Bize Müsedded, onas Yahya, ona Süfyan, ona Mansur ile Süleyman, onlara Ebu Vâil, ona Ebu Meysere, ona da Abdullah rivâyet etti. Ayrıca bana Vâsıl, ona Ebu Vâil, ona da Abdullah (ra) şöyle rivâyet etti: Ben Rasûlullah'a (sav) sordum -veya O'na soruldu-:
"— Allah katında en büyük günah hangisidir?" Rasûlullah (sav),
"— Seni yaratan Allah olduğu halde O'na ortak koşmandır" buyurdu.
"— Sonra hangisidir?" diye sordum.
"- Sofrana ortak olacağından korkarak çocuğunu öldürmendir" buyurdu.
"— Sonra hangisidir?" dedim.
"— Komşunun helâliyle zina etmendir" buyurdu.
İbn Mes'ûd dedi ki: Rasûlullah'ın (sav) bu cevaplarını tasdik edici olarak şu âyet indi: *Onlar, Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapmazlar; haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar,
zina etmezler." (el-Furkan, 25/68).
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32697, B004761
Hadis:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ حَدَّثَنَا يَحْيَى عَنْ سُفْيَانَ قَالَ حَدَّثَنِى مَنْصُورٌ وَسُلَيْمَانُ عَنْ أَبِى وَائِلٍ عَنْ أَبِى مَيْسَرَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ . قَالَ وَحَدَّثَنِى وَاصِلٌ عَنْ أَبِى وَائِلٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ - رضى الله عنه - قَالَ سَأَلْتُ - أَوْ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - أَىُّ الذَّنْبِ عِنْدَ اللَّهِ أَكْبَرُ قَالَ « أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ » . قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ « ثُمَّ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ خَشْيَةَ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ . قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ « أَنْ تُزَانِىَ بِحَلِيلَةِ جَارِكَ » . قَالَ وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ تَصْدِيقًا لِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ( وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ) .
Tercemesi:
Bize Müsedded, onas Yahya, ona Süfyan, ona Mansur ile Süleyman, onlara Ebu Vâil, ona Ebu Meysere, ona da Abdullah rivâyet etti. Ayrıca bana Vâsıl, ona Ebu Vâil, ona da Abdullah (ra) şöyle rivâyet etti: Ben Rasûlullah'a (sav) sordum -veya O'na soruldu-:
"— Allah katında en büyük günah hangisidir?" Rasûlullah (sav),
"— Seni yaratan Allah olduğu halde O'na ortak koşmandır" buyurdu.
"— Sonra hangisidir?" diye sordum.
"- Sofrana ortak olacağından korkarak çocuğunu öldürmendir" buyurdu.
"— Sonra hangisidir?" dedim.
"— Komşunun helâliyle zina etmendir" buyurdu.
İbn Mes'ûd dedi ki: Rasûlullah'ın (sav) bu cevaplarını tasdik edici olarak şu âyet indi: *Onlar, Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapmazlar; haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar,
zina etmezler." (el-Furkan, 25/68).
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 4761, 2/236
Senetler:
1. Ebu Abdurrahman Abdullah b. Mesud (Abdullah b. Mesud b. Gafil b. Habib b. Şemh)
2. Ebu Meysere Amr b. Şurahbil el-Hemdani (Amr b. Şurahbil)
3. Ebu Vâil Şakik b. Seleme el-Esedî (Şakik b. Seleme)
4. Ebu Attab Mansur b. Mu'temir es-Sülemî (Mansur b. Mu'temir b. Abdullah)
5. Süfyan es-Sevrî (Süfyan b. Said b. Mesruk b. Habib b. Rafi')
6. Ebu Said Yahya b. Said el-Kattan (Yahya b. Said b. Ferruh)
7. Müsedded b. Müserhed el-Esedî (Müsedded b. Müserhed b. Müserbel b. Şerik)
Konular:
Amel, Allah'ın hiç hoşlanmadığı ameller
Büyük Günah, büyük günahlar
Çocuk, fakirlik korkusuyla çocukları öldürmek,
Komşuluk, komşuluk ilişkileri
KTB, GÜNAH
Şirk, şirk koşmak
Zina, nikahsız, gayr-i meşru ilişki,
Bize Adem, ona Şu'be, ona Mansur, ona Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir:
Ben İbn Abbâs'a Yüce Allah'ın "Onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir" (Nisa, 93) ayetini sordum, “kasten insan öldürenin tövbesi yoktur” dedi. Yine ona, zikri celil olan Allah'ın "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir cezaya çarptırılır. (…) Ancak tövbe edip inanan ve salih ameller işleyenler müstesna" (Furkan, 68-70) kavlini sordum. “bu ayet, Cahiliye devri (müşrikleri) hakkındadır” dedi.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32707, B004764
Hadis:
حَدَّثَنَا آدَمُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ - رضى الله عنهما - عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ( فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ ) قَالَ لاَ تَوْبَةَ لَهُ . وَعَنْ قَوْلِهِ جَلَّ ذِكْرُهُ ( لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ ) قَالَ كَانَتْ هَذِهِ فِى الْجَاهِلِيَّةِ .
Tercemesi:
Bize Adem, ona Şu'be, ona Mansur, ona Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir:
Ben İbn Abbâs'a Yüce Allah'ın "Onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir" (Nisa, 93) ayetini sordum, “kasten insan öldürenin tövbesi yoktur” dedi. Yine ona, zikri celil olan Allah'ın "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir cezaya çarptırılır. (…) Ancak tövbe edip inanan ve salih ameller işleyenler müstesna" (Furkan, 68-70) kavlini sordum. “bu ayet, Cahiliye devri (müşrikleri) hakkındadır” dedi.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 2, 2/237
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Said b. Cübeyr el-Esedî (Said b. Cübeyr)
3. Ebu Attab Mansur b. Mu'temir es-Sülemî (Mansur b. Mu'temir b. Abdullah)
4. Şube b. Haccâc el-Atekî (Şu'be b. Haccac b. Verd)
5. Ebu Hasan Adem b. Ebu İyas (Adem b. Abdurrahman b. Muhammed b. Şuayb)
Konular:
Haklar, İnsan hakları
Tevbe, kasden adam öldürenin tevbesi
Açıklama: Nisâ suresindeki ilgili ayet: "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." (Nisâ, 4/93)
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32698, B004762
Hadis:
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِى الْقَاسِمُ بْنُ أَبِى بَزَّةَ أَنَّهُ سَأَلَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ هَلْ لِمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا مِنْ تَوْبَةٍ فَقَرَأْتُ عَلَيْهِ ( وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ) . فَقَالَ سَعِيدٌ قَرَأْتُهَا عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ كَمَا قَرَأْتَهَا عَلَىَّ . فَقَالَ هَذِهِ مَكِّيَّةٌ نَسَخَتْهَا آيَةٌ مَدَنِيَّةٌ ، الَّتِى فِى سُورَةِ النِّسَاءِ .
Tercemesi:
Bize İbrahim b. Musa, ona Hişâm b. Yusuf, ona İbn Cüreyc, ona da Kâsım b. Ebu Bezze şöyle demiştir:
"Ben, Saîd b. Cübeyr'e: 'Bilerek bir mümini öldüren kimse için tevbe var mıdır? diye sorup, akabinde ona karşı (Allah'ın haram kıldığı cam haksız olarak öldürmezler) ayetini okudum.' Saîd de şöyle cevap verdi: 'Senin ayeti okuduğun gibi, ben de bunu İbn Abbas'a karşı okumuştum. İbn Abbas bana şöyle dedi: 'Bu ayet Mekkî bir ayettir. Bunu, Medine devrinde inmiş olan Nisâ suresindeki bir ayet neshetmiştir."
Açıklama:
Nisâ suresindeki ilgili ayet: "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." (Nisâ, 4/93)
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 2, 2/236
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Said b. Cübeyr el-Esedî (Said b. Cübeyr)
3. Kasım b. Ebû Bezze (Ebû Abdullah Kasım b. Nafi' b. Yesar)
4. Ebu Velid İbn Cüreyc el-Mekkî (Abdülmelik b. Abdülaziz b. Cüreyc)
5. Ebu Abdurrahman Hişam b. Yusuf el-Ebnâvî (Hişam b. Yusuf)
6. İbrahim b. Musa et-Temîmî (İbrahim b. Musa b. Yezid b. Zâzân)
Konular:
Haklar, İnsan hakları
Tevbe, kasden adam öldürenin tevbesi
Açıklama: İlgili ayet: "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir..." (Nisâ, 4/93)
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32699, B004763
Hadis:
حَدَّثَنِى مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْكُوفَةِ فِى قَتْلِ الْمُؤْمِنِ ، فَرَحَلْتُ فِيهِ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ ، فَقَالَ نَزَلَتْ فِى آخِرِ مَا نَزَلَ وَلَمْ يَنْسَخْهَا شَىْءٌ .
Tercemesi:
Bize Muhammed b. Beşşâr, ona Gunder, ona Şu'be, ona Muğira b. Nu'mân, ona da Saîd b. Cübeyr demiştir:
"Kufe ehli kasten bir müminin öldürülmesin hükmünde ihtilafa düştü. Ben bu konuda İbn Abbas'a sormaya gittim (ve sordum). İbn Abbas: 'Bunun cevabı en son inen vahiyler içindedir ve bunu hiçbir şey neshetmemiştir' dedi."
Açıklama:
İlgili ayet: "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir..." (Nisâ, 4/93)
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 2, 2/236
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Said b. Cübeyr el-Esedî (Said b. Cübeyr)
3. Muğira b. Numan en-Nehaî (Muğira b. Numan)
4. Şube b. Haccâc el-Atekî (Şu'be b. Haccac b. Verd)
5. Gunder Muhammed b. Cafer el-Hüzelî (Muhammed b. Cafer el-Hüzeli)
6. Muhammed b. Beşşâr el-Abdî (Muhammed b. Beşşâr b. Osman)
Konular:
Haklar, İnsan hakları
Tevbe, kasden adam öldürenin tevbesi
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32344, B004758
Hadis:
وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ حَدَّثَنَا أَبِى عَنْ يُونُسَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ - رضى الله عنها - قَالَتْ يَرْحَمُ اللَّهُ نِسَاءَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلَ ، لَمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ ( وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ ) شَقَّقْنَ مُرُوطَهُنَّ فَاخْتَمَرْنَ بِهِ .
Tercemesi:
Bize Ahmed b. Şebîb, ona babası Şebîb b. Saîd, ona Yûnus b. Yezîd, ona İbn Şihâb, ona da Urve b. Zübeyr, Aişe'nin (r. anha) şu sözünü rivayet etmiştir:
"Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin. Allah, "Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Nisa, 4/31)" emrini indirince, o kadınlar izâr denilen dış elbiselerini ikiye ayırıp onlarla başlarını örttüler."
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 12, 2/235
Senetler:
1. Ümmü Abdullah Aişe bt. Ebu Bekir es-Sıddîk (Aişe bt. Abdullah b. Osman b. Âmir)
2. Urve b. Zübeyr el-Esedî (Urve b. Zübeyr b. Avvam b. Huveylid b. Esed)
3. Ebu Bekir Muhammed b. Şihab ez-Zührî (Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab)
4. Yunus b. Yezid el-Eyli (Yunus b. Yezid b. Mişkan)
5. Ebu Said Şebîb b. Said et-Temîmî (Şebîb b. Said)
6. Ebu Abdullah Ahmed b. Şebîb el-Habatî (Ahmed b. Şebîb b. Said)
Konular:
Tesettür,
Tesettür, genç kızın, kadının başörtüsü
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32345, B004759
Hadis:
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَافِعٍ عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ شَيْبَةَ أَنَّ عَائِشَةَ - رضى الله عنها - كَانَتْ تَقُولُ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ( وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ ) أَخَذْنَ أُزْرَهُنَّ فَشَقَّقْنَهَا مِنْ قِبَلِ الْحَوَاشِى فَاخْتَمَرْنَ بِهَا .
Tercemesi:
Bize Ebu Nuaym (Fadl b. Dükeyn el-Mülâi), ona İbrahim b. Nafi' el-Mahzumi, ona Hasan b. Müslim el-Huzaî, ona da Safiyye bt. Şeybe, Âişe'nin (r.anha) "Kadınlar başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar." (Nur, 24/31) âyeti indiği zaman, izârlarını (peştamal) aldılar da onları etek/uç taraflarından yardılar ve bunlarla başlarını örttüler" dediğini rivayet etmiştir.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 12, 2/235
Senetler:
1. Ümmü Abdullah Aişe bt. Ebu Bekir es-Sıddîk (Aişe bt. Abdullah b. Osman b. Âmir)
2. Safiyye bt. Şeybe (Safiyye bt. Şeybe b. Osman b. Ebu Talha b. Abdüluzza)
3. Hasan b. Müslim el-Huzaî (Hasan b. Müslim b. Yennâk)
4. İbrahim b. Nafi' el-Mahzumi (Ebu İshak İbrahim b. Nafi')
5. Ebu Nuaym Fadl b. Dükeyn el-Mülâi (Fadl b. Amr b. Hammâd b. Züheyr b. Dirhem)
Konular:
Tesettür,
Tesettür, genç kızın, kadının başörtüsü
Ebu Usame der ki: Bana Hişâm b. Urve, ona babası (Urve b. Zübeyir), ona da Âişe şöyle demiştir:
Benim hakkımda söylenenler söylendiği zaman ki ben o sırada hiçbir şey bilmiyordum, Rasulullah (sav) konuşmak üzere ayağa kalktı. kelime-i şahadet getirdi, ardından Allah'a hamd edip onu en güzel şekilde övdü, sonra da "şimdi benim eşime bir takım ithamlarda bulunan insanlar hakkında fikirlerinizi bana söyleyin. Allah'a yemin ederim ki, ben eşim hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum. Onların eşim ile birlikte itham ettikleri kimseye gelince, yine Allah'a yemin ederim ki, ben o adam hakkında da hiçbir kötü bir şey bilmiyorum. O kişi ben yokken benim evime asla girmemiştir. Ben bir sefere çıkıp evimden ayrı kaldığımda, o kişi de benimle birlikte seferde idi" dedi. Bunun üzerine Sa'd b. Muâz ayağa kalkıp “ey Allah'ın Rasulü, izin ver, onların boyunlarını vuralım” dedi. Buna karşılık Hazrec oğullarından, Hassan b.Sâbit'in anasının kavminden, bir adam ayağa kalktı ve “yalan söylüyorsun, Allah'a yemin ederim ki, eğer o iftirayı atanlar Evs kabilesinden olsalardı, sen onların boyunlarının vurulmasına sevinemezdin” dedi. Tartışma o kadar büyüdü ki neredeyse mescitte Evs ile Hazrec arasında bir kavga olacaktı.
Âişe der ki: Ben bu iftirayı henüz bilmiyordum. Bu günün akşamı, ihtiyacımı gidermek üzere dışarıya çıktım. Yanımda Mıstâh'ın anası da vardı. Yürürken bu kadının ayağı tökezledi ve “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben de ona “ey ana, oğluna mı sövüyorsun?” dedim. Kadın sustu. Sonra kadın ikinci defa ayağı takılıp sürçtü. Kadın yine “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben yine “oğluna mı sövüyorsun?” dedim. Sonra kadın üçüncü kez ayağı takılıp sürçtü, ve yine “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben de kendisini azarladım. Bunun üzerine kadın “vallahi ben Mıstah'a ancak senden dolayı sövüyorum” dedi. Ben de “benim hangi hâlim hakkında?” diye sordum. Kadın benimle ilgili konuşulanları anlattı. Ben “bu sözler gerçekten söylendi mi?” dedim. Kadın “evet vallahi” dedi.
Âişe der ki: Ardından ben evime öyle bir halde döndüm ki, gidermek için çıktığım ihtiyacımdan az ya da çok hiç bir eser yoktu. Çok hasta oldum ve Rasulullah'a “beni babamın evine gönder” dedim. O da beni, beraberimde bana hizmet edecek bir çocukla babamın evine gönderdi. Eve girdim, annem Ümmü Rûmân'ı evin alt tarafında, babam Ebu Bekir'i de evin üst tarafında oturmuş okurlarken buldum. Annem “Ey kızcağızım, seni buraya getiren sebep nedir?” diye sordu. Ben de kendisine geliş sebebimi söyleyip olan biteni aktardım. Ama gördüm ki, annem benim kadar kederlenmemiş. Annem bana “ey kızcağızım, bu iftirayı kendine yakıştırma. Allah'a yemin ederim ki, bir erkeğin yanında sevdiği güzel bir kadın ve bu kadının birçok kuması varsa o kadını mutlaka kıskanır ve hakkında laf ederler” dedi. Gördüm ki, annem benim kadar kederlenmemiş. Anneme “babam bu konuyu biliyor mu?” diye sordum. “Evet” dedi. “Allah Rasulü (sav) biliyor mu?” dedim. “Evet” dedi. Üzüldüm ve ağladım. Bu sırada evin üst tarafında okuyan babam Ebu Bekir sesimi duyup aşağıya indi ve anneme “Âişe'nin nesi var?” dedi. Annem “hakkında söylenenleri duymuş” dedi. Bunun üzerine babamın gözünden yaşlar aktı ve “ey kızcağızım, senin üzerine yemin ederim ki sen mutlaka evine geri döneceksin” dedi. Bunun üzerine ben evime döndüm. Rasulullah (sav) da benim odama girmiş ve hizmetçi kıza benim hakkımda sormuş, o da “Allah'a yemin ederim ki, ben Âişe hakkında hiçbir kusur şey bilmiyorum. Sadece (hamur yoğurduğunda) uyuyup kalıyor, sonra koyun içeriye girip ve onun ekmeklik hamurunu yahut ekmeklik olarak yoğurduğunu yiyordu” dedi. Sahabeden bazısı hizmetçimi azarlayıp “Ey kadın! Rasûlullah'a doğru söyle” demiş, hatta bazısı o iftirayı açıkça sormuşlar, Berîre de “Subhânallah, Allah'a yemin ederim ki, ben Âişe hakkında, kuyumcunun hâlis altın hakkındaki bilgisinden başka bir şey bilmiyorum” demiş. Bu iftira, kendisi hakkında iftira edilen adamın kulağına da gelmiş ve o da “Subhânallah,! Allah'a yemin ederim ki, ben hiçbir kadının elbisesini açmış değilim” demiştir. O kişi Allah yolunda şehit oldu.
Âişe der ki: Annem ve babam benim yanımda sabahladılar. Annem babam sağımda ve solumda oturmuş iken ikindi namazını kıldırmış olan Rasulullah benim yanıma girdi. Allah'a hamd edip övdü. Sonra "Amma ba'du" diyerek "ey Âişe, eğer bir kötülük yapmış isen yahut nefsine uymuşsan Allah'a tevbe et. Çünkü Allah, kullarından tevbeyi kabul eder" dedi. Âişe der ki: Bu sırada Ensâr'dan bir kadın gelmiş, kapıda oturuyordu. Ben Rasûlullah'a “böyle uygunsuz bir şeyi dile getirmekte şu kadından da mı haya etmezsin?” dedim. Rasulullah tavsiyesini yaptı. Ben de babama yönelip “Rasulullah'a cevap ver” dedim. Babam “ben ne söyleyeyim?” dedi. Bunun üzerine ben anneme dönüp “Rasulullah'a sen cevap ver” dedim. O da “ben ne diyeyim?” dedi. İkisi de Rasûulullah'a cevap vermeyince, ben kelime-i şahedet getirip Allah'a hamd ettim ve O'nu lâyık olduğu sıfatlarla övdüm. Ardından şunları söyledim: Vallahi eğer ben sizlere “ben hiçbir günah işlemedim” desem Azîz ve Celîl olan Allah benim muhakkak doğruyu söylediğime şahitken, benim bu sözümün, sizin yanınızda bana faydası olmayacak. Sizler zaten bu iftirayı konuşmuş ve kalplerinize sindirmişsiniz. Eğer ben, Allah benim böyle bir iş yapmadığımı bilip dururken, sizlere “ben bunu yaptım” desem, sizler “Âişe bu işi nefsine karşı ikrar etti” diyeceksiniz. Vallahi ben bu vaziyette kendim için ve sizin için -tam burada zihnimde Yakub'un ismini hatırlamaya çalıştım ama hatırlayamadım- ancak Yusuf'un babasını örnek olarak görüyorum. Hani Yusuf'un babası "Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin şu söylediklerinize karşı, yardımına sığınılacak olan da ancak Allah'tır" (Yûsuf:18) demişti.
Tam bu sırada Rasulullah'a vahiy indirildi. Bizler sükût ettik. O'ndan vahiy hâli gitti ve ben O'nun yüzündeki sevinci apaçık belirmiş buldum. Rasulullah alnındaki terleri eliyle siliyor ve "sevin ey Âişe, Allah senin tertemiz olduğunu kesin surette indirmiştir" dedi. Âişe der ki: Ben, bu sefer daha fazla öfke duydum. Annem, babam bana “kalk Rasulullah'ın yanına var” dediler. Ben de “Vallahi ben ne kalkıp O'nun yanına giderim, ne de O'na ve size minnet duyarım. Ben benim suçsuzluğum hakkında ayet indirmiş olan Allah'a hamd ederim. Çünkü yemin olsun ki, sizler o iftirayı işittiğiniz halde ne onu reddettiniz ne de değiştirdiniz” dedim.
Âişe der ki: Allah Zeynep bt. Cahş'ı dindarlığı sayesinde korudu da o, hakkımda hayırdan başka bir şey söylemedi. Amma onun kız kardeşi Hamne helak olanlardan oldu. O iftirayı dile getirenler ise, Mistah ile Hassan b. Sâbit'tir. Münafık olan Abdullah b. Ubeyy ise bizzat bu İftirayı eşeleyip çıkaran, derleyen, toparlayan kimseydi. O ve Hamne günahın büyüğünü yüklendi. Âişe der ki: Ebu Bekir, Mistah'a bundan sonra asla yardım etmeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Alla "Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, vermelerinde eksiltme yapmasınlar... " (Nûr, 22) ayetini "Allah'ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz? Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" kavline kadar indirdi. "Bolluk (yânî servet) sahibi olanlar, hısımlık sahibi bulunanlara ve fakirlere, vermelerini eksik yapmasınlar" sözünde Allah "Bolluk (yânî servet) sahibi olanlar" sözüyle Ebu Bekir'i "hısımlık sahibi bulunanlara ve fakirlere" sözü ile de Mıstah'ı kast etmiştir. Ebu Bekir “Evet, vallahi ey Rabbimiz, bizler şüphesiz Sen'in bize mağfiret etmeni elbette sever, arzu ederiz” diyerek Mıstah'a veregeldiği nafakayı vermeye devam etti.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32343, B004757
Hadis:
وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ قَالَ أَخْبَرَنِى أَبِى عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ لَمَّا ذُكِرَ مِنْ شَأْنِى الَّذِى ذُكِرَ وَمَا عَلِمْتُ بِهِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِىَّ خَطِيبًا ، فَتَشَهَّدَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ، ثُمَّ قَالَ « أَمَّا بَعْدُ أَشِيرُوا عَلَىَّ فِى أُنَاسٍ أَبَنُوا أَهْلِى ، وَايْمُ اللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَى أَهْلِى مِنْ سُوءٍ ، وَأَبَنُوهُمْ بِمَنْ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَطُّ ، وَلاَ يَدْخُلُ بَيْتِى قَطُّ إِلاَّ وَأَنَا حَاضِرٌ ، وَلاَ غِبْتُ فِى سَفَرٍ إِلاَّ غَابَ مَعِى » . فَقَامَ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ فَقَالَ ائْذَنْ لِى يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ نَضْرِبَ أَعْنَاقَهُمْ ، وَقَامَ رَجُلٌ مِنْ بَنِى الْخَزْرَجِ ، وَكَانَتْ أُمُّ حَسَّانَ بْنِ ثَابِتٍ مِنْ رَهْطِ ذَلِكَ الرَّجُلِ ، فَقَالَ كَذَبْتَ ، أَمَا وَاللَّهِ ، أَنْ لَوْ كَانُوا مِنَ الأَوْسِ مَا أَحْبَبْتَ أَنْ تُضْرَبَ أَعْنَاقُهُمْ . حَتَّى كَادَ أَنْ يَكُونَ بَيْنَ الأَوْسِ وَالْخَزْرَجِ شَرٌّ فِى الْمَسْجِدِ ، وَمَا عَلِمْتُ فَلَمَّا كَانَ مَسَاءُ ذَلِكَ الْيَوْمِ خَرَجْتُ لِبَعْضِ حَاجَتِى وَمَعِى أُمُّ مِسْطَحٍ . فَعَثَرَتْ وَقَالَتْ تَعِسَ مِسْطَحٌ . فَقُلْتُ أَىْ أُمِّ تَسُبِّينَ ابْنَكِ وَسَكَتَتْ ثُمَّ عَثَرَتِ الثَّانِيَةَ فَقَالَتْ تَعِسَ مِسْطَحٌ ، فَقُلْتُ لَهَا تَسُبِّينَ ابْنَكِ ثُمَّ عَثَرَتِ الثَّالِثَةَ فَقَالَتْ تَعِسَ مِسْطَحٌ . فَانْتَهَرْتُهَا ، فَقَالَتْ وَاللَّهِ مَا أَسُبُّهُ إِلاَّ فِيكِ . فَقُلْتُ فِى أَىِّ شَأْنِى قَالَتْ فَبَقَرَتْ لِى الْحَدِيثَ فَقُلْتُ وَقَدْ كَانَ هَذَا قَالَتْ نَعَمْ وَاللَّهِ ، فَرَجَعْتُ إِلَى بَيْتِى كَأَنَّ الَّذِى خَرَجْتُ لَهُ لاَ أَجِدُ مِنْهُ قَلِيلاً وَلاَ كَثِيرًا ، وَوُعِكْتُ فَقُلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسِلْنِى إِلَى بَيْتِ أَبِى . فَأَرْسَلَ مَعِى الْغُلاَمَ ، فَدَخَلْتُ الدَّارَ فَوَجَدْتُ أُمَّ رُومَانَ فِى السُّفْلِ وَأَبَا بَكْرٍ فَوْقَ الْبَيْتِ يَقْرَأُ . فَقَالَتْ أُمِّى مَا جَاءَ بِكِ يَا بُنَيَّةُ فَأَخْبَرْتُهَا وَذَكَرْتُ لَهَا الْحَدِيثَ ، وَإِذَا هُوَ لَمْ يَبْلُغْ مِنْهَا مِثْلَ مَا بَلَغَ مِنِّى ، فَقَالَتْ يَا بُنَيَّةُ خَفِّضِى عَلَيْكِ الشَّأْنَ ، فَإِنَّهُ وَاللَّهِ ، لَقَلَّمَا كَانَتِ امْرَأَةٌ حَسْنَاءُ عِنْدَ رَجُلٍ يُحِبُّهَا ، لَهَا ضَرَائِرُ ، إِلاَّ حَسَدْنَهَا وَقِيلَ فِيهَا . وَإِذَا هُوَ لَمْ يَبْلُغْ مِنْهَا مَا بَلَغَ مِنِّى ، قُلْتُ وَقَدْ عَلِمَ بِهِ أَبِى قَالَتْ نَعَمْ . قُلْتُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ نَعَمْ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَعْبَرْتُ وَبَكَيْتُ ، فَسَمِعَ أَبُو بَكْرٍ صَوْتِى وَهْوَ فَوْقَ الْبَيْتِ يَقْرَأُ ، فَنَزَلَ فَقَالَ لأُمِّى مَا شَأْنُهَا قَالَتْ بَلَغَهَا الَّذِى ذُكِرَ مِنْ شَأْنِهَا . فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ ، قَالَ أَقْسَمْتُ عَلَيْكِ أَىْ بُنَيَّةُ إِلاَّ رَجَعْتِ إِلَى بَيْتِكِ ، فَرَجَعْتُ وَلَقَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتِى ، فَسَأَلَ عَنِّى خَادِمَتِى فَقَالَتْ لاَ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهَا عَيْبًا إِلاَّ أَنَّهَا كَانَتْ تَرْقُدُ حَتَّى تَدْخُلَ الشَّاةُ فَتَأْكُلَ خَمِيرَهَا أَوْ عَجِينَهَا . وَانْتَهَرَهَا بَعْضُ أَصْحَابِهِ فَقَالَ اصْدُقِى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَسْقَطُوا لَهَا بِهِ فَقَالَتْ سُبْحَانَ اللَّهِ ، وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهَا إِلاَّ مَا يَعْلَمُ الصَّائِغُ عَلَى تِبْرِ الذَّهَبِ الأَحْمَرِ . وَبَلَغَ الأَمْرُ إِلَى ذَلِكَ الرَّجُلِ الَّذِى قِيلَ لَهُ ، فَقَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا كَشَفْتُ كَنَفَ أُنْثَى قَطُّ . قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُتِلَ شَهِيدًا فِى سَبِيلِ اللَّهِ . قَالَتْ وَأَصْبَحَ أَبَوَاىَ عِنْدِى ، فَلَمْ يَزَالاَ حَتَّى دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ صَلَّى الْعَصْرَ ، ثُمَّ دَخَلَ وَقَدِ اكْتَنَفَنِى أَبَوَاىَ عَنْ يَمِينِى وَعَنْ شِمَالِى ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ « أَمَّا بَعْدُ يَا عَائِشَةُ ، إِنْ كُنْتِ قَارَفْتِ سُوءًا أَوْ ظَلَمْتِ ، فَتُوبِى إِلَى اللَّهِ ، فَإِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ مِنْ عِبَادِهِ » . قَالَتْ وَقَدْ جَاءَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَهْىَ جَالِسَةٌ بِالْبَابِ فَقُلْتُ أَلاَ تَسْتَحِى مِنْ هَذِهِ الْمَرْأَةِ أَنْ تَذْكُرَ شَيْئًا . فَوَعَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَالْتَفَتُّ إِلَى أَبِى فَقُلْتُ أَجِبْهُ . قَالَ فَمَاذَا أَقُولُ فَالْتَفَتُّ إِلَى أُمِّى فَقُلْتُ أَجِيبِيهِ . فَقَالَتْ أَقُولُ مَاذَا فَلَمَّا لَمْ يُجِيبَاهُ تَشَهَّدْتُ فَحَمِدْتُ اللَّهَ وَأَثْنَيْتُ عَلَيْهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ، ثُمَّ قُلْتُ أَمَّا بَعْدُ فَوَاللَّهِ لَئِنْ قُلْتُ لَكُمْ إِنِّى لَمْ أَفْعَلْ . وَاللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يَشْهَدُ إِنِّى لَصَادِقَةٌ ، مَا ذَاكَ بِنَافِعِى عِنْدَكُمْ ، لَقَدْ تَكَلَّمْتُمْ بِهِ وَأُشْرِبَتْهُ قُلُوبُكُمْ ، وَإِنْ قُلْتُ إِنِّى فَعَلْتُ . وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنِّى لَمْ أَفْعَلْ ، لَتَقُولُنَّ قَدْ بَاءَتْ بِهِ عَلَى نَفْسِهَا ، وَإِنِّى وَاللَّهِ مَا أَجِدُ لِى وَلَكُمْ مَثَلاً - وَالْتَمَسْتُ اسْمَ يَعْقُوبَ فَلَمْ أَقْدِرْ عَلَيْهِ - إِلاَّ أَبَا يُوسُفَ حِينَ قَالَ ( فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ ) وَأُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ سَاعَتِهِ فَسَكَتْنَا ، فَرُفِعَ عَنْهُ وَإِنِّى لأَتَبَيَّنُ السُّرُورَ فِى وَجْهِهِ وَهْوَ يَمْسَحُ جَبِينَهُ وَيَقُولُ « أَبْشِرِى يَا عَائِشَةُ ، فَقَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ بَرَاءَتَكِ » . قَالَتْ وَكُنْتُ أَشَدَّ مَا كُنْتُ غَضَبًا فَقَالَ لِى أَبَوَاىَ قُومِى إِلَيْهِ . فَقُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَقُومُ إِلَيْهِ ، وَلاَ أَحْمَدُهُ وَلاَ أَحْمَدُكُمَا ، وَلَكِنْ أَحْمَدُ اللَّهَ الَّذِى أَنْزَلَ بَرَاءَتِى ، لَقَدْ سَمِعْتُمُوهُ ، فَمَا أَنْكَرْتُمُوهُ وَلاَ غَيَّرْتُمُوهُ ، وَكَانَتْ عَائِشَةُ تَقُولُ أَمَّا زَيْنَبُ ابْنَةُ جَحْشٍ فَعَصَمَهَا اللَّهُ بِدِينِهَا ، فَلَمْ تَقُلْ إِلاَّ خَيْرًا ، وَأَمَّا أُخْتُهَا حَمْنَةُ فَهَلَكَتْ فِيمَنْ هَلَكَ ، وَكَانَ الَّذِى يَتَكَلَّمُ فِيهِ مِسْطَحٌ وَحَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ وَالْمُنَافِقُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ، وَهْوَ الَّذِى كَانَ يَسْتَوْشِيهِ وَيَجْمَعُهُ ، وَهْوَ الَّذِى تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ هُوَ وَحَمْنَةُ قَالَتْ فَحَلَفَ أَبُو بَكْرٍ أَنْ لاَ يَنْفَعَ مِسْطَحًا بِنَافِعَةٍ أَبَدًا ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ( وَلاَ يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنْكُمْ ) إِلَى آخِرِ الآيَةِ يَعْنِى أَبَا بَكْرٍ ( وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِى الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ ) - يَعْنِى مِسْطَحًا - إِلَى قَوْلِهِ ( أَلاَ تُحِبُّونَ أَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ ) حَتَّى قَالَ أَبُو بَكْرٍ بَلَى وَاللَّهِ يَا رَبَّنَا إِنَّا لَنُحِبُّ أَنْ تَغْفِرَ لَنَا ، وَعَادَ لَهُ بِمَا كَانَ يَصْنَعُ .
Tercemesi:
Ebu Usame der ki: Bana Hişâm b. Urve, ona babası (Urve b. Zübeyir), ona da Âişe şöyle demiştir:
Benim hakkımda söylenenler söylendiği zaman ki ben o sırada hiçbir şey bilmiyordum, Rasulullah (sav) konuşmak üzere ayağa kalktı. kelime-i şahadet getirdi, ardından Allah'a hamd edip onu en güzel şekilde övdü, sonra da "şimdi benim eşime bir takım ithamlarda bulunan insanlar hakkında fikirlerinizi bana söyleyin. Allah'a yemin ederim ki, ben eşim hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum. Onların eşim ile birlikte itham ettikleri kimseye gelince, yine Allah'a yemin ederim ki, ben o adam hakkında da hiçbir kötü bir şey bilmiyorum. O kişi ben yokken benim evime asla girmemiştir. Ben bir sefere çıkıp evimden ayrı kaldığımda, o kişi de benimle birlikte seferde idi" dedi. Bunun üzerine Sa'd b. Muâz ayağa kalkıp “ey Allah'ın Rasulü, izin ver, onların boyunlarını vuralım” dedi. Buna karşılık Hazrec oğullarından, Hassan b.Sâbit'in anasının kavminden, bir adam ayağa kalktı ve “yalan söylüyorsun, Allah'a yemin ederim ki, eğer o iftirayı atanlar Evs kabilesinden olsalardı, sen onların boyunlarının vurulmasına sevinemezdin” dedi. Tartışma o kadar büyüdü ki neredeyse mescitte Evs ile Hazrec arasında bir kavga olacaktı.
Âişe der ki: Ben bu iftirayı henüz bilmiyordum. Bu günün akşamı, ihtiyacımı gidermek üzere dışarıya çıktım. Yanımda Mıstâh'ın anası da vardı. Yürürken bu kadının ayağı tökezledi ve “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben de ona “ey ana, oğluna mı sövüyorsun?” dedim. Kadın sustu. Sonra kadın ikinci defa ayağı takılıp sürçtü. Kadın yine “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben yine “oğluna mı sövüyorsun?” dedim. Sonra kadın üçüncü kez ayağı takılıp sürçtü, ve yine “kahrolası Mıstâh” dedi. Ben de kendisini azarladım. Bunun üzerine kadın “vallahi ben Mıstah'a ancak senden dolayı sövüyorum” dedi. Ben de “benim hangi hâlim hakkında?” diye sordum. Kadın benimle ilgili konuşulanları anlattı. Ben “bu sözler gerçekten söylendi mi?” dedim. Kadın “evet vallahi” dedi.
Âişe der ki: Ardından ben evime öyle bir halde döndüm ki, gidermek için çıktığım ihtiyacımdan az ya da çok hiç bir eser yoktu. Çok hasta oldum ve Rasulullah'a “beni babamın evine gönder” dedim. O da beni, beraberimde bana hizmet edecek bir çocukla babamın evine gönderdi. Eve girdim, annem Ümmü Rûmân'ı evin alt tarafında, babam Ebu Bekir'i de evin üst tarafında oturmuş okurlarken buldum. Annem “Ey kızcağızım, seni buraya getiren sebep nedir?” diye sordu. Ben de kendisine geliş sebebimi söyleyip olan biteni aktardım. Ama gördüm ki, annem benim kadar kederlenmemiş. Annem bana “ey kızcağızım, bu iftirayı kendine yakıştırma. Allah'a yemin ederim ki, bir erkeğin yanında sevdiği güzel bir kadın ve bu kadının birçok kuması varsa o kadını mutlaka kıskanır ve hakkında laf ederler” dedi. Gördüm ki, annem benim kadar kederlenmemiş. Anneme “babam bu konuyu biliyor mu?” diye sordum. “Evet” dedi. “Allah Rasulü (sav) biliyor mu?” dedim. “Evet” dedi. Üzüldüm ve ağladım. Bu sırada evin üst tarafında okuyan babam Ebu Bekir sesimi duyup aşağıya indi ve anneme “Âişe'nin nesi var?” dedi. Annem “hakkında söylenenleri duymuş” dedi. Bunun üzerine babamın gözünden yaşlar aktı ve “ey kızcağızım, senin üzerine yemin ederim ki sen mutlaka evine geri döneceksin” dedi. Bunun üzerine ben evime döndüm. Rasulullah (sav) da benim odama girmiş ve hizmetçi kıza benim hakkımda sormuş, o da “Allah'a yemin ederim ki, ben Âişe hakkında hiçbir kusur şey bilmiyorum. Sadece (hamur yoğurduğunda) uyuyup kalıyor, sonra koyun içeriye girip ve onun ekmeklik hamurunu yahut ekmeklik olarak yoğurduğunu yiyordu” dedi. Sahabeden bazısı hizmetçimi azarlayıp “Ey kadın! Rasûlullah'a doğru söyle” demiş, hatta bazısı o iftirayı açıkça sormuşlar, Berîre de “Subhânallah, Allah'a yemin ederim ki, ben Âişe hakkında, kuyumcunun hâlis altın hakkındaki bilgisinden başka bir şey bilmiyorum” demiş. Bu iftira, kendisi hakkında iftira edilen adamın kulağına da gelmiş ve o da “Subhânallah,! Allah'a yemin ederim ki, ben hiçbir kadının elbisesini açmış değilim” demiştir. O kişi Allah yolunda şehit oldu.
Âişe der ki: Annem ve babam benim yanımda sabahladılar. Annem babam sağımda ve solumda oturmuş iken ikindi namazını kıldırmış olan Rasulullah benim yanıma girdi. Allah'a hamd edip övdü. Sonra "Amma ba'du" diyerek "ey Âişe, eğer bir kötülük yapmış isen yahut nefsine uymuşsan Allah'a tevbe et. Çünkü Allah, kullarından tevbeyi kabul eder" dedi. Âişe der ki: Bu sırada Ensâr'dan bir kadın gelmiş, kapıda oturuyordu. Ben Rasûlullah'a “böyle uygunsuz bir şeyi dile getirmekte şu kadından da mı haya etmezsin?” dedim. Rasulullah tavsiyesini yaptı. Ben de babama yönelip “Rasulullah'a cevap ver” dedim. Babam “ben ne söyleyeyim?” dedi. Bunun üzerine ben anneme dönüp “Rasulullah'a sen cevap ver” dedim. O da “ben ne diyeyim?” dedi. İkisi de Rasûulullah'a cevap vermeyince, ben kelime-i şahedet getirip Allah'a hamd ettim ve O'nu lâyık olduğu sıfatlarla övdüm. Ardından şunları söyledim: Vallahi eğer ben sizlere “ben hiçbir günah işlemedim” desem Azîz ve Celîl olan Allah benim muhakkak doğruyu söylediğime şahitken, benim bu sözümün, sizin yanınızda bana faydası olmayacak. Sizler zaten bu iftirayı konuşmuş ve kalplerinize sindirmişsiniz. Eğer ben, Allah benim böyle bir iş yapmadığımı bilip dururken, sizlere “ben bunu yaptım” desem, sizler “Âişe bu işi nefsine karşı ikrar etti” diyeceksiniz. Vallahi ben bu vaziyette kendim için ve sizin için -tam burada zihnimde Yakub'un ismini hatırlamaya çalıştım ama hatırlayamadım- ancak Yusuf'un babasını örnek olarak görüyorum. Hani Yusuf'un babası "Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin şu söylediklerinize karşı, yardımına sığınılacak olan da ancak Allah'tır" (Yûsuf:18) demişti.
Tam bu sırada Rasulullah'a vahiy indirildi. Bizler sükût ettik. O'ndan vahiy hâli gitti ve ben O'nun yüzündeki sevinci apaçık belirmiş buldum. Rasulullah alnındaki terleri eliyle siliyor ve "sevin ey Âişe, Allah senin tertemiz olduğunu kesin surette indirmiştir" dedi. Âişe der ki: Ben, bu sefer daha fazla öfke duydum. Annem, babam bana “kalk Rasulullah'ın yanına var” dediler. Ben de “Vallahi ben ne kalkıp O'nun yanına giderim, ne de O'na ve size minnet duyarım. Ben benim suçsuzluğum hakkında ayet indirmiş olan Allah'a hamd ederim. Çünkü yemin olsun ki, sizler o iftirayı işittiğiniz halde ne onu reddettiniz ne de değiştirdiniz” dedim.
Âişe der ki: Allah Zeynep bt. Cahş'ı dindarlığı sayesinde korudu da o, hakkımda hayırdan başka bir şey söylemedi. Amma onun kız kardeşi Hamne helak olanlardan oldu. O iftirayı dile getirenler ise, Mistah ile Hassan b. Sâbit'tir. Münafık olan Abdullah b. Ubeyy ise bizzat bu İftirayı eşeleyip çıkaran, derleyen, toparlayan kimseydi. O ve Hamne günahın büyüğünü yüklendi. Âişe der ki: Ebu Bekir, Mistah'a bundan sonra asla yardım etmeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Alla "Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, vermelerinde eksiltme yapmasınlar... " (Nûr, 22) ayetini "Allah'ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz? Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir" kavline kadar indirdi. "Bolluk (yânî servet) sahibi olanlar, hısımlık sahibi bulunanlara ve fakirlere, vermelerini eksik yapmasınlar" sözünde Allah "Bolluk (yânî servet) sahibi olanlar" sözüyle Ebu Bekir'i "hısımlık sahibi bulunanlara ve fakirlere" sözü ile de Mıstah'ı kast etmiştir. Ebu Bekir “Evet, vallahi ey Rabbimiz, bizler şüphesiz Sen'in bize mağfiret etmeni elbette sever, arzu ederiz” diyerek Mıstah'a veregeldiği nafakayı vermeye devam etti.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 11, 2/234
Senetler:
1. Ümmü Abdullah Aişe bt. Ebu Bekir es-Sıddîk (Aişe bt. Abdullah b. Osman b. Âmir)
2. Urve b. Zübeyr el-Esedî (Urve b. Zübeyr b. Avvam b. Huveylid b. Esed)
3. Ebu Münzir Hişam b. Urve el-Esedî (Hişam b. Urve b. Zübeyr b. Avvam)
4. Ebu Üsame Hammâd b. Üsame el-Kuraşî (Hammâd b. Üsame b. Zeyd)
Konular:
Hz. Peygamber, hanımları, Hz. Aişe
Bize Sa'd b. Hafs, ona Şeybân, ona Mansur, ona Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir:
İbn Ebzâ bana “İbn Abbas'a "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir." (Nisâ, 4/93) ayeti ile "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir cezaya çarptırılır. Kıyamet günü ona verilecek azap kat kat katlanacak ve onun içinde hor ve hakir olarak ebediyen kalacaktır." (Furkân, 25/68,69) ayetlerini sor” dedi. Ben de sordum, İbn Abbas şöyle cevap verdi: Bu ayet indiği zaman Mekkeliler “Gerçekten bizler (putları) Allah'a denk tutup ortak kıldık, Allah'ın haram kıldığı canı haksız olarak öldürdük ve çirkin işler yaptık” dediler. Sonra da Allah "Ancak tevbe edip inanan ve sâlih ameller işleyenler müstesnâ. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." (Furkân, 25/70) ayetini indirdi.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32709, B004765
Hadis:
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ قَالَ ابْنُ أَبْزَى سَلِ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى ( وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ ) وَقَوْلِهِ ( لاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ) حَتَّى بَلَغَ ( إِلاَّ مَنْ تَابَ ) فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ لَمَّا نَزَلَتْ قَالَ أَهْلُ مَكَّةَ فَقَدْ عَدَلْنَا بِاللَّهِ وَقَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِى حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَأَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ( إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحًا ) إِلَى قَوْلِهِ ( غَفُورًا رَحِيمًا )
Tercemesi:
Bize Sa'd b. Hafs, ona Şeybân, ona Mansur, ona Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir:
İbn Ebzâ bana “İbn Abbas'a "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir." (Nisâ, 4/93) ayeti ile "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir cezaya çarptırılır. Kıyamet günü ona verilecek azap kat kat katlanacak ve onun içinde hor ve hakir olarak ebediyen kalacaktır." (Furkân, 25/68,69) ayetlerini sor” dedi. Ben de sordum, İbn Abbas şöyle cevap verdi: Bu ayet indiği zaman Mekkeliler “Gerçekten bizler (putları) Allah'a denk tutup ortak kıldık, Allah'ın haram kıldığı canı haksız olarak öldürdük ve çirkin işler yaptık” dediler. Sonra da Allah "Ancak tevbe edip inanan ve sâlih ameller işleyenler müstesnâ. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." (Furkân, 25/70) ayetini indirdi.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 3, 2/237
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Said b. Cübeyr el-Esedî (Said b. Cübeyr)
3. Ebu Attab Mansur b. Mu'temir es-Sülemî (Mansur b. Mu'temir b. Abdullah)
4. Ebu Muaviye Şeyban b. Abdurrahman et-Temimi (Şeyban b. Abdurrahman)
5. Sa'd b. Hafs ed-Dahm (Sa'd b. Hafs)
Konular:
Günah, İslam'a girmek geçmişteki günahları yok eder
Haklar, İnsan hakları
KTB, TEVBE, İSTİĞFAR
Şirk, şirk koşmak
Tevbe, kasden adam öldürenin tevbesi
Bize Abdân, ona babası (Osman b. Cebele), ona Şu'be, ona Mansur, ona da Saîd b. Cubeyr şöyle demiştir:
Abdurrahman b. Ebzâ bana, şu iki ayeti İbn Abbâs'tan sormamı emretti: "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir" (Nisa, 93) ve "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen kimselerdir" (Furkan, 68) Ben de sordum İbn Abbas “Bu ayetin (Nisa, 93) hükmünü hiçbir şey kaldırmadı Furkan, 68 ise Müşrikler hakkında indi” dedi.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32710, B004766
Hadis:
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ أَخْبَرَنَا أَبِى عَنْ شُعْبَةَ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ أَمَرَنِى عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبْزَى أَنْ أَسْأَلَ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ ( وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا ) ، فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ لَمْ يَنْسَخْهَا شَىْءٌ . وَعَنْ ( وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ ) قَالَ نَزَلَتْ فِى أَهْلِ الشِّرْكِ .
Tercemesi:
Bize Abdân, ona babası (Osman b. Cebele), ona Şu'be, ona Mansur, ona da Saîd b. Cubeyr şöyle demiştir:
Abdurrahman b. Ebzâ bana, şu iki ayeti İbn Abbâs'tan sormamı emretti: "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir" (Nisa, 93) ve "Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen kimselerdir" (Furkan, 68) Ben de sordum İbn Abbas “Bu ayetin (Nisa, 93) hükmünü hiçbir şey kaldırmadı Furkan, 68 ise Müşrikler hakkında indi” dedi.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 4, 2/237
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Said b. Cübeyr el-Esedî (Said b. Cübeyr)
3. Ebu Attab Mansur b. Mu'temir es-Sülemî (Mansur b. Mu'temir b. Abdullah)
4. Şube b. Haccâc el-Atekî (Şu'be b. Haccac b. Verd)
5. İbn Ebu Revvâd Osman b. Cebele el-Atekî (Osman b. Cebele b. Ebu Revvâd)
6. Ebu Abdurrahman Abdullah b. Osman el-Ateki (Abdullah b. Osman b. Cebele b. Meymun)
Konular:
Günah, İslam'a girmek geçmişteki günahları yok eder
Haklar, İnsan hakları
KTB, TEVBE, İSTİĞFAR
Şirk, şirk koşmak
Tevbe, kasden adam öldürenin tevbesi
Öneri Formu
Hadis Id, No:
32342, B004756
Hadis:
حَدَّثَنِى مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِى عَدِىٍّ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِى الضُّحَى عَنْ مَسْرُوقٍ قَالَ دَخَلَ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ عَلَى عَائِشَةَ فَشَبَّبَ وَقَالَ حَصَانٌ رَزَانٌ مَا تُزَنُّ بِرِيبَةٍ وَتُصْبِحُ غَرْثَى مِنْ لُحُومِ الْغَوَافِلِ قَالَتْ لَسْتَ كَذَاكَ . قُلْتُ تَدَعِينَ مِثْلَ هَذَا يَدْخُلُ عَلَيْكِ وَقَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ ( وَالَّذِى تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ ) فَقَالَتْ وَأَىُّ عَذَابٍ أَشَدُّ مِنَ الْعَمَى وَقَالَتْ وَقَدْ كَانَ يَرُدُّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Tercemesi:
Bize Muhammed b. Beşşâr, ona İbn Ebu Adiy, ona Şu'be, ona el-A'meş, ona Ebu Duhâ, ona da Mesrûk şöyle rivayet etmiştir:
"Hassan b. Sâbit, Âişe'nin (r.anhâ) yanına girdi de ona şiir okuyup şöyle dedi: 'Hasânun rezânun mâ tûzennu bi rîbetin ve tusbıhu garsâ min luhûmi'l-gavâfi: Hiçbir şüphe ile itham edilmeyen kişi tam akıllı ve iffetlidir. İffetli kadınların etlerinden yemediği için aç olarak sabahlarlar.' Hassan'ın bu şiirine karşı Hz. Âişe: 'Ama sen öyle değilsin.' Diyerek cevap verdi. Mesrûk dedi ki: Ben Âişe'ye: Allah; (Onlardan (elebaşılık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.) (Nûh, 24/11) ayetini indirdiği halde sen neden bunun gibilerin huzuruna çıkmasına izin veriyorsun?' Dedi. Bunun üzerine Âişe: 'Körlükten daha şiddetli hangi azap vardır?' Şübhesiz bu Hassan, Rasulullah tarafından müşriklere reddiye yapar, O'nu savunurdu.' Dedi."
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Tefsîr 10, 2/233
Senetler:
1. Ümmü Abdullah Aişe bt. Ebu Bekir es-Sıddîk (Aişe bt. Abdullah b. Osman b. Âmir)
2. Ebu Aişe Mesruk b. Ecda' (Mesruk b. Ecda' b. Malik b. Ümeyye b. Abdullah)
3. Ebu Duhâ Müslim b. Subeyh el-Hemdanî (Müslim b. Subeyh)
4. Ebu Muhammed Süleyman b. Mihran el-A'meş (Süleyman b. Mihran)
5. Şube b. Haccâc el-Atekî (Şu'be b. Haccac b. Verd)
6. Ebu Amr Muhammed b. İbrahim es-Sülemî (Muhammed b. İbrahim b. Ebu Adî)
7. Muhammed b. Beşşâr el-Abdî (Muhammed b. Beşşâr b. Osman)
Konular:
Hz. Peygamber, hanımları, Hz. Aişe