Giriş

Bize Ebu Rabi, ona İbn Uyeyne, ona İbn Cüreyc, ona Ata, ona Cabir (ra) şunu rivayet etti: Necaşi vefat ettiğinde Nebi (sav) "Bugün, salih bir adam öldü. Haydi, kalkın kardeşiniz Ashama’nın namazını kılın" buyurdu.


    Öneri Formu
35006 B003877 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 38

Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Amr b. Dînâr, ona da Abdullah b. Ömer (r.anhuma) şöyle dedi: Ömer b. Hattâb Müslüman olduğu zaman, insanlar onun evinin yanında toplanıp “Ömer dininden döndü” dediler. O sırada ben hane halkı arasında bir çocuktum. Derken üzerinde has ipekten bir kaftan bulunan bir adam çıkageldi ve “Ömer dininden döndü, onun hamisi benim, bu toplanma da neyin nesi?” dedi. İbn Ömer der ki: Onun bu sözü üzerine insanlar dağılıp gitti­ler. Ben “Bu adam kimdir?” diye sordum “Âs b. Vâil” dediler.


    Öneri Formu
34994 B003865 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 35

Bana Muhammed b. Müsennâ, ona Yahya, ona İsmail, ona Kays, ona da Saîd b. Zeyd şöyle demiştir: Vallahi, kız kardeşi ile birlikte Müslüman olduğumuz için, ben, Ömer'in, beni esir gibi bağlayarak eziyet ettiğini gördüm. Sizin Osman'a yaptığınız (kötülükten) dolayı da, Uhud Dağı parça parça olsa hakkıdır, yadırganmaz.


    Öneri Formu
34996 B003867 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 35

Bize Abdân, ona Ebu Hamza, ona A'meş, ona İbrahim, ona Ebu Ma'mer, ona da Abdullah (ra) şöyle rivayet etmiştir: Biz Hz. Peygamber (sav) ile birlikte Minâ'da iken Ay ikiye bölündü, bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) "şahit olun!" buyurdu. Ayın bir parçası (Hıra) Dağı tara­fına gitti. Ebu Duhâ aynı hadisi Mesrûk'tan, o da Abdullah'tan “Ay Mekke'de ikiye bölündü” şeklinde aktarmıştır. Muhammed b. Müslim, bu hadisi İbn Ebu Necih'ten, o da Mücahid'den, o da Ebu Ma'mer'den o da Abdullah'tan rivayet ederek Ebu Ma'mer'in rivayetine mutabaat etmiştir.


    Öneri Formu
34998 B003869 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 36

Bize Yahya b. Süleyman, ona İbn Vehb, ona Ömer, ona Salim ona da Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Ben, Ömer'in bir şey hakkında “ben onun şöyle olacağını zannediyorum” dediğini ondan işittiğim ne varsa hep onun dediği gibi olmuştur. Bir gün Ömer otururken yanından güzel bir adam geçti. Ömer “bu adamın Müslüman olmadığını sanıyorum” yahut “bu adam cahiliye dini üzerine devam etmektedir” ya da “bu adam Cahiliye döneminde kavminin kâhiniydi, onu bana getirin” dedi. Adam çağrıldı, gelince de Ömer ona bu düşüncelerini söyledi. Adam “ben, Müslüman bir kişinin bugün karşılandığı gibi bir gün görmedim” dedi. Ömer de ona “ant olsun ki, sen benim istediğim şeyleri bana haber vereceksin” dedi. Adam “ben Cahiliye devrinde onların kâhiniydim” dedi. Ömer ona “dişi cinin sana getirdiği gaibe dair haberlerinden en hayret veri­cisi nedir?” diye sordu. Adam “ben bir gün çarşıda bulunduğum sırada bana dişi cin geldi ki, ben ondaki korkuyu biliyorum, bana 'Sen cini, onun kor­kusunu, tepetaklak oluşundan sonraki umutsuzluğunu ve sırtlarına ince çullar konul­muş genç develerle yetişilip yakalanmasını görmedin mi?” dedi. Ömer der ki: Adam doğru söyledi. Ben bir gün putların yanında bulunduğum sırada, bir adam bir buzağı getirdi ve onu boğazladı. Bu sırada birisi öyle bir nara attı ki, ben ondan daha şiddetli sesi olan hiçbir nara işitmedim. O kişi 'Yâ Celîh, emrun necîh, raculün fasîh, yakûlü lâ ilâhe illâ ente (ey düşmanlığını açığa vuran kimse, iş başarıya ulaştı, fasîh konuşan bir adam 'senden başka ilah yoktur diyor)' diye bağırıyordu. Oradaki topluluk, o kimseye doğru atıldı. Ben bunu görünce kendi kendime 'ben bunun arkasında ne olduğunu öğreninceye kadar buradan ayrıl­mayacağım' dedim. Sonra o kişi yine 'Yâ Celîh, emrun necîh, raculün fasîh, yakûlü lâ ilâhe illâ ente (ey düşmanlığını açığa vuran kimse, iş başarıya ulaştı, fasîh konuşan bir adam 'senden başka ilah yoktur diyor)' diye nida etti. Ben ora­da dikilip dururken çok geçmeden 'bu gaipten haber veren biri' denildi.


    Öneri Formu
34995 B003866 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 35

Bize Abdullah b. Muhammed el-Cu'fî, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zührî, ona Urve b. Zübeyir, ona da Ubeydullah b. Adiy b. Hıyâr şöyle demiştir: Misver b. Mahrame ile Abdurrahman b. Esved b. Abduyeğûs bana gelip “dayın Osman ile, kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan şey nedir? İnsanlar onun yaptıkları hakkında çok söylenmeye başladı” dediler. Übeydullah der ki: Bunun üzerine ben namaza çıkmaya hazırlanan Osman'a geldim ona “seninle bir konuda konuşmam ve tavsiyede bulunmam gerekiyor” dedim. Osman “Ey insan senden Allah'a sığınırım” dedi. Bunun üzerine ben dönüp gittim. Namazı bitirdikten sonra Misver ve İbn Abduyağûs'un yanına oturdum ve benim Osman'a, onun da bana dediği şeyleri onlara anlattım. Onlar da “sen üzerine düşen vazifeyi yerine getirdin” dediler. Onlarla otururken Osman'ın elçisi geldi. Bunun üzerine onlar bana “şüphesiz Allah seni sınamış” dediler. Ben de tekrar yürüyüp Osman'ın huzuruna vardım. Osman bana “az önce bana bahsettiğin tavsiyen nedir?” dedi. Ben de kelime-i şehadeti söyledim ve “Yüce Allah Muhammed'i (sav) hak ile gön­derdi ve O'na Kitabı indirdi. Sen de Allah'a ve Rasulü'ne uyanlardan oldun, ona iman ettin. İlk iki hicrete katıldın. Allah Elçisi'yle sohbet ve arkadaşlık yaptın, O'nun yolunu görüp bildin. İnsanlar Velîd b. Ukbe'nin durumuna çok söylenir oldular. Ona had cezası uygulaman gerekir” dedim. Osman bana “ey kardeşimin oğlu, sen Rasulullah'a yetişip (ondan ilim) aldın mı?” dedi. Ben de “hayır, ama O'nun ilminden, perde arkasındaki bakire kıza bile ulaşan ilim bana da ulaşmıştır” dedim. Übeydullah der ki: Bunun üzerine Osman kelime-i şahadeti söyledi ve “hiç şüphesiz Allah, Muhammed'i (sav) hak din ile gönderdi. Ben de Allah ve Rasulü'nün davetine uyan ve Muhammed (sav) ile gönderilen esaslara iman edenlerden oldum. Senin dediğin gibi ilk iki hicrete katıldım. Onunla sohbet etme şerefine eriştim ve kendisine biat ettim. Allah'a yemin ederim ki, Yüce Allah O'nu vefat ettirinceye kadar ben O'na asi de olmadım, O'nu aldatmadım da. O'ndan sonra Ebu Bekir geldi. Ona da asi olmadım ve onu aldatmadım da. Sonra Ömer geldi. Ona da asi olmadım ve onu aldatmadım da. Sonra ben halife seçildim. Öyle olunca benim sizin üzerinizde, onların benim üzerimdeki hakkı gibi hak­kım olmadı mı?” dedi Ben “evet oldu” dedim. Osman “öyleyse sizlerden bana ulaşan şu uydurma haberler nedir? Velîd b. Ukbe'nin durumuna dair anlattığın şeye gelince, inşallah biz ona hakettiği cezayı uygulayacağız” dedi. Übeydullah der ki: sonra Velîd'e kırk sopa cezası verdi ve sopa vurmasını da Ali'ye emretti. Sopa cezasını uygulayan Ali oldu. Yunus ve Zuhrî'nin kardeşi oğlu, Zührî'den yaptıkları rivayette “benim sizin üzerinizde, onların hakkı gibi hak­kım olmadı mı?” şeklinde aktarmışlardır.


    Öneri Formu
35001 B003872 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 37

Bize Abdula‘lâ b. Hammâd, ona Yezid b. Zürey‘, ona Saîd, ona da Katâde’nin rivayet ettiğine göre, Ata kendilerine Câbir b. Abdullah el-Ensârî’nin (r.anhüma) rivayet ettiğine göre, Nebi (sav), Necâşî’nin cenaze namazını kıldırdı. O (Hz. Peygamber (sav)), bizi arkasında saf halinde dizdi. Ben ikinci yahut üçüncü safta idim, (dedi).


    Öneri Formu
35007 B003878 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 38

Bize Abdullah b. Ebu Şeybe, ona Yezid, ona Süleym b. Hayyân, ona Said b. Mînâ', ona da Câbir b. Abdullah şöyle rivayet etmiştir: Nebî (sav), Necâşî Ashame için (gıyabi cenaze namazı) kıldırdı. Namazda dört defa tekbir aldı. [Abdussamed, bu rivayete mütabaatta bulunmuştur.]


    Öneri Formu
35008 B003879 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 38

Bize Züheyr b. Harb, ona Yakub b. İbrahim, ona babası (İbrahim b. Sa'd), ona Salih, ona İbn Şihâb, ona Ebu Seleme b. Abdurrahman ve İbn Müseyyeb onlara da Ebu Hureyre (ra) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (sav) onlara Habeşlilerin hükümdarı Necâşî’nin öldüğü günde, vefat ettiği haberini vermiş ve "Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz" buyurmuştur.


    Öneri Formu
35009 B003880 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 38


    Öneri Formu
35002 B003873 Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 37