10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Humeydî, ona Velid b. Müslim, ona Abdullah b. A'lâ, ona Büsr b. Ubeydullah, ona da Ebu İdris (el-Havlanî), Avf b. Malik’in (ra) şöyle dediğini rivayet etti: "Tebuk gazasında deriden yapılmış yuvarlak bir çadır içinde bulunan Hz. Peygamber'in (sav) huzuruna geldim, bana şöyle buyurdu: Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say (bekle): Benim ölümüm, Sonra Beytu'l-Makdis'in fethi, Sonra koyun kırımı gibi o sizi yakalayacak olan salgın ölümler. Sonra malın artması. Öyle ki bir kişiye yüz dinar verseniz bile onu azımsayıp mutsuz olmaya devam edecek. Sonra bir fitne ortaya çıkacak ve girmedik Arap evi bırakmayacak. Sonra sizinle Benu'l-Asfar (Rumlar) arasında bir barış yapılacak, ardından düşmanınız ihanet edip anlaşmayı bozacak ve üzerinize her bayrağın altında on iki bin nefer olmak üzere seksen kumandanın bayrakları altında size saldıracaklardır."
Ebû Mûsâ der ki: Bize Hâşim b. Kasım, ona İshak b. Saîd, ona da babası (Saîd b. Amr) şöyle rivayet etmiştir: Ebu Hureyre (ra) “dinar, dirhem almayacağınız zaman hâliniz nice olur?” dedi. Kendisine “ey Ebu Hureyre, sen böyle bir şeyin olacağını nasıl düşünürsün?” denildi. Bunun üzerine Ebu Hureyre “evet, Ebu Hureyre'nin nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben size sözü doğru ve tasdik edilenin sözünü (bildiriyorum)” dedi. “neden altın gümüş alamayacağız?” diye sordular. Ebu Hureyre “Allah'ın ve Rasulü'nün verdiği söz ve güvenceler ihlal edilir. O zaman da Aziz ve Celil Allah zimmilerin kalplerini sıkıca bağlar ve bu sebeple onlar ellerindekini vermezler” diye cevap verdi.
Bize Abdân, ona Ebu Hamza, ona A'meş şöyle demiştir: Ebu Vâil'e “Sıffîn'de hazır bulundun mu?” diye sordum. “evet bulundum” dedi de şunları ilâve etti: Ben Sehl b. Huneyf’i şöyle derken işittim: Sizler kendi görüşlerinizde kusur arayın. İşin doğrusu Ebu Cendel günü hala gözümün önündedir. Eğer Rasulullah'a (sav) karşı O'nun emrini reddetmeye imkanım olaydı, muhakkak O'nun Ebu Cendel hakkındaki emrini reddederdim. Bizi kargaşaya düşürecek, zora sokacak herhangi bir konuda kılıçlarımızın boyunlarımızda olması, bildiğimiz her işimizi çözmede bize kolaylık sağlamıştır. Ancak bu iş hariç.
Bize Ahmed b. Osman b. Hakîm, ona Şurayh b. Mesleme, ona İbrahim b. Yusuf b. Ebu İshak, ona babası, ona Ebu İshak ona da Berâ (ra) şöyle söyledi: Hz. Peygamber (sav) umre yapmak istediğinde Mekke'ye girmek için Mekkelilerden izin istemek üzere elçi gönderdi. Mekkeliler, Hz. Peygamber'e (sav) (gelecek yıl) Mekke'de ancak üç gece kalabileceğini, Mekke'ye sadece silahları kınları içinde girebileceğini ve Mekkelilerden hiçbir kimseyi davet etmemesini şart koştular. Ravi dedi ki; Bu şartları aralarından Ali b. Ebu Talib yazmaya başladı ve 'Bunlar, Allah'ın Rasulü Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı şartlardır' yazdı. Mekkeliler de şöyle cevap verdi: Biz senin Allah'ın Rasulü olduğunu kabul etmiş olsaydık, seni engellemez ve sana mutlaka biat ederdik. Dolayısıyla 'Bu, Abdullah oğlu Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı şartlardır' şeklinde yaz, dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Allah yemin ederim ki! Ben Abdullah'ın oğlu Muhammed'im ve yine Allah'a yemin ederim ki! Ben Allah'ın Resulüyüm" buyurdu. Ravi dedi ki; Resulullah'ın (sav) bizzat kendisi yazmıyordu ve Ali'ye "Rasulullah lafzını sil" buyurdu. Ali, 'Vallahi ben Rasulullah lafzını asla silmem', dedi. Hz. Peygamber (sav) de "Öyleyse o lafzı bana göster" buyurdu. Ali, Hz. Peygamber'e (sav) o lafzı gösterdi ve Hz. Peygamber de kendi eliyle Rasulullah lafzını sildi. (Ertesi yıl) Hz. Peygamber (sav) Mekke'ye girip şart koştukları üç gün (ikamet süresi) geçince, Mekkeliler Ali'ye gelerek 'Arkadaşına söyle de hemen Mekke'den ayrılsın!' dediler. Ali de bunu Rasulullah'a (sav) iletince, Hz. Peygamber, "Tamam, ayrılacağım" buyurdu, sonra da (Mekke'den) ayrıldı.