Bu davete Rasulullah'la beraber ben de gittim. (Yemekte) Peygamber’in (sav) kabın içindeki kabakları aradığını gördüm. Enes, 'o günden itibaren kabağı hep sevdim' dedi.
Bana Yahya b. Bükeyr, ona Leys, ona Ukayl, ona İbn Şihab, ona da Mahmud b. Rabi el-Ensarî şöyle rivayet etmiştir: Nebi’nin (sav) ashabından ve Ensar arasından Bedir’de hazır bulunanlardan birisi olan İtbân b. Malik Rasulullah’a (sav) gitti ve “Ey Allah’ın Rasulü, artık gözlerim iyi görmüyor, kavmime de ben namaz kıldırıyorum, yağmur yağdığı ve benimle onlar arasındaki vadide seller aktığı zaman onların mescidine varıp onlara namaz kıldıramıyorum. Bu sebeple ey Allah’ın Rasulü, arzu ederim ki sen gelip evimde namaz kılasın ben de orayı namazgâh edineyim” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sav) "İnşallah yapacağım" buyurdu. İtbân der ki: Ertesi günü sabah, Rasulullah (sav) ve Ebu Bekir es-Sıddık güneşin yükseldiği bir vakitte geldiler, Rasulullah (sav) izin istedi. Ben de içeri girmesi için izin verdim. Oturmadan evin içine girdi sonra "Evinin neresinde namaz kılmamı arzu edersin" buyurdu. (İtbân) der ki: Ben ona evin bir tarafını işaret ettim, Rasulullah (sav) kalkıp tekbir aldı, biz de onun arkasında saf tuttuk ve (bize) iki rekât namaz kıldırdıktan sonra selam verdi. (İtbân devamla) der ki: Biz de kendisi için hazırlamış olduğumuz hazîr denilen bir yemek için onu alıkoyduk. Hane halkından bir takım kimseler de gelip etrafımıza toplandı ve evde çok sayıda adam bir araya geldi. İçlerinden birisi “Malik b. Duhşum nerede?” dedi. Bir diğeri “O münafık birisidir, Allah’ı ve Rasulü’nü sevmez” dedi. Rasulullah (sav) "Böyle deme, sen onun Allah’ın rızasını arzulayarak Lâ ilâhe illallah dediğini görmüyor musun?" buyurdu. Adam “Allah ve Rasulü elbette en iyi bilir” dedi. (İtbân) der ki: Biz “Onun teveccüh ve samimiyetinin münafıklara olduğunu görüyoruz” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sav) "Allah’ın rızasını isteyerek Lâ ilâhe illallah diyen kimseye Allah cehennem ateşini haram kılmıştır" buyurdu. İbn Şihab der ki: Daha sonra ben Mahmud'un bu rivayetini Salim oğullarının ileri gelenlerinden birisi olan Husayn b. Muhammed el-Ensarî’ye sordum, o da, bu rivayetini tasdik etti.
Bize İsmail, ona Malik, ona İshak b. Abdullah b. Ebu Talha, ona Enes b. Malik şöyle dedi: "Bir terzi Rasulullah'ı (sav) yaptığı yemeğe davet etti. Ben de Rasulullah'la (sav) beraber bu yemeğe gittim. Terzi, Rasulullah'a (sav) arpa ekmeği ile kabak ve kurutulmuş etle yapılan çorba ikram etti. Ben Hz. Peygamber'in (sav) yemek kabındaki kabakları aradığını gördüm. O günden sonra kabağı hep sevdim." [Sumâme b. Abdullah dedesi Enes'in 'Ben kabakları Rasulullah'ın (sav) önüne topluyordum' dediğini söylemiştir.]
Açıklama: Un veya kepekten yapılan ve bazen içine bal katılan bir tür çorbadır. Hz. Âişe, kendisine gelen hastalara ve hüzünlü (stresli) olanlara telbine çorbasını içmelerini tavsiye ederdi. Kalbi cemm etmek, onu rahatlatmak, istirahat ettirmek, elem ve hüznü gidermek anlamındadır.
Açıklama: Yolculuk bir çeşit azaptır. Yolculuk, içinde taşıdığı meşakkat, yorgunluk, sıcak ve soğuğun etkisi, korku, aileden, arkadaşlardan uzak kalmak ve yaşamın zorluklarından ötürü sizin uyku, yemek ve içmenin lezzetine ve kemaline ulaşmanıza engel olur. Nevevî, Şerḥu’n-Nevevî ʿalâ Muslim, (Beyrut: Dâru İḥyâi't-Turâs̱i'l-ʿArabî, 1392/1972), 13/70.