Bize el-Fadl İbnu'l-Hubâb el-Cumahî, ona Müslim İbn İbrâhîm, ona Hişâm ed-Destuvâî, ona Katâde, ona Mutarrif b. Abdullâh İbnu'ş-Şihhîr, ona da babası rivayet etmiştir:
Peygamber (sav)'in yanına gitmiştim, elhâkümü't-tekâsür (Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki) suresini okuyordu. Buyurdu ki:
"Ademoğlu, malım, malım, der! Halbuki Ey Ademoğlu, yiyip bitirdiğin veya giyip eskittiğin ya da sadaka olarak verip gönderdiğinden başka malından sana ne kalır ki?"
Öneri Formu
Hadis Id, No:
232622, İHS003327
Hadis:
- أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ الْحُبَابِ الْجُمَحِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ: حَدَّثَنَا هِشَامٌ الدَّسْتُوَائِيُّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَقْرَأُ: {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} ، قَالَ يَقُولُ:
" ابْنُ آدَمَ: مَالِي مَالِي، وَهَلْ لَكَ مِنْ مَالِكَ إِلَّا مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ، أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ ."
Tercemesi:
Bize el-Fadl İbnu'l-Hubâb el-Cumahî, ona Müslim İbn İbrâhîm, ona Hişâm ed-Destuvâî, ona Katâde, ona Mutarrif b. Abdullâh İbnu'ş-Şihhîr, ona da babası rivayet etmiştir:
Peygamber (sav)'in yanına gitmiştim, elhâkümü't-tekâsür (Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki) suresini okuyordu. Buyurdu ki:
"Ademoğlu, malım, malım, der! Halbuki Ey Ademoğlu, yiyip bitirdiğin veya giyip eskittiğin ya da sadaka olarak verip gönderdiğinden başka malından sana ne kalır ki?"
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
İbn Hibban, Sahih-i İbn Hibban, Zekât 3327, 8/120
Senetler:
1. Ebu Mutarrif Abdullah b. Şıhhir el-Haraşi (Abdullah b. Şıhhir b. Avf b. Ka'b b. Vakdân)
Konular:
Giyim, Dış Görünüş, Allah'ın verdiği nimet üzerinde görülsün
Öneri Formu
Hadis Id, No:
232628, İHS003333
Hadis:
3333 - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «إِنَّ مَلَكًا بِبَابٍ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَقُولُ: مَنْ يُقْرِضِ الْيَوْمَ يُجْزَ غَدًا، وَمَلَكٌ بِبَابٍ آخَرَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وَأَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا»
Tercemesi:
Bize Abdullâh İbn Muhammed el-Ezdî haber verdi: Bize İshâk İbn İbrâhîm anlattı: Bize Abdüssamed haber verdi: Hammâd bize İshâk İbn Abdullâh İbn Ebû Talha'dan, o da Abdurrahmân İbn Ebû Amra'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Allâh'ın Elçisi (sas)'den anlattı:
Cennet'in kapılarının biri üzerindeki bir melek şöyle der: Kim bugün borç verirse, karşılığı kendisine yarın verilir. Başka bir kapı üzerindeki bir melek de şöyle der: Allâh'ım, verenin, malından verdiği sadakanın yerini doldur; vermeyenin de malını telef et!
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
İbn Hibban, Sahih-i İbn Hibban, Zekât 3333, 8/124
Senetler:
1. Ebu Hureyre ed-Devsî (Abdurrahman b. Sahr)
Konular:
Cimrilik, zemmedilişi
Öneri Formu
Hadis Id, No:
232619, İHS003324
Hadis:
3324 - أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ الْحُبَابِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ الْعَبْدِيُّ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَطْعِمُوا الْجَائِعَ، وَعُودُوا الْمَرِيضَ، وَفُكُّوا الْعَانِيَ»، قَالَ سُفْيَانُ: الْعَانِي الْأَسِيرُ
Tercemesi:
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
İbn Hibban, Sahih-i İbn Hibban, Zekât 3324, 8/116
Senetler:
1. Ebu Musa Abdullah b. Kays el-Eş'arî (Abdullah b. Kays b. Süleym)
2. Ebu Vâil Şakik b. Seleme el-Esedî (Şakik b. Seleme)
3. Ebu Attab Mansur b. Mu'temir es-Sülemî (Mansur b. Mu'temir b. Abdullah)
4. Süfyan es-Sevrî (Süfyan b. Said b. Mesruk b. Habib b. Rafi')
5. Muhammed b. Kesîr el-Abdî (Muhammed b. Kesir)
6. Fadl b. Hubâb el-Cumahi (Fadl b. Amr b. Muhammed b. Sahr)
Konular:
KTB, ADAB
KTB, HASTA, HASTALIK
Teşvik edilenler, Yemek yedirmek, fazileti
Öneri Formu
Hadis Id, No:
232621, İHS003326
Hadis:
3326 - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْأَزْدِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ: أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، وَعِيسَى بْنُ يُونُسَ، قَالَا: حَدَّثَنَا الْأَعْمَشُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ: أَشْهَدُ بِاللَّهِ لَسَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ بِالرَّبَذَةِ، يَقُولُ: كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِحَرَّةِ الْمَدِينَةِ مُمْسِيًا، فَاسْتَقْبَلَنَا أُحُدٌ، فَقَالَ: «يَا أَبَا ذَرٍّ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي أُحُدًا ذَهَبًا أُمْسِي ثَالِثَةً وَعِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ إِلَّا دِينَارٌ أَرْصُدُهُ لِدَيْنٍ، إِلَّا أَنْ أَقُولَ بِهِ فِي عِبَادِ اللَّهِ هَكَذَا وَهَكَذَا» - يَعْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ، وَمِنْ خَلْفِهِ، وَعَنْ يَمِينِهِ، وَعَنْ شِمَالِهِ، ثُمَّ قَالَ: «يَا أَبَا ذَرٍّ إِنَّ الْمُكْثِرِينَ هُمُ الْأَقَلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ»، ثُمَّ قَالَ لِي: «لَا تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ»، فَانْطَلَقَ، ثُمَّ جَاءَ فِي سَوَادِ اللَّيْلِ، فَسَمِعْتُ صَوْتًا، فَخَشِيتُ أَنْ يَكُونَ ضِرَارَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَهَمَمْتُ أَنْ أَنْطَلِقَ، ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَهُ، فَجَلَسْتُ حَتَّى جَاءَ، فَقُلْتُ لَهُ: إِنِّي أَرَدْتُ أَنْ آتِيَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَكَ لِي، وَسَمِعْتُ صَوْتًا، قَالَ: «ذَاكَ جِبْرِيلُ جَاءَنِي، فَأَخْبَرَنِي أَنَّ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لَا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ»، فَقُلْتُ وَإِنْ زَنَى، وَإِنْ سَرَقَ، فَقَالَ: «وَإِنْ زَنَى، وَإِنْ سَرَقَ» قَالَ جَرِيرٌ: قَالَ الْأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، مِثْلَ ذَلِكَ
قَالَ أَبُو حَاتِمٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أُضْمِرَ فِي هَذَا الْخَبَرِ شَرْطَانِ: أَحَدُهُمَا أَنَّ مَنْ مَاتَ لَا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ تَفَضَّلُ اللَّهُ جَلَّ وَعَلَا عَلَيْهِ بِالْعَفْوِ عَنْ جِنَايَاتِهِ الَّتِي لَهُ فِي دَارِ الدُّنْيَا، لِأَنَّ الْمَرْءَ لَا يَخْلُو مِنَ ارْتِكَابِ بَعْضِ مَا حُظِرَ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا، أُضْمِرَ فِي الْخَبَرِ هَذَا الشَّرْطُ، وَالشَّرْطُ الثَّانِي: مَنْ مَاتَ لَا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، يُرِيدُ بَعْدَ تَعْذِيبِهِ إِيَّاهُ فِي النَّارِ، نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْهَا، إِنْ لَمْ يَتَفَضَّلْ عَلَيْهِ [ص:120] بِالْعَفْوِ قَبْلَ ذَلِكَ، لِئَلَّا يَبْقَى فِي النَّارِ مَعَ مَنْ أَشْرَكَ بِهِ فِي الدُّنْيَا، فَهَذَانِ الشَّرْطَانِ مُضْمَرَانِ فِي هَذَا الْخَبَرِ، لَا أَنَّ كُلَّ مَنْ مَاتَ وَلَا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ لَا مَحَالَةَ
Tercemesi:
Bize Abdullâh İbn Muhammed el-Ezdî haber verdi: Bize İshâk İbn İbrâhîm anlattı: Bize Cerîr ve Îsâ İbn Yûnus haber verdi: El-A'meş bize, Zeyd İbn Vehb'den anlattı:
Allâh adına tanıklık ederim ki, ben Ebû Zer'i, Rebeze'de şöyle derken işittim: Ben, Allâh'ın Elçisi (s.a.v)'le birlikte bir akşamüzeri Medine'nin kara taşlık arazisinde yürüyorduk. Derken önümüze Uhud Dağı çıkıverdi. Buyurdu ki: Ey Ebû Zer, Uhud Dağı kadar altınım olsa, bir borcu ödemek üzere ayıracağım bir dinar hariç, ondan yanımda bir dinar kalmış olarak üçüncü bir gece geçirmeyi istemem; Ancak onun tamamını, Allâh'ın kullarına şöyle şöyle harcamayı isterim, buyurdu ve önüne, sağına, soluna birer avuç atma işareti yaptı. Sonra şöyle dedi: Ey Ebû Zer, dünyada en çok biriktirenler Kıyamet gününde en aza sahip olacak olanlardır. Daha sonra bana: Ben gelinceye kadar buradan ayrılma, dedi ve çekip gitti. Ta ki gecenin karanlığında geri döndü. Bu arada ben bir ses işittim ve Allâh'ın Elçisi (s.a.v.)'in başına bir iş gelmesinden korktum. Peşinden gidecek gibi oldum ancak onun sözünü hatırlayınca yerime oturdum; ta ki çıkıp geldi. Yanıma geldiğinde kendisine: Ey Allâh'ın Elçisi, ben senin yanına gelecektim ama senin bana söylediğini hatırladım; Sen yokken bir ses işitmiştim. Buyurdu ki: O Cibrîl idi; bana gelmişti. Şunu bana haber verdi; ümmetimden Allâh'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölen herkes Cennet'e girer. Ebû Zer: Zina etse de mi, hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. Şöyle cevap verdi: Zina yapsa da, hırsızlık etse de.
Cerîr dedi ki: El-A'meş, Ebû Sâlih'ten, o da Ebu'd-Derdâ'dan, o da Peygamber (s.a.v.)'den bunun bir benzerini aktardı.
Ebû Hâtim (İbn Hibbân) (r.a.): Bu hadiste iki şart gizlenmiştir; bunlardan biri: Her kim Allâh'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölürse Cennet'e girer; eğer Allâh ona lütufta bulunarak dünya hayatında işlediği günahları affederse. Çünkü kişi, dünayada kendisine yasaklanan şeylerin bir kısmını işlemekten kendini alamaz. İşte hadiste gizlenen şartlardan biri budur.
İkinci şart ise: Her kim Allâh'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölürese Cennet'e girer, sözüyle Cehennemde bir süre azap gördükten sonrasını kasdediyor; bundan Allâh'a sığınırız. Tabi bu da Allâh'ın o kişiyi azaptan önce affetmemesi durumunda sözkonusudur. Bu neden böyledir; çünkü işin sonunda o kişi, dünayadayken Allâh'a ortak koşmuş olanlarla birlikte Cehennem'de kalmamalıdır. İşte bu iki şart bu haberde gizlenmiştir. Yoksa, her Allâh'a ortak koşmaksızın ölen her kesin kayıtsız şartsız Cennet'e gireceği anlamına gelmez.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
İbn Hibban, Sahih-i İbn Hibban, Zekât 3326, 8/118
Senetler:
1. Ebu Zer el-Ğıfârî (Cündüb b. Abdullah b. Cünade)
Konular: