Giriş

Bize Ahmed b. Yunus, ona Züheyr, ona A'meş, ona Şakîk, ona da Habbâb (ra) şöyle rivayet etmiştir: "Allah'ın rızasını isteyerek Nebî'yle (sav) beraber hicret ettik de sevabımız Allah'a kaldı. Aramızdan sevabından bir şey göremeden ahirete göçenler oldu. Bunlardan biri de Musab b. Umeyr'dir. O, Uhud günü şehit oldu ve geride sadece çizgili bir elbise bıraktı. O elbiseyle başını örttüğümüzde ayakları çıkıyor, ayakları örtüldüğünde ise başı dışarıda kalıyordu. Nebî (sav), bize 'O elbiseyle baş tarafını örtün, ayak tarafına da izhir otu koyun -hadisin râvilerinden biri şüpheye düşüp 'Ayağına izhir otu atın' demiştir-' buyurdu. Bir de aramızda, o hicretin meyvesi kendisi için olgunlaşıp da onu (bu dünyada) toplayanlar vardır."


Açıklama: "... Bir de aramızda, o hicretin meyvesi kendisi için olgunlaşıp da onu toplayanlar vardır." ifadesini hadisin sahabî râvisi Habbâb, kendisini kast ederek, bir pişmanlık ifadesi olarak söylemiştir. Yani hicret sevabının karşılığını bu dünyada fazlasıyla görüp, ahirete bir şey bırakmadan yaşayanlar vardır anlamında.

    Öneri Formu
31226 B004047 Buhari, Megâzî, 17

Bize İbrahim b. Musa, ona Abdülvehhâb, ona Halid, ona İkrime, ona da İbn Abbâs'ın (r.anhuma) rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) Uhud günü şöyle demiştir: "Üzerine savaş elbisesi giymiş bir şekilde atının başını tutan şu kişi Cibril'dir"


    Öneri Formu
31218 B004041 Buhari, Megâzî, 17

Bize Abdullah b. Muhammed, ona Sufyân, ona Amr, ona da Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Birtakım insanlar Uhud günü şarap içerek sabahladılar, sonra da şehit olarak öldüler.


    Öneri Formu
31221 B004044 Buhari, Megâzî, 17

Bize Abdullah b. Muhammed, ona Süfyân, ona Amr, ona da Cabir b. Abdullah (r.anhuma) şöyle demiştir: Uhud savaşının yapılacağı gün bir adam Peygamber Efendimizin yanına gelerek, “savaşta öldürülürsem nereye giderim?” diye sordu. Efendimiz "cennete" diye cevapladı. Adam elindeki hurmaları atarak, savaşa koştu ve şehit olana dek savaştı.


    Öneri Formu
31224 B004046 Buhari, Megâzî, 17

Bize Übeydullah b. Musa, ona İsrail, ona Ebu İshak, ona da Berâ (ra) şöyle demiştir: O gün (Uhud'da) müşriklerle karşılaştık. Peygamber (sav) bir okçu birliğini yerleştirip başlarına Abdullah'ı kumandan tayin etti ve onlara "bizim düşmanlara galip geldiğimizi görseniz de yerleriniz­den ayrılmayın, düşmanların bize galip geldiklerini görseniz de yine yerlerinizden ayrılıp, bize yardıma gelmeyin" buyurdu. Biz düşmanlarla karşılaşıp harbe girişince, müşrikler bozguna uğrayıp kaçtılar, hatta ben kadınları bacaklarından örtülerini kaldırmış ve halhalları meydana çıkmış olarak dağa kaçarlarken gördüm. Bu sırada Müslümanlar “ganimet, ganimet” demeye başladılar. Abdullah “Peygamber (sav) benden yerlerinizden ayrılmayacağınıza dair söz aldı” de­di. Ancak maiyetindeki okçular karşı gelince yönlerini şaşırdılar ve yetmiş kişi şehit oldu. Ebu Sufyân yüksek bir yere çıkıp “topluluk içinde Muhammed var mı?” diye seslendi. Peygamber (sav) "cevap vermeyin" buyurdu. Ebu Sufyân bu sefer “topluluk içinde Ebu Kuhâfe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mıdır?” dedi. Peygamber (sav) yine "cevap vermeyin" buyurdu. Ebu Sufyân tekrar “topluluk içinde Hattâb oğlu var mıdır?” diye sordu. Sonra arkadaşlarına dön­üp “bunlar öldürülmüşler, eğer hayatta olsalardı cevap verirlerdi” dedi. Bu sırada Ömer kendine hakim olamadı ve “yalan söyledin ey Allah'ın düşmanı, Allah seni hüsran ve üzüntüne sebep olacak kişileri hayatta bırakmıştır” dedi. Ebu Sufyân “yüce ol Hubel” dedi. Peygamber (sav) "Ebu Sufyân'a cevap verin" buyurdu. “ne söyleyelim?” dediler. Peygamber (sav) "Allah en yüce ve en uludur deyin" buyurdu. Ebu Sufyân “bizim için Uzzâ var, sizin Uzzâ'nız yoktur” dedi. Peygamber (sav) "ona cevap veriniz" buyurdu. Sahabîler “ona ne söyleyelim?” dediler. Peygamber (sav) "'Allah bizim Mevlâ'mızdır, sizin Mevla'nız yoktur' deyin" bu­yurdu. Ebu Sufyân “bugün Bedir gününün karşılığıdır. Harp kazanmak nöbetleşedir. Ölülerinizi müsle yapılmış (kulak burun uzuvları kesilmiş) olarak bulacaksınız, ama bunu ben emretmedim. Bu yüzden beni kötülemeyin” dedi


    Öneri Formu
31219 B004043 Buhari, Megâzî, 17

Bize Ahmed b. Osman, ona Şurayh b. Seleme, ona İbrahim b. Yusuf, ona babası (Yusuf b. İshak), ona Ebu Ishâk, ona da Berâ (ra) şöyle demiştir: Rasulullah (sav), Abdullah b. Atîk ve Abdul­lah b. Utbe'yi, birtakım insanlar beraber Ebu Râfi üzerine gönderdi. Birlik kaleye yaklaştığında, başkanları Abdullah b. Atîk, arkadaşla­rına “yerinizde durun da ben kaleye gidip duruma baka­yım” dedi. Abdullah b. Atîk der ki: Ben gizlice kaleye girmek için gittim. Kale halkı, kaybettikleri bir eşeği aramak üzere alacakaranlıkta dışarıya çıkmışlardı. Ben tanınmaktan endişe ettim ve sanki ihtiyacımı gideriyormuş gibi, başımı kapattım. Sonra kapı nöbetçisi “kapıyı kapamadan önce içeri girmek isteyen girsin” diye seslendi. Ben de hemen içeriye girdim ve kale kapısının yanındaki eşek ahırının içinde saklandım. Adamları Ebu Râfi'in yanında akşam ye­meği yediler ve yanında oturup konuştular. Nihayet geceden bir müd­det geçti. Sonra adamları kale içindeki kendi evlerine döndüler. Sesler kesilip de hiçbir hareket işitmez olunca, ben (gizlendiğim yerden) dı­şarı çıktım. Kapı nöbetçisinin, kalenin anahtarını bir oyuk içine koyduğu yeri görmüştüm. Anahtarı oradan aldım ve ka­lenin kapısını açtım. Abdullah der ki: Kendi kendime “ya kale halkı beni tanırsa” di­ye düşündüm ve yavaşça yürüyüp kale içindeki evlerinin ka­pılarına vardım ve kapıları içlerindekilerin üzerine dıştan kilitledim. Sonra bir merdiven içinde üst kata, Ebu Râfi'in yanına çıktım. Bir de baktım ki, ev karanlık ve evin kandili sönmüş. Adamın nerede ol­duğunu bilemedim ve “ey Ebu Râfi” diye seslendim. “Kimdir o?” dedi. Abdullah der ki: Ona vurmak için hemen sesin geldiği tarafa gittim, fakat bağırınca iyi vuramadım. Sonra ona yardım ediyormuş gibi geldim ve ses tonumu değiştirerek “neyin var ey Ebu Râfi?” dedim. Ebu Râfi “yahu sana hayret ediyorum, anana yazıklar olsun! Yanıma bir adam girip bana kılıçla vurdu” dedi. Abdullah der ki: Ben yine gidip bir kere daha ona vur­dum, fakat yine iş görecek bir vuruş olmadı. Ebu Râfi bağırdı ve ev hal­kı ayağa kalktı. Abdullah der ki: Sonra ben sesimi değiştirerek yardım edecekmiş gibi geldim, baktım sırt üstü yatıyor. Hemen kılıcı kar­nının içine soktum, sonra üzerinde tersine çevirdim, nihayet kemiğin sesini işittim. Sonra dehşetle dışarı çıkıp merdivenlere kadar geldim. Aşağıya inmek isterken, merdivenden düştüm, ayağım eklem yerinden çıktı. Hemen ayağımı bir sargı ile sardım. Sonra ben bir ayak üzerinde sekerek arkadaşlarıma geldim ve onlara “sizler gidip Rasulullah'a (sav) sevinçli haberi bildiriniz. Ben ölüm haberini verenin sesini işitinceye kadar bura­dan ayrılmayacağım” dedim. Sabahın aydınlığı olunca ölüm habercisi yukarıya çıktı ve “Ebu Râfi'in ölümünü bildiririm” diye ilân etti. Abdullah b. Atîk der ki: Ardından ben, bende ayağımda hiçbir ağrı olmaksızın kalkıp yürüdüm. Arkadaşlarımın Peygamber'e (sav) gelmelerinden önce onlara yetiştim ve Peygamber'e (sav) o sevinçli haberi verdim.


    Öneri Formu
31217 B004040 Buhari, Megâzî, 16

Bize Abdân, ona Abdullah, ona Şu'be, ona Sa'd b. İbrahim, ona babası İbrahim, şöyle rivayet etmiştir: Oruçlu iken Abdurrahman b. Avf'a iftar sofrası getirilmiş, o da “benden daha hayırlı olan Musab b. Umeyr, şehit olduğunda öyle bir elbise ile kefenlenmişti ki başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açılıyordu” dedi. -ve sanırım şöyle devam etti:- “Benden daha hayırlı olan Hamza şehit oldu, o da (aynı şekilde kefenlendi). Sonra dünya nimetleri önümüze serildi” yahut “bize dünya nimetleri verildi. Şimdi ahiret ikramlarının erkenden dünyada bize ve­rilmiş olmasından endişeliyiz” dedi, ardından ağlamaya başladı, hatta iftar etmeyi bıraktı.


    Öneri Formu
31223 B004045 Buhari, Megâzî, 17

Bize Muhammed b. Abdürrahim, ona Zekeriya b. Adiyy, ona İbn Mübârek, ona Hayve, ona Yezîd b. Ebu Habib, ona Ebu Hayr, ona da Ukbe b. Âmir şöyle demiştir: Nebi (sav) sekiz yıl sonra Uhud’da şehit düşenler üzerine cenaze namazı kıldı. Sanki hem yaşayanlara hem de ölmüş olanlara veda ediyor gibiydi. Sonra Minbere çıkıp "ben sizin öncünüz ve şahidinizim. Buluşma yerimiz (Kevser) Havuzu olacaktır. Ben şu bulunduğum yerden oraya bakmaktayım. Ben sizin bir daha şirke düşeceğinizden endişe etmiyorum ancak ben sizin, dünya hakkında yarışa girişeceğinizden endişe ediyorum" dedi. Hz. Peygamber'e (sav) baktığım son bakışım bu oldu.


    Öneri Formu
240953 B004042 Buhari, Megâzî, 17

Bize Hassân b. Hassân, ona Muhammed b. Talha, ona Humeyd, ona Enes'in söylediğine göre amcası Enes b. Nadr, Bedir savaşında bulunamamıştı. Bundan dolayı şöyle derdi: Hz. Peygamber'in (sav) ilk savaşında bulunamadım. Allah beni Hz. Peygamber'in (sav) beraberinde (müşriklerle yapılacak savaşta) hazır bulundurursa ortaya koyacağım kahramanlığı da elbette herkese gösterecektir. Daha sonra Enes b. Nadr Uhud savaşına katıldı. Müslüman askerler bozguna uğrayıp dağılınca; Allah'ım! Şu Müslümanların yaptıklarından dolayı senden özür diliyorum; müşrikle­rin yaptıklarından da(zulüm) sana sığınırım, diyerek kılıcıyla müşriklere doğru ilerledi. Bu sırada Sa'd b. Muaz'a rastladı ve 'Ey Sa'd, nereye çekiliyorsun? Ben Uhud Dağı'nın eteklerinde cennetin ko­kusunu alıyorum dedi, çarpışmaya geçti ve şehit edildi. Enes b. Nadr'in cesedi tanınamadı. Sonunda onu kız kardeşi vücudundaki bir benden veya parmak uç­larından tanıyabildi. Vücudunda seksenden fazla mızrak, kılıç ve ok yarası vardı.


    Öneri Formu
31227 B004048 Buhari, Megâzî, 17


Açıklama: Burada üzerinde durulması gereken iki husus bulunmaktadır: 1. Rivayette Hüzeyme’nin şahitliğinin iki kişinin şahitliğine denk olmasına dair ek bilgi yer almamaktadır. Oysa aynı ravilerden rivayet edilen diğer nakillerde böyle bir bilgi yer almaktadır. Bu durum da ilgili bilginin raviler tarafından Hüzeyme’nin kimliğini belirtmek için eklendiği ihtimalini güçlendirmektedir. 2. Zeyd b. Sâbit Hz. Peygamber’den (sav) sürekli işitmiş olduğu bir ayeti kaybettiğini ifade etmektedir. Bu ifade mantıksal bir tutarsızlık içermektedir. Çünkü hem ayetin bilinmesi hem de kaybolması bir çelişkidir. Tarihte İslam âlimleri bu tutarsızlığı gidermek için bir takım yorumlar yapmışlardır. Ancak olaya daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, kaybedilenin ayetin kendisi değil, suredeki yeri olduğu söylenebilir. İlgili ayetin Ahzab suresinde olduğu bilinmekte ancak yeri tam olarak tespit edilememektedir. Muhtemelen bu ayetin yazılı olduğu malzeme, ki deri parçası, tahta, hurma yaprağı vs. olabilir, öncesi ve sonrası olmaksızın, bağımsız olarak bulunmaktadır. Öncesi ve sonrası ile ayetin bağlamı tespit edilmeye çalışılmış ve Hüzeyme’nin yanındaki sahifede öncesi ve sonrası bulununca suredeki yerine yerleştirilmiş olmalıdır.

    Öneri Formu
31228 B004049 Buhari, Megâzî, 17