10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Müslim, ona Ebu Ukayl, Ebu Mütevekkil en-Nâcî’nin şöyle anlattığını rivayet etti: Cabir b. Abdullah b. Abdullah el-Ensârî’ye gittim ve “Hz. Peygamber'den (sav) işittiğin bir hadisi bana rivayet et” dedim. Şöyle anlattı: Seferlerinin birinde Hz. Peygamber'le birlikte yolculuk ettim. -Ravi Ebu Akîl Ebü’l-Mütevekkil’in yolculuğun bir gazve yolculuğu mu yoksa bir umre yolculuğu mu dediğini bilmiyorum, demiştir. - Seferden döndüğümüz zaman Hz. Peygamber “Kim ailesine erkenden kavuşmak isterse çabuk gitsin” buyurdu. Cabir dedi ki: 'Ben kül renkli devem üzerine binmiş olarak döndüm. Bu devede başka renk yoktu (yânî rengine başka renk karışma¬mıştı). İnsanlar benim arkamda idiler. İşte ben böyle herkesin önünde yol alırken devem yorgunluktan dolayı birden durdu. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana “Ey Cabir! Deveni sıkı tut!” buyurdu ve kamçısıyle ona bir kerre vurdu. Vurmasıyle beraber deve yerinden sıçrayıp hareket etti. Müteakiben Hz. Peygamber “Deveyi satar mısın” diye sordu. “Evet” dedim. Nihayet Medine'ye geldiğimizde ve Peygamber de sahabî grupları içinde Mescid’e girdiğinde ben de devemi Mescid'in kenarındaki taş döşemeliğe bağlayarak yanına girdim. Ve kendisine “İşte (benden satın aldığın) deven buradadır” dedim. Hz. Peygamber (sav) Mescid’den çıktı ve “Bu deve bizim devemizdir" diyerek, devenin etrafında dolaşmaya başladı. Akabinde Hz. Peygamber (sav), birkaç ukıyye altın yolladı ve “Bunu Câbir'e verin” buyurdu. Bundan sonra bana “Devenin bedelini tastamam aldın mı?” dedi. Ben “Evet aldım” dedim. Hz. Peygamber “O bedel de, o deve de (hibe olarak) senindir” dedi.
Açıklama: Hz. Peygamber'in devesi geride kaldığında hayvanı uyarmak maksadı ile onu kamçılanması ele alınmış ve hayvanların da gücü yeten konular da sahibi tarafından bu şekilde uyarılabileceği yorumu yapılmıştır. İbn Battal, Ebu'l-Hasen Ali b. Halef, Şerhu Sahihi'l-Buhârî li İbn Battal, thk. Ebû Temim Yasir b. İbrahim (Beyrut: Mektebetü'r-Rüşd, 1423/2008), 5/64.
Bize Muhammed b. Abdürrahim, ona Ravh b. Ubade, ona Said, ona Katâde, ona Enes b. Mâlik, ona da Ebu Talha (ra) şöyle rivayet etmiştir: "Nebî (sav) düşmana karşı galip geldiğinde, savaş meydanında üç gün kalırdı." [Muâz ve Abdula'lâ, bu rivayeti Said'den, o Katâde'den, o Enes'ten, o da Ebu Talha kanalıyla Nebî'den (sav) rivayet ederek (Ravh b. Ubâde'ye) mütabaatta bulunmuştur.]
Bize İbrahim b. Musa, ona Yezid b. Zürey, ona Hâlid, ona da Ebu Osman en-Nehdî, Mücâşi' b. Mesud'dan naklen şöyle rivayet etmiştir: "Mücâşi, kardeşi Mücâlid b. Mesud'u Rasulullah'ın (sav) yanına getirip 'Bu Mücâlid'dir. Sana hicret etmek üzere biat edecek' dedi. Hz. Peygamber (sav), 'Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur. Ancak, İslâm üzere onun biatini kabul ederim' buyurdu."
Muhammed b. Beşşâr, ona İbn Ebu Adiyy ve Sehl b. Yusuf, onlara Katâde, ona da Enes (ra) şöyle rivayet etmiştir: Rı'l, Zekvân, Usayya ve Lıhyân oğulları kabilelerinden bâzı kimseler Hz. Peyamber'e (sav) gelip kendilerinin Müslüman olduklarını söyleyerek kendi kavimlerine karşı Peygamber'den yardım istediler. Peygamber (sav) de onlara Ensâr'dan yetmiş kişi ile yardım gönderdi. Enes der ki: Biz gönderilen o sahabîleri "Kurrâ" olarak isimlendiriyorduk. Onlar gündüzleri odun toplayıp, geceleyin de namaz kılarlardı. O yetmiş sahâbî onlarla birlikte yürüyüp Maûne Kuyusuna ulaştıklarında kabileler bunlara hainlik yaptılar ve bu Kur'an hafızı sahâbîleri öldürdüler. Bu hâdise üzerine Peygamber (sav) bir ay Rı'l, Zekvân, Lıhyânoğulları kabilelerine bedduâ ederek kunût yaptı. Katâde der ki: Enes bize “"Dikkat edin, bizden kavmimize tebliğ ediniz ki, bizler Rabbimize kavuştuk. O bizden razı oldu ve bizleri de razı kıldı" sözlerini Kur'an olarak okuduk. daha sonra bu sözlerin tilâveti kaldırıldı" diye rivayet etmiştir.
Bize Hüdbe b. Hâlid, ona Hemmâm, ona Katâde, ona da Enes şöyle rivayet etmiştir: Nebî (sav), Huneyn ganimetlerini taksim ettiği Cirâne'den umre yaptı.
Bize Müsedded, ona Yahya, ona Ebu Hayyân, ona Ebu Zür'a, ona da Ebu Hüreyre (ra) şöyle söylemiştir: Nebî (sav) aramızda iken ayağa kalkarak (ganimet malından) çalmaktan bahsetti ve onun pek büyük bir günah olduğunu ifade edip şöyle buyurdu: "Birinizi Kıyamet günü bir boynunda meleyen koyunla (ve diğer) boynunda homurdayan bir atla 'Yâ Rasulallah! Bana yardım et!' derken bulmayayım! 'Sana bir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim' derim. (Aynı şekilde) boynunda böğüren bir deve ile 'Yâ Rasulullah! Bana yardım et!' derken (de bulmayayım)! 'Sana bir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim' derim. Boynunda altın ve gümüş olup 'Yâ Rasulullah! Bana yardım et!' derken (de bulmayayım)! 'Sana bir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim' derim. Boynunda hareket eden bir elbise olup da 'Yâ Rasulullah! Bana yardım et!' derken (de bulmayayım)! 'Sana bir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim' derim." Eyyûb, Ebu Hayyân'dan naklen "Homurdayan at" (فَرَسٌ لَهُ حَمْحَمَةٌ) şeklinde rivayet etmiştir:
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Amr ve İbn Cüreyc, onlara da Atâ şöyle demiştir: Âişe (r.anha) Müzdelife'deki Sebîr Dağı'nın yakınında iken Ubeyd b. Umeyr ile beraber Âişe'ye gittik. Bize "Allah'ın, Peygamberine Mekke fethini nasip ettiği günden sonra hicret bitti" dedi.