10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize İsmail b. Halil, ona Ali b. Müshir, ona Ubeydullah b. Ömer, Ona Nâfi, ona da İbn Ömer'in naklettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizden önceki ümmetlerden üç kişilik bir topluluk yürüyüp giderlerken birden yağmura yakalandılar. Hemen bir mağaraya sığındılar. Akabinde mağaranın girişi kapandı. (Mağarada mahsur kalanlar) birbirlerine 'Arkadaşlar! Bizi buradan doğruluktan başka bir şey kurtarmaz. Onun için her birimiz, doğru olduğunu bildiği bir şeyle Allah'a (cc) dua etsin' dediler. Bunlardan birisi: 'Allah'ım! Kesinlikle bilmektesin ki, benim üç farak (1 farak= yaklaşık 6,5 kg.) pirinç karşılığı çalışan bir işçim vardı. (Bir gün) o işçi ücreti almadan gitti. Ben de bu ücret karşılığı olan pirinci aldım ve onu ektim. Neticesinde (tarladan) çıkan pirinçlerle sığır satın aldım. Bir müddet sonra o işçi bana gelip ücretini istedi. Ben de ona 'şu sığırların yanına git ve onları sürüp götür' dedim. O da 'Benim senden sadece (bir kaç) farak pirinç alacağım vardır' dedi. Ben de 'Şu sığırların yanına git. Onlar senin alacağın olan faraktan (pirinç) çoğaldılar' dedim. İşçi onları alıp gitti. Ey Allah'ım! Sen bilmektesin ki, ben senden duyduğum korkudan ötürü böyle yaptım. Onun (hatırına) bizden bu sıkıntıyı gider! diye dua etti. Kaya önlerinden biraz açıldı. Diğeri de: 'Allah’ım! Şüphesiz sen bilmektesin ki benim yaşlı ihtiyar anamla babam vardı. Ben her gece onlara koyunlarımın sütünü getirirdim (ve içirirdim.) Bir gece bir engel sebebiyle bunlara süt getirmekte geciktim. Geldiğimde uyumuşlardı. Ailem ve çocuklarım açlıktan feryat ediyorlardı. Fakat ben anam babam içmeden çocuklarıma süt içiremezdim. Bu durumda onları uyandırmayı istemedim. Kendilerini terk edip de yataklarında süt içmeyi bekler halde bırakmak istemedim. (Süt tası elimde) tan yeri ağarıncaya kadar bekledim. Allah'ım! Sen pek iyi bilmektesin ki ben senden duyduğum korkudan dolayı böyle yaptım. Bizden bu sıkıntıyı gider!' dedi. Akabinde kaya önlerinden biraz açıldı, hatta gökyüzünü gördüler. Diğeri de: 'Allah’ım! Sen kesinlikle bilmektesin ki, benim bir amca kızım vardı. O bana insanların en sevgilisi idi. Ben ondan emelime nail olmak istedim. Fakat kendisine yüz dinar vermedikçe bunu kabul etmedi. Ben de (bu yüz altını) kazanmaya çalıştım ve sonunda temin ettim. Sonra (yüz dinarı) kendisine getirdim ve teslim ettim. O da kendisini bana teslim etti. Ben onun iki bacağı arasına geçince kız 'Allah'tan kork! Bekaret mührünü sahih bir nikah kıymadıkça bozma!' dedi. Bu söz üzerine (kızın üstünden) indim ve yüz dinarı da ona bıraktım. Şüphesiz sen bilmektesin ki ben ancak senden duyduğum korkudan ötürü böyle yaptım. Dolayısıyla bizden bu sıkıntıyı gider! dedi. Bu dua akabinde Allah onlardan sıkıntılarını giderdi ve çıkıp gittiler."
Bize Abdullah b. Yusuf, ona Leys, ona Ukayl, ona İbn Şihab, ona Urve, ona Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir: "[Hira mağarasındaki ilk vahiy hadisesinden sonra] Hz. Peygamber, kalbi titreyerek Hz. Hatice'nin yanında döndü. Daha sonra Hz. Hatice Oʼnu (sav) Varaka b. Nevfel'e götürdü. Varaka, Hristiyan olmuş, İncilʼi Arapçasından okuyan biriydi. Varaka Hz. Peygamber'e (sav) [Başına garip haller geldiğinde]'Neler görüyorsun?' diye sordu. Hz. Peygamber (sav) gördüklerini anlattı. Bunun üzerine Varaka, 'Bu gördüğün, Allah'ın (cc) Musa'ya (as) indirdiği Namustur. Şayet peygamberliğine yetişirsem sana verebildiğim bütün desteğimi vereceğim.' dedi. [Buhari dedi ki] Namus, Allah'ın başkalarından gizlediği halde kendisine bildirdiği sırra/vahye sahip varlık demektir.
Bize Ahmed b. Yunus, ona Züheyr, ona Mansur, ona Rib'î b. Hirâş, ona Ebu Mesud Ukbe'nin söylediğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki şu söz insanların bildiği peygamber sözlerindendir. Utanmazsan dilediğini yap."
Bize Yahya b. Bükeyr, ona Leys, ona Ukayl, ona da İbn Şihâb, ona Urve şöyle söylemiştir: Urve, Nebi'nin (sav) hanımı Aişe'ye (ra), 'Nihayet peygamberler ümitsizliğe kapıldılar ve yalanlandıklarını zannettiler' ayeti hakkında ne düşündüğünü sordu. Aişe de, 'Bilakis! Peygamberleri kavimleri yalanladı' dedi. Ben, 'Vallahi! Kavimlerinin kendilerini yalanladıklarını kesin olarak bilmişlerdi. O zan değildir!' dedim. Aişe (ra), 'Ey Urvecik! Bunu kesin olarak bildiler, evet!' dedi. Ben, 'Belki de ayet 'Yalanlandılar' şeklindedir' dedim. Aişe (ra), 'Allah'a sığınırım! Peygamberler rableri hakkında böyle bir zanda bulunacak değillerdir. Bu ayete gelince onlar, rablerine iman edip onu tasdik eden peygamberlerin takipçileridirler. Onlar uzun süre musibete duçar olmuş, zafer onlara gecikmiş, peygamberler neredeyse ümitsizliğe düşmüştü. Kavimlerinden onları yalanlayanlar takipçilerinin (ümmetlerinin) onları yalandıklarını zannetmişlerdi ki Allah'ın yardımı onlara geliverdi.' dedi. Ebu Abdullah el-Buharî şöyle demiştir: "İstey'esû", ye'ise fiilinden iftial veznindendir. İlgili ayetteki 'Minhu', 'Yusuf'tan' demektir. 'Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin' ayetinin manası ümit etmek demektir.
Bize Halid b. Mahled, ona Muğîre b. Abdurrahman, ona Ebu Zinâd, ona A'rac, ona da Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Davud'un oğlu Süleyman (as) “bu gece yetmiş kadını dolaşacağım ve onlardan her biri Allah yolunda cihad edecek birer süvariye hamile kalacak” diye kesin konuştu. Arkadaşı ona “İnşallah de” dedi. O da inşallah demeyi ihmal etti. Sonra o kadınları dolaştı, ama içlerinden sadece biri hamile kaldı, o da bir yanı felçli bir çocuk dünyaya getirdi." Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Eğer Süleyman (as) “inşallah” deseydi, elbette o çocukların hepsi Allah yolunda cihâd ederlerdi." Şuayb ile Ebu Zinâd rivayetlerinde "doksan" ifadesini kullandı ki bu daha sahihtir.
Bize Muhammed b. Beşşar, ona Muhammed b. Cafer, ona Şu'be, ona Furat el-Gazzaz, ona da Ebu Hazim rivayet etmiştir. Ben Ebu Hureyre ile beş yıl birlikte oldum. Onun Hz. Peygamber'den (sav) şöyle rivayet ettiğini işittim: "İsrâîl oğullarını peygamberler yönetir; biri öldüğünde diğer bir peygamber onun yerine geçerdi. Ancak benden sonra peygamber olmayacaktır. Benden sonra halifeler olacak, ama halife sayısı birden fazla olabilir." Bu ifadeleri duyan sahabiler, 'halifeler birden fazla olursa bize ne emredersin ya Rasulallah!' diye sorduklarında, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "İlk biat ettiğinize, ilkine sadakat gösterin. Onlara haklarını verin. Şüphesiz Allah da onlara, idare ettiklerini soracaktır."
Bize Abdullah b. Mesleme, ona Mâlik, ona İbn Şihâb şöyle rivayet etmiştir: Humeyd b. Abdurrahman, hacc yaptığı yıl minber üzerinde, Muâviye b. Ebî Sufyân'ın, bir muhafız askerinin elinde bulunan bir tutam saç demetini eline alıp şöyle dediğini işitmiştir: Ey Medine ahalisi! Sizin âlimleriniz nerededir? Ben Peygamber'den (sav) işittim, o, bu şekilde, takma saçı yasaklamış ve "hiç şüphesiz İsrail oğulları, kadınları şu takma saçları edindikleri zaman helak olmuşlardır" buyurmuştur..