10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize İshak, ona Ravh, ona Şu'be, ona Hubeyb b. Abdurrahman, ona Hafs b. Asım, ona da Ebu Saîd b. Muallâ (ra) şöyle demiştir: Ben namaz kılarken Rasulullah (sav) bana uğradı ve beni çağırdı. Ben de namazı bitirinceye kadar O'nun yanına gitmedim, O'ndan sonra yanına gittim. Rasulullah (sav) "bana gelmene engel olan nedir? Allah: 'Ey iman edenler, sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Rasulü'ne icabet edin' buyurmadı mı?" dedi. Sonra da bana "bu mescitten çıkmadan önce, sana Kur'an'da değeri çok büyük olan bir sure öğreteceğim" buyurdu. Rasulullah (sav) tam mescitten çıkacağı zaman, kendisine verdiği sözü hatırlattım. Rasulullah (sav) "o sure seb'u'l-mesânî olan (Elhamdu lillahi Rabbi'l-alemîn) Fatiha'dır" buyurdu. Muâz der ki: Bize Şu'be, ona Hubeyb, ona Hafs, ona da Hz. Peygamber'in (sav) sahabesinden bir adam olan Ebu Saîd bu hadisi rivayet etmiştir.
Bize Ahmed b. Salih, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihab, ona Ebu Seleme, ona da Cabir b. Abdullah'ın (r.anhüma) rivayet ettiğine göre Rasulullah şöyle buyurdu: "Kureyş beni yalanladığında, Hicr'de ayağa kalktım, ardından Allah, Beytü'l-Makdisi gözümün önüne getirdi ve ben de Mescid-i Aksâ'ya bakarak, onun özelliklerini Kureyşlilere haber vermeye başladım." Bize Yakûb b. İbrahim, ona İbn Şihâb'ın kardeşinin oğlu, ona da amcası İbn Şihâb bu hadisin benzerini rivayet etmiş ve rivayetine "(Mirac Gecesi) Beytü'l-makdis'e götürüldüğüm zaman Kureyş eni yalandığında" ifadesini eklemiştir. "Kâsıfen", 'her şeyi kırıp geçiren bir rüzgâr' demektir.
Bize Humeydî, ona Süfyân, ona A'meş, ona Müslim, ona Mesrûk, ona da Abdullah (ra) şöyle rivayet etmiştir: Kureyş İslam'a girmekte ağır davranınca Hz. Peygamber (sav) "Allah'ım, onlara karşı bana Yusuf'un yedi yılı gibi bir yedi yıl (kıtlık) ile yardım et" diye dua etti. Bunun üzerine onları her şeyi kökünden silip gideren öyle bir kıtlık vurdu ki kemik yemek zorunda bile kaldılar. Hatta kişi göğe bakar ve kendisiyle gök arasında duman gibi bir şey görmeğe başlardı. Allah "O hâlde semanın aşikâr bir duman getireceği günü gözetle" buyurdu. Yine Allah: "Biz bu azabı biraz kaldıracağız. Fakat siz hiç şüphe yok ki, tekrar (şirke geri) döneceksiniz" (Duhân, 10-16) buyurdu. İbn Mesud der ki: Azap, Kıyamet günü (olsaydı eğer) onlardan hiç kaldırılır mıydı? Duhân (الدُّخَانُ) da Batşe (الْبَطْشَةُ) de (bu dünyada) olmuş bitmiştir
Bize İshak b. Nasr, ona Abdurrezzâk, ona Ma'mer, ona Hemmâm, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Davud Peygamber'e (Zebur'u) okumak kolaylaştırıldı. O binek hayvanlarına eğer vurulmasını emreder, sonra da eğer vurulması bitmeden, (Zebur'u baştan sona) okuyup bitirirdi."
Bize Yusuf b. Musa, ona Ebu Usame, ona A'meş, ona Amr b. Mürre, Saîd b. Cübeyr, ona da İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir: "En yakın akrabanı" (ve onlardan ihlâsa erdirilen cemâatini) "uyar" (Şuarâ, 214) ayeti inince, Rasulullah (sav) Safâ Tepe'sine çıktı ve "Yâ sabâhâh! (uyanın ey Kureyş, baskın var)" diye seslendi. İnsanlar “Bu kimdir?” diyerek Hz. Peygamber'in yanına toplandılar. Peygamber (sav) onlara "Ne dersiniz? Ben size 'Şu dağın arkasından bir süvari birliği çıkacak' diye haber versem, bana inanır mısınız?" buyurdu. Onlar da “Biz senden bir yalan duymadık” dediler. Peygamber (sav) "Öyleyse ben şiddetli bir azabın öncesinde sizleri uyaran kimseyim" buyurdu. Ebu Leheb “Yazık sana! Bizi buraya bunun için mi topladın!” dedi sonra kalkıp gitti. Bunun üzerine "Tebbet yedâ Ebî Lehebin ve tebb" suresi indi. A'meş o gün bu ayeti "kad tebbe" şeklinde okumuştur
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Mansur, ona Ebu Vâil, ona Abdullah şöyle demiştir: Biz cahiliye döneminde bir kabilenin nüfusu çoğaldığında "Emira benû fulanin (Fulân oğulları çok oldu)" derdik. Bize Humeydî, ona da Süfyân bu hadisi rivayet etti ve "emira" ifadesini kullandı.
Bize İshak, ona Ravh, ona Şu'be, ona Hubeyb b. Abdurrahman, ona Hafs b. Asım, ona da Ebu Saîd b. Muallâ (ra) şöyle demiştir: Ben namaz kılarken Rasulullah (sav) bana uğradı ve beni çağırdı. Ben de namazı bitirinceye kadar O'nun yanına gitmedim, O'ndan sonra yanına gittim. Rasulullah (sav) "bana gelmene engel olan nedir? Allah: 'Ey iman edenler, sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Rasulü'ne icabet edin' buyurmadı mı?" dedi. Sonra da bana "bu mescitten çıkmadan önce, sana Kur'an'da değeri çok büyük olan bir sure öğreteceğim" buyurdu. Rasulullah (sav) tam mescitten çıkacağı zaman, kendisine verdiği sözü hatırlattım. Rasulullah (sav) "o sure seb'u'l-mesânî olan (Elhamdu lillahi Rabbi'l-alemîn) Fatiha'dır" buyurdu. Muâz der ki: Bize Şu'be, ona Hubeyb, ona Hafs, ona da Hz. Peygamber'in (sav) sahabesinden bir adam olan Ebu Saîd bu hadisi rivayet etmiştir.
Bize Ahmed b. Salih, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihab, ona Ebu Seleme, ona da Cabir b. Abdullah'ın (r.anhüma) rivayet ettiğine göre Rasulullah şöyle buyurdu: "Kureyş beni yalanladığında, Hicr'de ayağa kalktım, ardından Allah, Beytü'l-Makdisi gözümün önüne getirdi ve ben de Mescid-i Aksâ'ya bakarak, onun özelliklerini Kureyşlilere haber vermeye başladım." Bize Yakûb b. İbrahim, ona İbn Şihâb'ın kardeşinin oğlu, ona da amcası İbn Şihâb bu hadisin benzerini rivayet etmiş ve rivayetine "(Mirac Gecesi) Beytü'l-makdis'e götürüldüğüm zaman Kureyş beni yalandığında" ifadesini eklemiştir. "Kâsıfen", 'her şeyi kırıp geçiren bir rüzgâr' demektir.