10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdullah b. Ebü’l-Esved, ona Mu’temir, ona babası Enes b. Mâlik’in (ra) şöyle anlattığını rivayet etti:(Ensâr’dan olan) bir kimse kendi hurmalığından bazı hurma ağaçlarını Hz. Peygamber’e (sav) hediye olarak ayırır, verirdi. Bu Peygamber’e hurma ağacı ayırma işi, Kurayza’yı ve Nadîr’i fethetmesine kadar sürdü. Bunların fethinden sonra Hz. Peygamber, Ensâr’ın hurma ağaçlarını kendilerine geriye veriyordu.
Zührî der ki: Bu hadisi Urve b. Zübeyr’e anlattım, bana şöyle dedi: Mâlik b. Evs doğru söylemiştir. Ben Hz. Peygamber'in (sav) eşi Aişe'den (r. anha) işittim o şöyle diyordu: "Hz. Peygamber’in (sav) hanımları, Allah’ın, Rasulü’ne verdiği ganimetlerden kendilerine düşen sekizde bir payı (mîrâsen) istemek üzere Osman’ı Hz. Ebu Bekir’e gönderdiler. Ben onların (Bu taleplerine) karşı çıkarak şöyle dedim: Allah’tan korkmuyor musunuz? Hz. Peygamber’in (sav), -kendisini kast ederek- 'Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız şey sadakadır. Ancak Muhammed Ailesi bu maldan faydalanabilir' buyurduğunu bilmiyor musunuz? Bunun üzerine Peygamber’in hanımları bu sözlerime razı olup (taleplerinden vazgeçtiler)." [Urve der ki: Bu sadaka olan hurmalığın tasarrufu Ali'nin elinde kaldı. Ali onu Abbas’a vermedi, (aralarında ihtilaf çıktı) ve Ali, bu hususta Abbas’a galip geldi. Sonra sırasıyla Hasan b. Ali, sonra Hüseyin b. Ali, sonra Ali b. Hüseyin ve Hasan b. Hasan'ın eline geçti. Ali b. Hasan ile Hasan b. Hasan ona nöbetleşe tasarruf ediyorlardı. Sonra mal, Zeyd b. Hasan'ın eline yani idaresine geçti. Gerçekte ise bu mal Rasulullah'ın (sav) sadakasıydı.]
Bize İshak b. Nasr, ona Abdurrezzâk, ona İbn Cureyc, ona Mûsâ b. Ukbe, ona Nâfi, ona İbn Ömer (r.anhuma) şöyle demiştir: Rasulullah'a karşı Nadîr oğulları ve ardından Kurayza oğulları harp açtı. Bunun üzerine Rasulullah (sav) Nadîr oğullarını yerlerinden sürüp çıkardı. Kurayza oğullarını ise yerlerinde bıraktı. Ve onlara karşılıksız lütufta bulundu. Nihayet Kurayza da harb etti. Rasulullah (sav) da onların erkeklerini öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını da Müslümanlar arasında bölüştürdü. Ancak onlardan bazıları Peygamber'e katıldı. Hz. Peygamber (sav) bu katılanlara âmân verdi. Onlar da Müslüman oldular. Bu suretle Rasulullah (sav), içlerinde Abdullah b. Selâm'ın kabilesi olan Kaynukâ oğulları ve üzere Harise oğulları olmak üzere Medine Yahudilerinin hepsini Medine'den sürgün etti.
Bana Hasan b. Müdrik, ona Yahya b. Hammâd, ona Ebu Avâne, ona Ebu Bişr, ona da Saîd, b. Cübeyr şöyle demiştir: Ben İbn Abbâs'a "Haşr Suresi" dedim o da bana "Nadîr Suresi şeklinde söyle" dedi. Ebu Bişr'in bu rivayetine Huşeym mutabaat etmiştir
Bize yusuf b. Musa, ona Übeydullah b. Musa, ona İsrail, ona Ebu Ishâk, ona da Berâ şöyle demiştir: Rasulullah (sav), Ensar'dan bazı adamları, başlarına Abdullah b. Atîk'i emir tayin ederek Yahudi Ebu Râfi üzerine gönderdi. Ebu Râfi Hz. Peygamber'e eziyet eden, Onun aleyhinde çalışan birisiydi. Hicâz'da kendisine ait bir kalede idi. Birlik kaleye yaklaştığında güneş batmış ve insanlar hayvanlarıyla birlikte meradan dönmüşlerdi. Abdullah arkadaşlarına 'yerinizde oturun, ben gideyim, belki kale bekçilerine görünmeden kaleye girerim' dedi. Kale kapısına doğru yürüdü. Kapıya yaklaştığında, sanki bir ihtiyacını gideriyormuş gibi, elbisesine bürünüp kendisini gizledi. İnsanlar tamamıyla kaleye girmişti. Bu sırada kale bekçisi 'ey Allah'ın kulu, kaleye girmek istersen hemen gir, çünkü kapıyı kapatacağım' dedi. Ben de hemen girip gizlendim. İnsanların kaleye girmesi üzerine kapıcı kapıyı kilitledi ve anahtarları bir direğe astı. Abdullah der ki: Ben hemen anahtarlara doğru yöneldim ve onları alıp kapıyı açtım. Ebu Râfi'in yanında akşamdan sonra gece sohbeti yapılırdı ve bu sohbet kalenin üst katlarında olurdu. Bu gece sohbeti sona erip, dostları Ebu Râfi'in yanından dağılınca, ben hemen yanına çıktım. Açtığım her kapıyı içeriden sürgüleyerek kapatıyordum. Düşündüm ki, eğer Ebu Râfi'in adamları beni sezerlerse onu öldürünceye kadar bana fırsat bırakmazlar. Bu şekilde Ebu Râfi'in yattığı odaya kadar vardım. O, karanlık bir oda içinde, ailesinin arasındaydı. Odanın neresinde olduğunu kestiremedim. Anlamak için 'ey Ebu Râfi' diye seslendim. 'kim o?' diye karşılık verdi. Ben hemen sesin geldiği tarafa yönelip kılıcımla ilk darbeyi vurdum. Fakat dehşet içinde idim, bir iş göremedim. Ebu Râfi feryat etti. Ben hemen odadan dışarı çıktım ve kısa bir zaman bekleyip tekrar odaya daldım ve 'bu feryat nedir ey Ebu Râfi?' dedim. 'Ananın canı cehenneme, sen seslenmeden önce birisi bana oda içinde kılıçla vurdu' dedi. Abdullah der ki: Ben ona bir darbe daha vurdum, iyice yaraladım. Fakat yine öldüremedim. Sonra kılıcın keskin ucunu onun karnına bastım. Nihayet Ebu Râfi arkasına devrildi. Bu defa onu öldürdüğümü anladım ve hemen kapıları birer birer açmağa başladım. Ardından kale merdiveninin son basamağında, yere vardığımı sanarak ayağımı yere attım, ama mehtaplı bir gecede merdivenden aşağıya düştüm. Bacağım kırıldı. Hemen bir sargı ile bu kırığı sardım, sonra kapının önüne oturdum ve kendi kendime 'onu öldürüp öldürmediğimi öğreninceye kadar bu gece kaleden çıkmam' dedim. Horoz Ötmeye başlayınca ölümü ilan eden kimse kale surlarının üstünde ayakta 'hicaz ahalisinin tüccarı Ebu Râfi'nin ölümünü bildiririm' diye ilân etti. Bunun üzerine ben artık arkadaşlarımın yanına gittim. Onlara 'Ebu Râfi'den kurtulduk. Allah onu öldürmeyi nasip etti' dedim. Nihayet Peygamber'in (sav) huzuruna vardım ve O'na olanları anlattım. (Ayağımın kırıldığını duyunca) bana "ayağını uzat" buyurdu. Ben de ayağımı uzattım. Rasulullah (sav) ayağımı eliyle sıvazladı. Sanki ayağımdan hiç ağrı duymamış gibi oldum.
Bize Adem, ona Leys, ona Nâfi, ona da İbn Ömer şöyle demiştir: Rasulullah (sav), Nadîr oğullarının Buveyra bölgesindeki hurma ağaçlarını yaktırdı ve kestirdi. Bunun üzerine Yüce Allah "Onların hurma ağaçlarını kesmeniz de, kesmeden kökleri üzere dimdik bırakmanızda hep Allah’ın izniyle olmuştu ve yoldan büsbütün çıkmış o kimseleri perişan etmek içindi." (Haşr, 5) ayetini indirdi.
Bana İshak, ona Habbân, ona Cuveyriye b. Esma, ona Nâfi, ona da İbn Ömer (r.anhuma) şöyle rivayet etmiştir: Peygamber (sav) Nadîr Oğulları hurmalığını yaktırdı. İbn Ömer der ki: Hassân b. Sabit bu hurmalık yangını hakkında şu şiiri söyledi: Lueyy oğullarının efendilerini (müşrikleri) küçük düşürdü, Buveyra hurmalığından tutuşan ve yayılan yangın İbn Ömer der ki: Peygamber'in (sav) amcasının oğlu Ebu Sufyân b. Hâris de Hassân'a şöyle cevap verdi: Allah, bu yangını, yakana doğru devam ettirsin, Medine etrafını da alevli bir ateş yaksın. Yakında bileceksin, Buveyra'ya hangimiz daha uzak olacak ve yine bileceksin ki iki toprağımızdan (Mekke ve Medine) hangisi zarar görecek!