10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdullah b. Ebu Şeybe, ona Yahya b. Saîd, ona Süfyân, ona Musa b. Ebu Âişe, ona Übeydullah b. Abdullah b. Utbe, ona da Hz. Aişe ve İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: Ebubekir (ra) Hz. Peygamber'i (sav) vefatından sonra öptü.
Bize Abdullah b. Ebu Şeybe, ona Yahya b. Saîd, ona Süfyân, ona Musa b. Ebu Âişe, ona Übeydullah b. Abdullah b. Utbe, ona da Hz. Aişe ve İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: Ebubekir (ra) Hz. Peygamber'i (sav) vefatından sonra öptü.
Bize İshak, ona Bişr b. Şuayb b. Ebu Hamza, ona Babası (Şuayb b. Ebu Hamza), ona Zührî, ona Allah tarafından tövbesi kabul edilmiş üç kişiden biri olan Ka'b b. Mâlik'in oğlu Abdullah b. Ka'b b. Malik el-Ensârî, ona da Abdullah b. Abbas şöyle söylemiştir: Rasulullah'ın vefat ettiği hastalığı sırasında, Ali b. Ebu Tâlib (ra) O'nun yanından dışarıya çıktı. İnsanlar 'Ey Ebu Hasan, Rasulullah (sav) nasıl sabahladı?' diye sordular. O da 'Allah'a hamdolsun, hastalıktan biraz iyileşerek sabahladı' diye cevap verdi. Ali'nin bu cevabı üzerine, Abbas b. Abdülmuttalib onun elini tuttu ve 'Vallahi sen üç gün sonra başkasının idaresi altına gireceksin. Allah'a yeminle söylüyorum ki, ben Rasulullah'ın bu hastalığında vefat edeceğini zannediyorum. Çünkü Abdülmuttalib oğullarının ölüm sırasında yüzlerini tanımaktayım. Şimdi haydi Rasulullah'a gidip yönetim işinin kimde olacağını kendisine soralım. Eğer bu iş bizde olacaksa, bunu bilelim. Bizden başkasında olacaksa, bunu da bilelim ve onu bize vasiyet etsin' dedi. Bunun üzerine Ali 'Vallahi eğer, bu işi biz Rasulullah'a sorar, O da bizim emir olmamıza engel olursa, Rasulullah'tan sonra insanlar devlet başkanlığını bize vermezler. İşte bundan dolayı vallahi ben halifelik meselesini Rasulullah'a sormam' dedi.
Açıklama: قوله : ( أنت والله بعد ثلاث عبد العصا ) هو كناية عمن يصير تابعا لغيره ، والمعنى أنه يموت بعد ثلاث وتصير أنت مأمورا عليك ، وهذا من قوة فراسة العباس رضي الله عنه .
Bana Muhammed b. Ubeyd, ona İsa b. Yunus, ona Ömer b. Said, ona İbn Ebu Müleyke, ona Aişe'nin mevlası Ebu Amr Zekvan, ona da Hz. Aişe şöyle söylemiştir: "Allah'ın bana bahşettiği nimetlerden biri de Rasulullah'ın (sav) benim günümde, benim evimde, benim göğsüm ile gerdanım arasında (kucağımda) vefat etmesi ve Allah'ın (cc) onun vefatı sırasında tükürüğümle onun tükürüğünü birleştirmesidir. (Onun ölümü esnasında) (kardeşim) Abdurrahman elinde misvakla içeri girdi. O esnada Rasulullah (sav) bana yaslanmış vaziyetteydi. Onun misvaka baktığını gördüm. Onun misvakı sevdiğini bildiğim için “Size misvakı alayım mı?” diye sordum. Başıyla “Evet, al” diye işaret etti. Hemen misvakı alıp kendisine sundum. Fakat misvak ona sert geldi. “Ey Allah'ın Rasulü, onu sizin için yumuşatayım mı?” diye sordum. Başı ile “Evet” diye işaret etti. Ben de misvakı yumuşatıp verdim. Bir de Rasulullah'ın (sav) yanında deriden ya da ağaçtan bir su kabı vardı, içinde su ile dururdu. Rasulullah (sav) ellerini bu kaptaki suya batırır, ıslanan elleriyle yüzünü sıvazlar ve “Lâ ilahe illallah! Muhakkak ölümün sıkıntıları var” der, sonra elini kaldırır ve “Beni Refîk-i Âlâya (Yüce Dosta) ulaştır” demeye başlardı, nihayet bu halde iken vefat etti ve eli düştü."
Bize Süleyman b. Harb, ona Hammâd b. Zeyd, ona Eyyûb, ona İbn Ebu Müleyke, ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Peygamber (sav) benim odamda, benim nöbetimde, kucağımda vefat etti. Hastalığı sürecinde bizden biri ona Allah'a sığınma duasını hatırlatırdı. Ben de gidip O'na Allah'a sığınma üzere hatırlatma yapacağım sırada başını yukarı kaldırıp da iki defa "fî'r-Refîki'l-a'lâ", "fî'r-Refîki'l-a'lâ" dedi. Bu sırada Abdurrahman b. Ebu Bekir, elinde yaş bir çubukla bize uğradı. Peygamber (sav) ona doğru baktı. Ben bu bakışından, Peygamber'in o çubuğa ihtiyacı var diye düşündüm de, çubuğu Abdurrahman'dan aldım, ucunu ağzımda yumuşattım ve bir kısmını kestikten sonra bunu Peygamber'e verdim. Peygamber (sav) de bununla en güzel şekilde dişlerini misvaklayıp, çubuğu bana uzattı, sonra da eli düştü yahut çubuk elinden düştü. Böylece Allah, Hz. Peygamber'in dünyadaki son, ahiretteki ilk gününde benim tükürüğüm ile O'nun tükürüğünü bu misvak çubuğu vasıtasıyla birleştirdi.
Bize Ebu Nuaym, ona Malik b. Miğvel, ona da Talha şöyle demiştir: Ben Abdullah b. Ebu Evfâ'ya “Peygamber (sav) vasiyet etti mi?” diye sordum, “hayır” dedi. “öyleyse insanlara vasiyet etmeleri nasıl farz kılındı, ya da emredildi?” dedim. İbn Ebu Evfâ “Hz. Peygamber (sav) Allah'ın Kitabı'yla vasiyeti farz kıldı” dedi.
Bize Kuteybe, ona Ebu Ahvas, ona Ebu İshak, ona da Amr b. Hâris şöyle demiştir: Rasulullah (sav) (miras olarak) altın, gümüş para, köle ve cariye bırakmadı. Ancak binmekte olduğu beyaz ve dişi bir katırı, harp silâhını, bir de yolcular için vakıf ettiği araziyi bıraktı.
Açıklama: "Peygamber'in başı, Âişe'nin göğsüne dayalı olduğu halde.." konuya dair diğer rivayetler ve garib lafızların izahı için bk. https://dorar.net/hadith/sharh/34876 فَلاَ أَكْرَهُ شِدَّةَ الْمَوْتِ لأَحَدٍ ifadesi aslında Peygamber (sav) ki Allah'ın seçkin kulu olduğu halde ölüm esnasındaki durumu böyle ise diğer insanların karşılaşacağı şeyler hakkında niye bunlara muhatap olduklarını sorgulayamam. Yada ölüm esnasındaki karşılaşılan şeyler hakkında kötü bir şey diyemem.