10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bana (Muhammed b. Abdullah) el-Ensarî, ona Hişâm, ona da Hafsa, Ümmü Atiyye’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nebi (sav) (eşi vefat eden kadınlara) bazı şeyleri yasakladı. Kadın bu süre zarfında ay halinden temizlendiğinde kullandığı çok az miktar küst-ü ezfâr otu dışında koku sürünemezdi."
Açıklama: Aşağıdaki tarik muallaktır; Buhari ile Ensari arasında inkıta' vardır.
Zeyneb der ki: Kardeşi vefat ettikten sonra Zeyneb bt. Cahş'ın yanına gittim, bir koku getirilmesini istedi ve ondan süründükten sonra şöyle dedi: Vallahi, benim koku sürünmeye ihtiyacım yok, şu kadar var ki Rasulullah’ı (sav) minber üzerinde şöyle buyururken dinlemiştim: "Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, kocası için tutmak zorunda olduğu dört aylık on günden başka, herhangi bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir."
Bize Müsedded, ona Bişr, ona Seleme b. Alkame, ona da Muhammed b. Sîrîn, Ümmü Atiyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kocanın vefatı hariç, herhangi bir kimsenin ardından üç günden fazla yas tutmamız bize yasaklandı."
Bize Abdullah b. Abdülvehhâb, ona Hammâd b. Zeyd, ona Eyyûb, ona Hafsa, ona da Ümmü Atiyye şöyle rivayet etmiştir: "Bize, koca için beklenen dört ay on günlük iddet süresi hariç, ölmüş birisi için üç günden fazla yas tutmamız yasaklandı. Bu süre zarfında sürme çekemez, hoş koku sürünemez, asb türü elbise hariç boyalı elbise de giyemezdik. Bununla birlikte herhangi birimiz ay halinden temizlenip yıkandığı zaman, küst-ü ezfâr denilen kokulu ottan bir miktar kullanmamıza da ruhsat verilmişti. Ayrıca cenazelerin peşinden kabristana gitmemiz de yasaklanmıştı."
Bize Muhammed b. Kesîr, ona Süfyan, ona Abdullah b. Ebu Bekir b. Amr b. Hazm, ona Humeyd b. Nâfi, ona Ümmü Seleme'nin kızı Zeynep, ona da Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe şöyle rivayet etmiştir: "Babasının vefat haberi geldiğinde, Ümmü Habibe biraz koku istedi ve kollarına ondan sürüp şöyle dedi: Benim koku sürünmeye ihtiyacım yoktur. Ancak ben Nebi’yi (sav) şöyle buyururken dinlemiştim: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasının ölümü için bekleyeceği dört ay on gün (iddet) dışında, ölmüş herhangi bir kimse için üç günden fazla yas tutması helal değildir."
Bize Amr b. Zürâre, ona İsmail, ona Eyyûb, ona da Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir: İbn Ömer'e, karısına zina isnat eden kimsenin hükmünü sordum, şöyle dedi: Peygamber (sav), zina ithamından dolayı, Aclân oğullarından bir karı-kocayı ayırdı. Hz. Peygamber önce "Allah biliyor ya ikinizden biriniz yalancısınız. ikinizden birisi iddiasından dönüp tevbe edecek mi?" dedi. her ikisi de reddetti. Hz. Peygamber tekrar "Allah biliyor ya ikinizden biriniz yalancısınız. ikinizden birisi iddiasından dönüp tevbe edecek mi?" dedi. yine her ikisi de reddetti. bunun üzerine karı koca arasını ayırdı. Eyyûb der ki: Amr b. Dînâr bana “gördüğüm kadarıyla bu hadiste bir şey var ki, seni onu rivayet etmiyorsun” dedi. Eyyûb (ben) de şöyle dedim: O adam Hz. Peygamber'e (sav) “benim kadındaki mihrim, malım var?” dedi. Peygamber (sav) de ona "artık senin malın yok. Eğer iddianda doğruysan, o mal karşılığında kadınla birlikte oldun. Yok eğer yalancı isen, zaten o mal senin mülkün olmaktan çok daha uzaktır" buyurdu.
Açıklama: Yemen, önemli bir medeniyete merkezlik yapmış bir yerdir. Macerası Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan Saba Melike’sinin yurdudur. Medenî bir geçmişe sahip olmaları, onlara nezâket, yumuşaklık, anlayış gibi bazı güzel ahlakî hasletler kazandırmıştı. İşte hadîste de buna işaret edilmektedir. Muhtemelen hadîste amaç, mekân ve kişilerden ziyade güzel huy ve ahlâka, nezaket ve inceliğe dikkat çekmektir. Rabîa ve Muda kâfirleri, deve çobanlığı yapan bedevîlerdi. Son derece sert, kaba, zalim ve kan dökücü insanlardı. Buradan hareketle muhtemelen hadîste, bu kötü hulara dikkat çekilmekte ve bu tabiattan sakınılması gerektiğine işaret edilmektedir.