10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Ebu Küreyb ve Musa b. Hizâm, onlara Hüseyin b. Ali, ona Zâide, ona Meysere el-Eşceî, ona Ebu Hâzim, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Rasuûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Size kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikte en eğri kısım üst tarafıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan onu kırarsın. Onu kendi hâlinde bırakırsan öylece eğri kalır. Dolayısıyla size kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum."
Buhârî der ki: Bize Leys, ona Yahya b. Saîd, ona Amra, ona da Âişe'nin (r.anha) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ruhlar (farklı mizaçlara sahip olarak ezelde) bir araya getirilmiş topluluklardır. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşırlar, tanışmayanlar da ayrışırlar."
Açıklama: Rivayet muallaktır; Buhari ile Yahya b. Eyyub arasında inkıta vardır.
Bize Muhammed b. Mahbûb, ona Hammâd b. Zeyd, ona Eyyûb, ona Muhammed, ona da Ebu Hureyre şöyle demiştir: İbrahim Aleyhisselâm yalnızca üç defa yalan söylemiştir. Bunlardan ikisi; puta tapanlara “ben hastayım” demesi ve “belki putların şu büyüğü kırmıştır” demesi Azîz ve Celîl olan Allah'ın zâtı hakkındadır. Rasulullah (üçüncüsü için de) şöyle demiştir: "İbrahim bir gün, yanında eşi Sâre olduğu halde zorba bir hükümdarın bulunduğu bir memlekete uğradı. Hükümdara “bu şehirde, yanında çok güzel bir kadın bulunan bir adam var” diye haber verildi. Hükümdar İbrahim'e haber gönderip huzuruna çağırttı ve Sâre'yi kastederek “Bu kadın kimdir?” diye sordu. İbrahim “kız kardeşim” dedi ve sonra Sâre'nin yanına geldiğinde ona “ey Sâre, yeryüzünde benden ve senden başka mümin kimse yoktur. Bu hükümdar bana seni sordu. Ben de ona senin benim kız kardeşim olduğunu bildirdim. Sakın benim sözümü yalan çıkarma” dedi. Sonra hükümdar Sâre'ye haber gönderip çağırttı. Sâre onun yanına girince ona el uzatmaya kalktı ama bir anda tutuldu kaldı. Hemen Sâre'ye “Benim için Allah'a dua et, ben sana zarar vermeyeceğim” dedi. Sâre, Allah'a dua etti ve hükümdar çözüldü. Sonra Sâre'ye ikinci defa el uzattı. Yine aynı şekilde ya da çok daha şiddetli tutuldu. Yine Sâre'ye “benim için Allah'a dua et, ben sana zarar vermeyeceğim” dedi. Sâre yine dua etti, hükümdar yine çözüldü. Ardından hizmetlilerinden bir kaçını çağırıp “siz bana insan değil bir şeytan getirmişsiniz” diyerek Sâre'ye hizmetçi olarak Hacer'i hediye etti. Sâre, İbrahim'in yanına geldi, İbrahim namaz kılıyordu. Eliyle işaret ederek “ne oldu” diye sordu. Sâre de “Allah o kâfirin -facirin- tuzağını boşa çıkardı ve bana Hâcer'i hizmetçi olarak verdi” dedi." Ebu Hureyre der ki: ey Mâu's-semâ oğulları (Araplar), işte sizin ananız budur.
Bana Übeyd b. İsmail, ona Ebu Usame, ona Ubeydullah, ona da Saʿîd b. Ebu Saʿîd, ona da Ebu Hureyre (ra) şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber’e (sav): “İnsanların en değerlisi kimdir?” diye soruldu. Efendimiz (sav) "insanların en değerlisi, işlerinde Yüce Allah’ı en çok dikkate alan ve kötülükten sakınanlardır" cevabını verdi. “Biz sana onu sormuyoruz” dediler. Rasulullah (sav) "insanların en değerlisi, babası peygamber, dedesi peygamber, dedesinin babası da Halilullah olan Allah’ın peygamberi Yusuf’tur" dedi. “Biz sana onu da sormuyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) "o zaman siz bana Arapların asıllarını mı soruyorsunuz?" dedi. Soru sahipleri “evet” dediler. O da "sizin cahiliye döneminde hayırlı olanınız İslam’da da en iyinizdir, İslam ahkamını derinlemesine bildikleri takdirde" cevabını verdi.
Bize Muhammed b. Beşşâr, ona Muhammed b. Cafer, ona Şu'be, ona Muhammed b. Ziyâd, ona da Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Cinlerden bir ifrit, dün gece namazımda beni meşgul etmek üzere bana musallat oldu ama Allah ona karşı bana fırsat verdi, onu yakaladım ve sabah olunca hepiniz göresiniz diye onu mescidin direklerinden birine bağlamak istedim ama kardeşim Süleyman'ın (as) “Rabbim, bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat ihsan eyle” demiş olduğu hatırıma geldi onu defettim." "İfrît", insanlardan ya da cinlerden çok inatçı, isyankar ve kibirli olan kimse demektir. "عِفْرِيتٌ" kelimesi "زِبْنِيَةٍ" kalıbında olup çoğulu "الزَّبَانِيَةُ" şeklindedir.
Bize Ebu Velîd, ona Şu'be, ona A'meş, ona İbrahim, ona Alkame, ona da Abdullah şöyle demiştir: "İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya! İşte güven onlarındır" (En'âm, 82) ayeti indiğinde Peygamber'in sahabesi “Hangimiz imanına bir zulüm karıştırmaz ki?” dediler. Bunun üzerine "Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk çok büyük bir zulümdür" (Lokmân, 13) ayeti indi.
Bana İshak, ona İsa b. Yunus, ona A’meş, ona İbrahim, ona Alkame, ona da Abdullah (ra.) şöyle rivayet etmiştir: "İman eden ve imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır." (En'âm, 6/82) ayeti indiği zaman, bu hüküm Müslümanlara ağır geldi ve “Ey Allah'ın Rasulü, hangimiz kendine haksızlık yapmaz ki?” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Bu öyle (sizin düşündüğünüz gibi) değil, şirk anlamındadır. Siz Lokman'ın, oğluna nasihat ederken ‘yavrucuğum, Allah'a ortak koşma. Çünkü O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır' (Lokmân, 31/13) dediğini duymadınız mı?"
Bana Abdullah b. Muhammed b. Esma, ona Cüveyriye b. Esma, ona Nâfi, ona da Abdullah b. Ömer'in (r.anhuma) rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Bir kadına, acından ölünceye kadar bir kediyi hapsetmesinden dolayı, azap edildi. Çünkü kadın kediye ne yiyecek vermiş, ne su içirmiş, ne de yer haşerelerinden yemesi için onu salıvermiş."
Bana Abdullah b. Muhammed, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zuhrî, ona Humeyd b. Abdurrahman, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "eski zamanlarda aşırı derecede günah işleyen bir adam vardı. Ölüm vakti geldiği zaman oğullarına “öldüğümde beni yakın, sonra kemiklerimi ezerek öğütün ve tozlarımı rüzgâra savurun. Allah'a yemin ederim ki, eğer Rabbim benim zerrelerimi toplamaya kadir olursa hiçbir kimseye yapmadığı azabı bana yapacaktır” dedi. Öldüğü zaman bu vasiyeti yerine getirildi. Allah, yeryüzüne "sende o zata ait ne varsa topla" diye emir buyurdu. O da topladı ve o kişi dimdik ayağa kalkıverdi. Allah ona "bu yaptığın ise seni ne sevk etti?" diye sordu. O da “ey Rabbim, Senin büyüklüğün karşısında düştüğüm tedirginlik” diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah onu bağışladı. Ebu Hureyre dışındaki raviler “Senin korkun ya Rabbi” demişlerdir.