10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Yahya b. Bükeyr, ona Leys, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona İbn Müseyyeb, ona da Ebu Hureyre (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yemin, malı (kolayca) satar; fakat bereketi yok eder."
Bize Amr b. Muhammed, ona Hüşeym, ona Avâm, ona İbrahim b. Abdurrahman, ona da Abdullah b. Ebu Evfâ (ra) şöyle demiştir: Bir adam malına satmak üzere pazara çıkartmış, sonra da, malına ödemediği bir bedeli ödedim diye yemin ederek Müslüman bir adamı ikna etmeye çalışmıştı. Bunun üzerine "Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur." (Âl-i Îmrân: 77) ayeti indi.
Bize Abdân, ona Abdullah, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Ali b. Hüseyin, ona Hüseyin b. Ali (r.anhuma), ona da Ali (as) şöyle demiştir: Benim Bedir günündeki ganimet payımdan kalan yaşlı bir devem vardı. Hz. Peygamber (sav) bana daha önce de ganimetin beşte birinden, başka bir yaşlı deve daha vermişti. Hz. Peygamber'in (sav) kızı Fâtıma (as) ile evlenmek istediğim zaman Kaynuka oğullarından, kuyumculuk yapan bir adamla beraber ızhır otu toplamaya gitmek üzere sözleştik. Bu otu kuyumculara satıp parasıyla düğün yemeğimin masrafına destek sağlamayı düşünmüştüm.
Bize Muhammed b. Beşşar, ona Abdülvehhab, ona Ubeydullah, ona Vehb b. Keysân, ona da Cabir b. Abdullah (r. anhuma) şöyle nakletmiştir: Bir gazvede Hz. Peygamberle (sav) beraber bulunuyordum. Devem yavaşladı ve yürüyemez oldu. Hz. Peygamber (sav) yanıma gelerek "Cabir" dedi. Ben de “buyur” dedim. Hz. Peygamber "Durumun nedir?" dedi. Ben “devem yavaşladı ve yürüyemiyor, geride kaldım” dedim. Hz. Peygamber (devesinden) indi ve devemi elindeki ucu eğik çengelli değneği ile çekmeye başladı. Sonra da bana "devene bin" buyurdu. Deveme bindim. Sonrasında baktım ki devemi Hz. Peygamber'i geçmesin diye engellemeye çalışıyorum. Hz. Peygamber bu esnada bana "evlendin mi" diye sordu. Ben de “evet” dedim. "Bekar mı dul mu?" diye sordu. Ben de “dul”, dedim. "Senin onunla oynaşacağın, onun da seninle oynaşacağı bekar kız yok muydu?" dedi. Ben de “benim kız kardeşlerim var. Onları bir araya getiren, saçlarını toplayan, onların bakımını üstlenen birisiyle evlenmeyi istedim” dedim. Hz. Peygamber (sav), "şimdi sen (Medine'ye) gidiyorsun. Oraya varınca (ailene karşı) olgun, zarif ol" buyurup, "deveni satıyor musun?" diye sordu. “Evet” dedim. Hz. Peygamber "onu bana bir ukiyye (bedeli) karşılığında sat" buyurdu. Hz. Peygamber (sav) benden önce Medine'ye vardı. Ben de sabah vakitlerinde ulaştım. Mescid'e geldik, Hz. Peygamber'i mecsidin kapısında buldum. Hz. Peygamber (sav) "şimdi mi geldin" buyurdu. Ben de “evet” dedim. Hz. Peygamber (sav) "deveni bırak da iki rekat namaz kıl" buyurdu. Girip iki rekat namaz kıldım. Bilal'e (deve için) bir ukiyye tartmasını emretti. Bilal de benim için tarttı, hatta fazladan tarttı. Ayrılmak üzere arkamı dönüp giderken, Hz. Peygamber (sav) "Cabir'i bana çağırın" buyurdu. Ben de (içimden) şimdi (iyi olmadığı için) deveyi iade edecek, diye düşündüm. Bana o deveden daha sevimsiz gelen başka bir şey yoktu. Hz. Peygamber (sav) "deveni al, bedeli de sende kalsın" buyurdu.
Bize Musa b. İsmail, ona Cerîr b. Hâzım, ona Ebu Recâ, ona da Semure b. Cündeb'in (ra) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Bu gece rüyamda iki kişi gelip beni aldı, mukaddes bir yere çıkardı. Sonra yürüyüp kandan bir nehir yanına geldik. Nehir içinde ayakta duran bir adam, kıyısında da önünde taşlar bulunan başka bir adam vardı. Nehirdeki adam yüzerek sahile doğru gelip çıkmak istiyor, ancak sahildeki adam onun çenesine bir taş atarak onu tekrar yerine döndürüyordu. Nehirdeki adam çıkmaya her teşebbüs ettikçe, sahildeki hemen onun çenesine bir taş fırlatıyor, o da tekrar yerine dönüyordu. Ben o iki meleğe 'Bu nedir?' diye sordum, meleklerden biri 'o nehirde gördüğün adam faiz yiyendir' cevabını verdi."
Bize Kuteybe, ona Abdülaziz, ona da Ebu Hâzim, Sehl b. Sa'd'ın -kendisine minber hakkında soru soranlara- şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasulullah (sav) falan kadına -Sehl kadının adını belirtmiştir-: "Senin o marangoz kölene emir ver de, bana, insanlara hitap edeceğim vakit üzerine oturabileceğim tahta(dan bir minber) yapsın" diye bir haber gönderdi. Bunun üzerine kadın, o kölesine emretti. Köle de ormandaki ılgın ağacından tahtalar hazırlayıp kadına getirdi. Kadın bunları Hz. Peygamber'e (sav) yolladı. Hz. peygamber (sav) de onların kurulmasını emretti ve kurulduktan sonra minber üzerine oturdu.
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Amr, ona da İbn Abbâs (r.anhuma) şöyle demiştir: 4 Ukâz, Mecenne ve Zu'l-Mecâz, Câhiliye devrinde (meşhur) panayırlardı. İslâmiyet gelince bu panayırlarda ticaret yapmayı günah saydılar. Bunun üzerine Allah: "(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda herhangi bir günah yoktur." (el-Bakara: 198) ayetini indirdi. İbn Abbâs bu ayeti "فِى مَوَاسِمِ الْحَجِّ" (Hac mevsimlerinde) ifadesiyle bu şekilde okudu
Bize İshak, ona Hâlid b. Abdullah, ona Hâlid, ona İkrime, ona da İbn Abbâs'ın (r.anhuma) rivayetine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Hiç şüphesiz Allah Mekke'yi harem (dokunulmazlık) bölgesi kılmıştır. Bu harem vasfı ne benden önce, ne de benden sonra hiçbir kimse için bozulmaz. Sadece benim için gündüz bir saatliğine bozuldu. (Harem bölgesi olduğu için) Mekke'nin otu koparılmaz, ağacı kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, sahibini bulmak maksadı haricinde buluntu eşyası da yerden alınmaz." Abas b. Abdulmuttalib "Kuyumcularımız ve evlerimizin tavanları için kullandığımız izhir otu hariç olsun" talebinde bulununca Hz. peygamber (sav) "izhir otu hariç" buyurdu. İkrime şöyle dedi: Av hayvanı ürkütülmez ne demek bilir misin? Hayvanı gölgeden uzaklaştırıp ve yerine konmandır. Abdulvahhâb'ın, Hâlid'den yaptığı rivayette "Kuyumcularımız ve kabirlerimiz için" ifadesi yer almıştır.
Açıklama: "Muhakkak insanlara öyle bir zaman gelecek ki.." ifadesi "insanlar öyle bir zamanda yaşayacaklar ki.." şeklinde de ifade edilebilir.