10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdan, ona Abdullah, ona Yunus,ona ez-Zührî, ona Ebu Seleme b. Abdurrahman, ona da Ebu Hureyre (ra), Rasulullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Tıpkı hayvanın, bütün organları tam bir yavru dünyaya getirdiği gibi (hayvanın dünyaya getirdiği bu yavrunun) vücudunda kesik bir organ görebiliyor musunuz?" Bundan sonra Ebu Hureyre (ra) şu âyeti okurdu: "O hâlde Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte dosdoğru din budur." (Rum, 30/30)
Bize Ömer b. Hafs b. Ğiyâs, ona babası (Hafs b. Ğiyâs), ona A'meş, ona Müslim, ona Mesrûk, ona da Abdullah şöyle demiştir: Beş mucize olup bitmiştir: Duhân, Kamer, Rûm, Batşe ve "fe-sevfe yekûnu lizâma" (Furkân,77) ayetinde geçen Lizam.
Açıklama: "Duhân": Kureyş'in kıtlık azabıyla karşı karşıya kalması ve açlıktan dolayı yerden göğe doğru uzanan bir duman görmesi; "Rûm": Rumların, İranlılara mağlup olmalarının ardından bir kaç içinde tekrar galip gelmeleri; "Kamer" Ayın ikiye yarılması; "Batşe": Büyük Bedir harbinde müşriklerin yakalanıp öldürülmeleri; "Lizâm": Bedir'de müşriklerin esir edilmesi.
Bize Ömer b. Hafs b. Ğiyâs, ona babası (Hafs b. Ğiyâs), ona A'meş, ona Amr b. Mürre, ona Saîd b. Cübeyr, ona da İbn Abbâs (ra) şöyle demiştir: "Sen en yakın akrabanı uyar" ayeti indiği zaman Peygamber (sav) Safa Tepesi üzerine çıkıp "Ey Fihr oğulları! Ey Adiyy oğulları!" diye oymak oymak bütün Kureyş soylarını, yanına toplanıncaya kadar, çağırmaya başladı. Çağrılanlardan herhangi biri oraya gitmeye güç yetiremediği zaman, ne olduğunu öğrenmek üzere yerine bir elçi gönderirdi. Ebu Leheb ve Kureyş geldi. Hz. Peygamber (sav) "ben size şu vadide birtakım düşman süvarileri vardır, sizin üzerinize baskın yapmak istiyorlar diye haber versem, ne dersiniz? Bana inanır mısınız?" dedi. Topluluk “evet inanırız. Çünkü biz senden bu güne kadar sadece doğruluk gördük” dediler. Hz. Peygamber "öyleyse ben, şiddetli bir azabın öncesinde sizleri uyaran bir uyarıcıyım" dedi. Bunun Ebu Leheb “Yazık sana! kalan ömrün hüsranla geçsin. Bizleri bunun için mi burada topladın?” dedi. Bu sözleri üzerine şu sure indi: "Ebu Leheb'in iki eli kurusun. Kendisi de kurudu (helak oldu). Ona ne malı, ne kazandığı fayda vermedi... " (Tebbet Suresi, 1-5)
Bize Muhammed b. Kesîr, ona Süfyân, ona Mansur ve A'meş, onlara Ebu Duhâ, ona da Mesrûk şöyle demiştir: Bir adam Kinde mevkiinde konuşurken “Kıyamet günü bir duman gelecek, kâfir ve münafıkların kulaklarını sağır, gözlerini kör edecek, müminlere de yalnız nezle hastalığı şeklinde tesir edecek” dedi. Biz de (bu sözlerden) korkup hemen İbn Mesûd'un yanına geldik. İbn Mesûd bir şeye yaslanmış hâlde istirahat ediyordu. Bu sözü işitince öfkelendi, hemen toparlanıp oturdu ve “kişi bildiğini söylesin, bilmediği şey hakkında da 'Allah en bilendir' desin. Çünkü insanın bilmediği bir şey hakkında 'bilmiyorum' demesi de ilimden bir türüdür. Allah, Peygamber'ine "De ki: Tebliğim karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Ben kendiliğimden peygamberlik de taslamıyorum" (Sâd, 86) buyurmuştur.” “(Duman meselesine gelince) Kureyş müşrikleri İslâm Dinini kabulde ağır davranıp geri kaldılar, bunun üzerine Peygamber (sav) "Allah'ım Yusuf Peygamber'in kavmi aleyhine verdiğin yedi kıtlık yılı gibi, Kureyş'e de yedi yıl yokluk vererek bana yardım et!" diye dua etti. Hemen ardından Kureyş'i öyle şiddetli bir kıtlık yakaladı ki, birçokları bu kıtlık içinde açlıktan helak oldu. Ölü etleri ve kemikleri yediler. Aç olan kişi yerle gök arasındaki hava tabakasını duman şekli gibi görüyordu. Bu çok ciddî ve şiddetli hâl üzerine Ebu Sufyân, Hz. Peygamber'e geldi ve “ey Muhammed, sen bize gelmiş hısımlarla ilgilenmeyi emrediyorsun, ama kavmin ise açlıktan helak oldu. Artık onlar için dua et” dedi. İbn Mesûd bu sözlerin ardından şu ayetleri okudu: "Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azaptır. O gün insanlar 'Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz' derler. Onlar nerede, öğüt almak nerede? Halbuki onlara her şeyi açıkça bildiren bir peygamber gelmişti. Fakat onlar peygamberden yüz çevirmiş, 'Bu, kendisine belletilmiş delinin biri' demişlerdi. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine inkâra döneceksiniz." (Duhân, 10-15).” “(Kindeli'nin dediği gibi olsaydı) Ahiret azabı bir kere geldikten sonra tekrar kaldırılır mıydı? Kureyş müşrikleri sonra yine şirklerine döndüler. Bu dönekliğin cezasını Allah "Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız." (Duhân, 16) ayetinde bildirmiştir. Bu intikam günü, Bedir günüdür. (Furkân, 77. ayette geçen) "Lizâmen" ifadesi de Bedir günüdür. "Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir." (Rûm, 1-4) (ayetlerinde geçen) Rumların galibiyeti de (gelecek kalıbıyla verildiği halde) olmuş bitmiştir.”
Bize Ebu Yemân, ona Şuayb, ona Zührî, ona Said b. Müseyyeb ve Ebu Seleme b. Abdurrahman, onlara da Ebu Hureyre (ra) şöyle rivayet etmiştir: Allah (ac) "En yakın akrabalarını uyar" ayetini (Şuarâ, 214) indirince Rasulullah (sav) kalkıp "Ey Kureyş ahalisi! (iman ederek) canlarınızı (Allah'tan) satın alın! Şüphesiz ben Allah'tan (gelecek bir azabı) hiç bir şeyle sizden def edemem. Ey Abdümenâf oğulları! Şüphesiz ben Allah'tan (gelecek bir azabı) hiç bir şeyle sizden def edemem! Ey Abbas b. Abdülmuttalib! Şüphesiz ben Allah'tan (gelecek bir azabı) hiç bir şeyle senden def edemem! Ey Rasulullah'ın halası Safiyye! Şüphesiz ben Allah'tan (gelecek bir azabı) hiç bir şeyle senden def edemem! Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan dilediğini iste ama ben Allah'tan (gelecek bir azabı) hiç bir şeyle senden def edemem" buyurdu. Esbağ, rivayeti İbn Vehb'ten, o Yunus'tan, o da İbn Şihâb'tan nakletmekle Ebu Yemân'a mütabaatta bulunmuştur.