Giriş


    Öneri Formu
15452 M003684 Müslim, Talak, 24


    Öneri Formu
15453 M003685 Müslim, Talak, 25


    Öneri Formu
15489 M003687 Müslim, Talak, 27


    Öneri Formu
15491 M003688 Müslim, Talak, 28

Bize Züheyr b. Harb, ona Ömer b. Yunus el-Hanefî, ona İkrime b. Ammar, ona Simak Ebu Zümeyl, ona da Abdullah b. Abbas, Ömer b. el-Hattab'ın şöyle anlattığını nakletti: Allah'ın Nebisi (sav) kadınlarından uzaklaştığı (ilâ yaptığı) vakit mescide girdim. Bir de baktım ki cemaat (üzüntüden) çakıl taşlarını avuçlarına alıp sıkarak yere çalıyorlar ve “Rasulullah (sav) kadınlarını” boşamış diyorlardı. Bu olay, kadınlara tesettür emredilmeden önce olmuştu. Ben “bu işin aslını bugün mutlaka öğrenirim” dedim, ve Aişe'nin (r.anha) yanına girip “ey Ebu Bekir'in kızı! İşi Rasulullah'ı (sav) incitecek dereceye vardırdın öyle mi?” dedim. Bana “benden sana ne ey Hattab oğlu? Sen kendi kusuruna (kızına) bak” dedi. Bunun üzerine Hafsa bt. Ömer'in (kızının) yanına girerek ona “ey Hafsa! İşi Rasulullah'ı (sav) incitecek dereceye vardırdın öyle mi? Vallahi pek âlâ biliyorsun ki, Rasulullah (sav) seni sevmiyor. Ben olmasaydım Rasulullah (sav) seni mutlaka boşardı” dedim. Hafsa çok ağladı. Ona “Rasulullah (sav) nerede?” diye sordum. “kilerdeki odasındadır” cevabını verdi. Oraya gittim, baktım ki Rasulullah'ın (sav) hizmetlisi Rabah odanın alt eşiğine oturmuş, ayaklarını, Rasulullah'ın (sav) üzerine basarak çıkıp indiği, bir ahşap kütüğün üzerine sarkıtmış duruyor. “Ey Rabah! Rasulullah'ın (sav) huzuruna girmek için bana izin iste” diye seslendim. Rabah bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Sonra “ey Rabah! Rasulullah'ın (sav) huzuruna girmek için bana izin iste” dedim. Rabah bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Sonra sesimi yükselttim ve “ey Rabah! Rasulullah'ın (sav) huzuruna girmek için bana izin iste! Zannederim Rasulullah (sav) benim Hafsa için geldiğimi sanıyor. Vallahi Rasulullah (sav) bana onun boynunu vurmamı emretse mutlaka boynunu vururum” dedim. Sesimi de yükselttim. Bunun üzerine Rabah “bana yukarı çık” diye işaret etti. Derhal Rasulullah'ın (sav) yanına girdim. Bir hasırın üzerine yan yatmıştı. Ben de oturdum. İzarını (peştamalını) üstüne çekmişti. Üzerinde bundan başka bir şey yoktu. Bir de gördüm ki hasır yan tarafına iz yapmış. Rasulullah'ın (sav) kilerine göz attım, sadece bir sâ' ağırlığına yakın bir avuç arpa, odanın bir köşesinde bir o kadar selem ağacı (karaz) yaprağı ve bir de asılı tabaklanmamış bir post vardı. Bunu görünce göz yaşlarımı tutamadım. Bana "neden ağlıyorsun ey Hattab oğlu" diye sordu. Dedim ki “Ey Allah'ın Nebisi! Niçin ağlamayayım! Baksana hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte kilerin! İçinde şu gördüklerimden başka bir şey yok. Kayser ve Kisrâ Meyveler ve ırmaklar içindeyken, Sen Allah'ın Rasulü ve seçkin kulu olduğun halde bu da senin kilerin” dedim. Bunun üzerine "ey Hattab oğlu! Ahiretin bizim, dünyanın onların olmasına razı değil misin" diye sordu. Ben de “evet (razı olmaz mıyım?)” dedim. Ömer der ki: Onun yanına girdim gireli yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet “ey Allah'ın Rasulü! Kadınlarının halinden gücüne giden şey nedir? Şayet onları boşadı isen hiç şüphe yok ki Allah seninle beraberdir. Melekler de Cebrail ile Mikail de ben, Ebu Bekir ve bütün müminler de seninleyiz” dedim. Allah'a hamd olsun, söylediğim ve Allah'ın söylediğimi onaylamasını umduğum nadir sözlerden biri de budur. Sonra şu tahyîr ayeti indi: "Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah'a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir."(Tahrim, 5) "Ama peygambere karşı bir dayanışma içine girecek olursanız bilin ki herkesten önce Allah onun dostu ve koruyucusudur, sonra da Cebrail ve iyi müminler. Melekler de bunların ardından onun yardımcısıdır." (Tahrim, 4). Aişe bt. Ebu Bekir ile Hafsa, Nebi'nin (sav) diğer eşlerine karşı dayanışma içine girmişlerdi. “Ey Allah'ın Rasulü! Onları boşadın mı” diye sordum. Bana "hayır" cevabını verdi. “Ey Allah'ın Rasulü! Mescide girdim. Müslümanlar, (üzüntüden) çakıl taşlarını avuçlarına alıp sıkarak yere çalıyorlar ve 'Rasulullah (sav) kadınlarını boşamış' diyorlardı. İnip onlara senin kadınlarını boşamadığını haber vereyim mi?” dedim. Rasul-i Ekrem (sav) "evet, nasıl istersen" buyurdu. Rasulullah (sav) ile konuşmaya devam ettim. Sonunda öfkesi geçti ve dişleri gözükecek şekilde güldü. O zaten insanlar içinde gülüşü en güzel olandı. Sonra Allah'ın Nebi'si (sav) kilerden aşağıya indi. Ben de indim. Ama ben kütüğe tutunarak indim. Rasulullah (sav) ise düz yerde yürür gibi, eliyle kütükten destek almadan indi. Hz. Peygamber'e (sav) (bir aylık yemin süresinin bitmediğini hatırlatmak üzere) “ey Allah’ın Rasulü! Odada sadece yirmi dokuz gün kaldın?” dedim, bana "ay (bazen) yirmi dokuz gece olur" buyurdu. Bunun üzerine ben mescidin kapısına durarak olanca sesimle “Rasulullah (sav) kadınlarını boşamamıştır” diye nida ettim. Bu olay üzerine şu ayet indi: "Kendilerine güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Halbuki onu Rasulullah'a ve aralarından yetki sahibi kimselere iletselerdi, içlerinden haberin mana ve maksadını çıkarabilenler şüphesiz onu anlarlardı." (Nisa, 83). Ben, haberin mana ve maksadını anlamıştım. Allah (cc) tahyîr (Tahrîm, 5) ayetini indirdi.


    Öneri Formu
15704 M003691 Müslim, Talak, 30

Bize Harun b. Said el-Eylî, ona Abdullah b. Vehb, ona Süleyman b. Bilal, ona Yahya, ona da Ubeyd b. Huneyn, Abdullah b. Abbas'ın şöyle anlattığını nakletti: Bir ayetin manasını Ömer b. Hattab'a sormak isteğiyle bir sene bekledim. Heybetinden dolayı kendisine bir türlü soramıyordum. Nihayet Ömer, hac için (yola) çıktı. Onunla ben de yola çıktım. Dönüşte biraz yol alınca (abdest bozma) ihtiyacı için misvak ağaçlarına doğru saptı. Ben işini bitirinceye kadar onu durup (bekledim.) Sonra onunla yola koyuldum. Ona; ey müminlerin emiri! Eşlerinden Rasulullah'a (sav) karşı dayanışma içine girenler kimlerdi dedim. Ömer (ra); bunlar Hafsa ile Aişe'dir cevabını verdi. (Abdullah b. Abbas anlatmasına) şöyle devam etti: Vallahi bu meseleyi bir seneden beri sana sormak istiyordum ama heybetinden dolayı soramıyordum dedim. Ömer; bunu yapma! Benim bildiğimi zannettiğin bir şeyi hemen bana sor. Eğer ben onu biliyorsam sana haber veririm dedi ve sözüne şöyle devam etti: Vallahi biz cahiliye döneminde kadınları -Allah onlar için indirdiğini indirinceye ve haklarında verdiği payı verinceye kadar- adam yerine koymazdık. Ben, bir konuda kendi kendime düşünürken karım bana; şöyle şöyle yapsan (olmaz mı?) demişti. Ben de ona; o senin neyine gerek (Seni ne ilgilendiriyor!) Benim istemekte olduğum bir işte senin külfete girmen ne oluyor dedim. Kadın; hayret ederim sana ey Hattab oğlu! Sen sözüne karşılık verilmesini istemiyorsun. Halbuki senin kızın Rasulullah'a (sav) karşı çıkabiliyor, hatta Rasulullah o günü öfkeli halde geçiriyor dedi. Ömer şöyle devam etti: Bunun üzerine cübbemi alarak (evimden) çıktım ve Hafsa'nın yanına girdim. Ona dedim ki: Kızcağızım! Sen Rasulullah'a (sav) karşılık veriyor, bütün gününü öfkeli geçirecek kadar söyleniyormuşsun! Hafsa da biz hepimiz O'na karşılık veririz der. Bunun üzerine ben (kızıma); bilirsin ki ben seni Allah'ın cezalandırmasından ve Rasulü'nün (sav) öfkesinden daima sakındırırım. Kızcağızım! Sakın güzelliğinden ve Rasulullah'ın (sav) kendisini sevmesinden hoşlanan bu kadının durumu -Aişe'yi kastediyordu- seni aldatmasın dedim. Sonra çıktım, yakınım olduğu için Ümmü Seleme'nin yanına girdim ve onunla da konuştum. Ümmü Seleme de hayret ederim sana ey Hattab oğlu! Her şeye burnunu soktun. Nihayet Rasulullah (sav) ile hanımları arasına da mı girmek istiyorsun dedi. İşte bu söz beni öyle bir frenledi ki içimde duyduğum öfkeyi kısmen yatıştırdı. Bunun üzerine onun yanından da çıktım (ve evime döndüm). Benim Ensardan bir arkadaşım vardı. Ben (Rasulullah'ın yanına) gitmediğim zaman o bana haber getirir, o gitmediği zaman da ben ona haber getirirdim. Bu esnada biz Gassân meliklerinden birisinden de endişe ediyorduk. Üzerimize yürüyeceği söylenmişti ve yüreklerimiz ondan korku ile doluydu. Bu Ensarlı arkadaşım çıkageldi, kapıyı çaldı ve aç, aç dedi. Gassan’lı mı geldi dedim. O da hayır! Daha beteri olmuş! Rasulullah (sav) hanımlarından uzaklaşmış dedi. (İçimden) (Nihayet) Hafsa ile Aişe'nin burnu sürtüldü dedim. Elbisemi aldım çıktım ve oraya (Rasulullah'ın yanına) vardım. Bir de ne göreyim! Rasulullah (sav) birkaç basamakla çıkılır yüksekçe bir odada ve siyahî bir kölesi de basamağın başında. Köleye (Rasulullah’a Söyle!) Bu (gelen) Ömer b. Hattab'dır dedim. Nihayet bana izin verildi. Ömer dedi ki: Ben Rasulullah'a (sav) bu yaşadığım olayı aktardım. Ümmü Seleme'nin sözüne geldiğimde Rasulullah (sav) gülümsedi. O bir hasır üzerinde bulunuyordu. Bedeni ile hasır arasında hiçbir şey (giysi) yoktu. Başının altında içi lif dolu bir deri yastık vardı. Ayaklarının yanında karaz yığını (yani tabaklamada kullanılan Arab zamkı denilen ağaç yaprakları) ve baş ucunda da asılı bir post vardı. Rasulullah'ın (sav) böğründe hasırın izlerini gördüm de ağladım. Bana; "seni ağlatan nedir" buyurdu. Ben de ey Allah’ın Rasulü! Kisrâ ve Kayser’in bulundukları durum belli. Sen ise Allah'ın Rasulü'sün! (Şu haline bak!) dedim. Rasulullah (sav); "dünyanın onların, ahiretin senin olmasına razı değil misin" buyurdu.


    Öneri Formu
15717 M003692 Müslim, Talak, 31


    Öneri Formu
15449 M003683 Müslim, Talak, 23


    Öneri Formu
15455 M003686 Müslim, Talak, 26


    Öneri Formu
15497 M003689 Müslim, Talak, 28


    Öneri Formu
15748 M003694 Müslim, Talak, 33