10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Muhammed b. Yusuf, ona Süfyan, ona Humeyd, ona da Enes (ra) şöyle demiştir: Abdurrahmân b. Avf Medine'ye hicret ettiğinde Peygamber (sav) onunla Sa'd b.Rabî el-Ensârî arasında kardeşlik akdi yaptı. Sa'd, kendi ailesinin ve malının yarısını ona sundu. Abdurrahman da “Allah, ehlini ve malını sana bereket ihsan eylesin. Sen bana çarşının yolunu göster” dedi. Ardından Abdurrahman, keş ve yağ ticaretinden çok kazandı. Günler sonra Hz. Peygamber (sav) Abdurrahman'ı ziyaret ettiğinde, onun üzerinde gerdeğe girenlere mahsus kokulu, sarı boya izleri gördü. Peygamber (sav) ona "bu halin nedir ey Abdurrahman?" diye sordu. Abdurrahman “ey Allah'ın Rasulü, ben Ensâr'dan bir kadınla evlendim” dedi. Rasulullah "o kadına ne kadar mehir verdin?" buyurdu. O da “bir çekirdek ağırlığında altın” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) ona "bir koyunla da olsa düğün yemeği ver" buyurdu.
Bize Yahya b. Süleyman, ona İbn Vehb, ona Malik, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Übeydullah b. Abdullah, ona da İbn Abbâs şöyle haber vermiştir: Abdurrahman b. Avf, Ömer'in yaptığı son hacda, Mina'da iken ailesinin yanına gitmişti. Orada benimle karşılaştı ve şöyle dedi: Ben (Ömer'e) “ey Müminlerin Emiri, şüphesiz hac mevsimi insanların düşük ve sefil olanlarını da burada toplar. Benim kanaatim, yapmak istediğin konuşmayı Medine'ye varıncaya kadar ertelemen şeklindedir. Çünkü Medine, hicret ve Sünnet yurdudur. Orada ilim ve anlayış sahibi, insanların seçkini ve ileri görüşlüsü olan kimselerin yanına varmış olursun” dedim. Ömer de “Medine'de konaklayacağım ilk makamda kalkıp konuşmayı yapacağım” dedi .
Açıklama: hadisin bütünü için B006830 numaralı hadise bakınız.
Bize Übeydullah b. Saîd, ona Ebu Üsâme, ona Hişâm, ona babası (Urve b. Züeyir) ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir: (Evs ve Hazrec Kabilelerinin birbirleriyle savaştığı) Buâs günü, Allah'ın, Rasulü için hazırladığı bir gündür. Allah Rasulü (sav) Medine'ye hicret ettiğinde, (Medinelilerin) cemiyet bağları bozulmuş, şerifleri öldürülmüştü. Bu perişanlık onların İslam'a girmelerine zemin hazırlamıştır.
Bize Musa b. İsmail, ona İbrahim b. Sa'd, ona İbn Şihâb, ona Hârice b. Zeyd b. Sâbit, ona da Hz. peygamber'e (sav) biat eden Ensar kadınlarından Ümm el-A'lâ şöyle haber vermiştir: Muhacirlerin konaklayacakları yerleri belirlemek üzere Ensâr kura çektikleri zaman, Osmân ibn Maz'ûn'un kurası kendi ailelerine çıkmıştı. Ümm el-A'lâ der ki: Sonra Osman bizim yanımızda hastalandı. Ben, o vefat edene kadar, ona hastabakıcılık yaptım. Nihayet vefat etti, biz de onu yıkayıp kendi elbisesi içine koyarak kefenledik. Sonra yanımıza Peygamber (sav) girdi. Ben “ey Ebu Sâib, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Allah sana muhakkak ikram etmiştir” dedim. Bunun üzerine Peygamber (sav) "Allah'ın bu ölüye ikram ettiğini sana bildiren nedir?" diye sordu. Ben de “ey Allah'ın Rasulü, babam anam Sana feda olsun, ben bilmiyorum, fakat Allah (Osman'a ikram etmeyip) kime ikram eder ki?” dedim. Rasulullah (sav) "Vallahi, gelmesi kesin olan ölüm Osman'a gelmiştir. Ve vallahi, ben de onu için sadece hayır umarım. Yine Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'ın Rasulü olduğum hâlde bana Allah tarafından ne muamele yapılacağını bilemem" buyurdu. Bunun üzerine Ümm el-A'lâ “vallahi, bundan sonra ben hiçbir kimseyi tezkiye etmem” dedi. Yine Ümm el-A'lâ der ki: Bu durum beni üzdü, sonra uyudum ve rüyamda bana Osman'a ait, akan bir pınar gösterildi. Hemen Rasulullah'a gidip gördüğüm rüyayı kendisine haber verdim. Rasulullah "Bu pınar onun amelidir" buyurdu.
Bana İbrahim b. Hamza, ona Hâtim, ona da Abdurrahman b. Humeyd ez-Zührî şöyle demiştir: Ömer b. Abdülaziz'in, Nemr'in kız kardeşinin oğlu Sâib'e “Muhâcir'in Mekke'de ikameti hakkında ne duydun?” diye sorduğunu işittim. Sâib de şöyle cevap vermiştir: Alâ b. el-Hadramî'den işittiğime göre Rasulullah (sav) "Sader (veda) tavafından sonra Muhacir için Mekke'de üç gece oturma ruhsatı vardır" buyurmuştur.
Bize Müsedded, oona Abdulvâris (T); yine bize İshak b. Mansur, ona Abdussamed, ona babası (Abdulvâris b. Saîd), ona Ebu Teyyâh Yezîd b. Humeyd ed-Dubaî, ona da Enes b. Malik (ra) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (sav) Medine’ye geldiğinde Medine’nin yukarı (Avalî) taraflarında Amr b. Avf oğulları mahallesi denilen bir yerde konakladı. Aralarında on dört gün kaldıktan sonra Neccâr oğullarının ileri gelenlerine haber gönderdi. Onlar da kılıçlarını kuşanmış olarak geldiler. -Enes der ki:- Rasulullah’ın (sav) devesi üzerinde Ebu Bekir’i arkasına bindirmiş ve Neccar oğullarının ileri gelen adamları da etrafında olduğu hali hala gözümün önünde. Nihayet Ebu Eyyub’un avlusuna indi. -Enes der ki:- Rasulullah (sav) namaz vakti nerede girerse orada namaz kılardı. O (bazen) koyun ağıllarında dahi namaz kılardı. Sonra bir mescit yapılmasını emir buyurdu. -Enes der ki:- Tekrar Neccar oğullarının ileri gelenlerine haber gönderdi. Onlar da geldiler. Hz. Peygamber (sav) "ey Neccar oğulları, bu bahçenizin fiyatını bana söyleyin" buyurdu. Onlar da “hayır vallahi, onun bedelini Allah’tan başkasından istemeyiz” dediler. Enes der ki: Orada bazı hurma ağaçlıkları, müşriklerin kabirleri ve bazı yıkık harabeler bulunduğunu söyleyebilirim. Rasulullah (sav) emretti, hurma ağaçları kesildi, müşriklerin kabirleri eşildi, harabe yerler de düzeltildi. -Enes der ki:- Hurma ağaçlarını (mescidin) kıble tarafına dizdiler. Kapının iki tarafını taştan yaptılar. Ashab bir yandan bu taşları taşıyor, bir yandan da “Allahumme innehu lâ hayra illâ hayru’l-âhirah. Fansuri’l-ensara ve’l muhacirah” (Allah’ım, hayır olsa olsa ancak ahiret hayrıdır. Sen de Ensar’a da, muhacirlere de yardım et) diye ezgi söylüyor, Rasulullah (sav) da onlara katılıyordu.
Bize Abdullah b. Mesleme, ona Abdulaziz, ona babası (Seleme b. Dînâr), ona da Sehl b. Sa'd şöyle demiştir: (İslâm takvimine başlangıç için sahabîler), Hz. Peygamber'in (sav) ne risaletini ne de vefatını, sadece Medine'ye hicretini esas aldılar.
Bana Hamid b. Ömer, ona Bişr b. Mufaddal, ona Humeyd, ona da Enes şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber'in (sav) Medine'ye geldiğini haber alan Abdullah b. Selâm, hemen bir şeyler sormak üzere Hz. Peygamber'e (sav) gelip “sana, cevabını sadece bir peygamberin bilebileceği üç şey soracağım: 1. Kıyamet alâmetlerinin ilki nedir?; 2. Cennet ahalisi ilk önce hangi yemeği yiyecekler? 3. Çocuğun, annesine ya da babasına benzemesine yol açan şey nedir?” dedi. Hz. Peygamber (sav) "Az önce Cibril gelip bunları bana bildirdi" dedi. İbn Selâm “Cibril, melekler arasında Yahudilerin düşmanıdır” dedi. Peygamber (sav) sorulara cevaben "Kıyamet alâmetlerinin en öncesi bir ateştir ki, o, insanları doğu taraftan batıya sürüp toplar. Cennet ahalisinin yiyeceği ilk yiyecek maddesi ise balık ciğerinin fazlasıdır. Çocuğa gelince, erkeğin spermi, kadının sperminin önüne geçerse çocuk onun soyuna çeker. Eğer kadının spermi erkeğin sperminin önüne geçerse kadın çocuğu kendi soyuna çekip benzetir" buyurdu. Abdullah “Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur ve sen de Alla'hın rasulüsün” dedi. Abdullah “ey Allah'ın Rasulü, Yahudiler, insanı hayrette bırakacak şekilde yalan söyleyen, asılsız isnat ve iftiralarda bulunan haksız bir millettir. Bu yüzden benim Müslüman olduğumu bilmelerinden önce, benim konumumu onlara sorup tasdik ettir” dedi. Ardından Yahudi heyeti geldi. Hz. Peygamber (sav) onlara "Abdullah b. Selâm aranızda nasıl bir adamdır?" diye sordu. Yahudiler “o bizim hayırlımız ve hayırlımızın oğlu, en faziletlimiz ve en faziletlimizin oğludur” dediler. Bu tezkiye üzerine Peygamber (sav) "Abdullah b. Selâm Müslüman olursa ne düşünürsünüz?" diye sordu. Yahudiler: “Allah onu bundan korusun” dediler Hz. Peygamber (sav) tekarar sordu, onlar da aynı cevabı verdiler. Bunun üzerine Abdullah (gizlendiği yerden) çıkarak kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Bu defa Yahudiler “O bizim şerlimiz ve şerlimizin oğludur” diyerek İbn Selâm'ın değerini düşürmeye çalıştılar. Abdullah “ey Allah'ın Rasulü, işte korkmakta olduğum buydu” dedi.
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona da Ebu Minhâl Abdurrahman b. Mut'im şöyle demiştir: Benim bir ortağım çarşıda veresiye olarak gümüş paralar sattı. Ben buna hayret ederek “Sübhânallah! Bu satış uygun mudur” dedim. Ortağım da “Sübhânallah! Vallahi ben o gümüş paraları çarşıda sattım ama bu satışımı yadırgayan olmadı” dedi. Bunun üzerine ben Berâ b. Âzib'e bu konuyu sordum, o da “Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiğinde biz bu şekilde alım satım yapıyorduk. Hz. Peygamber (sav) "peşin olursa bunda sakınca yoktur. Ancak veresiye olursa uygun değildir" buyurdu. Sen bir de Zeyd b. Erkam'ı bul, ona sor. Çünkü o, ticarette bizim en büyüğümüz olur” dedi. Bunun üzerine ben de bu konuyu Zeyd b. Erkam'a sordum, o da Berâ'nın dediğinin benzerini söyledi. Süfyân bir rivayetinde: “Peygamber (sav) Medine'ye bizim yanımıza geldiğinde, biz bu şekilde alım satım yapıyorduk” dedi. Yine Süfyân bu rivayetinde: “hac mevsimine ya da hacca kadar veresiye olarak” ifadesini kullanmıştır.