28472 Kayıt Bulundu.
Giriş
Açıklama: Abdullah b. Ömer’in (r. anhüma) kıraati Nâfi’, İbn Âmir ve Ebû Ca’fer kıraatlerinde vardır. Meşhur kıraate göre her orucun ayrı ayrı fidyesi, bu okunuşa göre tutulamayan oruçlarının tamamının fidyesi anlaşılır. Bir fakiri doyuracak yemek ise dinen sa’ denilen ölçek ile buğdaydan yarım ölçek; arpa, hurma, kuru üzüm gibi yiyeceklerden ise yarım ölçektir. Buna göre bir fakirin dinen sabah akşam doyabileceği asgarî miktar …. gramdır. Fidye ise, bir şeyin yerine sayılmak üzere verilen bedeldir. Ayetin bir muhayyerlik ifade ettiğini düşünen Abdullah b. Ömer ve bazı alimler bundan sonra gelen ayetteki “Kim bu aya yetişirse oruç tutsun..” emriyle bu muhayyerliğin mensuh olduğunu, yani muhayyerlik hükmünün kaldırıldığını beyan etmişlerdir. Ancak her iki halde de ayetin hasta ve yolcu siyakında mazereti olanlar için ruhsat olduğunda şüphe yoktur. Ancak fidye vermek bir mazeret sebebiyle eda ve kazaya imkânı kâbil bulunmadığı takdirde kaza ve kısmen de eda manasında meşru kılınmıştır. Dolayısıyla “oruç tutmakta zorlananlar…” sürekli mazereti olanlar demek olur ki, bunda nesh yoktur. (Elmalı’lı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I. 631-632. Konu hakkındaki geniş bilgi ve anlayışlar için bkz. Aynı eser, 632-640). Sürekli mazereti olanlar ise hastalığı sürekli olup iyileşmesi mevcut bilgilere göre mümkün olmadığı düşünülen hastalar, pir-i fâniler gibi olanlar demektir.
Açıklama: Oruçla ilgili ayetler Bakara suresinde olup sırasıyla geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi Ümmet-i Muhammed’de orucun farz kılındığı, sayılı günlerde tutulması gerektiği, hasta ve yolcu olanların tutamadıkları günler sayısınca daha sonra kaza etmeleri, “oruca dayanamayan/çok zorlananların (veya bazı tefsirlere göre kaza etmekte zorlananların) ise tutamadığı her gün için yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi emredilmiştir. Fidye verirken artırarak ve çokça vermenin daha hayırlı olacağına da işaret eden ayet, oruç tumanın fidye vermekten daha hayırlı olduğunu da belirtir. (Bakara, 2/183-184). Arkasından ilgili ayetler şöyle devam eder: “(Sözü edilen sayılı günler) Ramazan ayıdır. O öyle bir aydır ki, insanlara hidayet rehberi olan, onları doğru yola götüren ve hak ile bâtılı birbirinden ayıran delilleri içeren Kur’ân bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Sizden bu aya erişen kimse o ayda orucunu tutsun. Fakat hasta ve yolcu olan kimse tutamadığı günler sayısınca daha sonra oruç tutsun (kaza etsin). Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Fakat eksik kalan oruçlarınızı kaza ederek tamamlamanızı ve sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Kendisini tazim etmenizi ister. O’na böylece gereğince şükretmiş olursunuz.” (Bakara, 2/184). Sonra da rivayete konu olan şu ayetle devam eder: “Ey Müminler! (Bundan böyle) oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmak size helal kılınmıştır. Kadınlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise gibisiniz. Allah sizin (bu yasak sebebiyle) sıkıntıya düştüğünüzü gördü de sizin tövbenizi kabul edip affetti. Artık bundan böyle (Ramazan gecelerinde de) eşlerinize mübaşeret edebilir (cinsel ilişkide bulunabilir) ve Allah’ın sizin için takdir ettiğini isteyebilirsiniz. Tan yerinin aydınlığı gecenin karanlığından tamamen ayrılıncaya kadar yiyip içebilirsiniz. Ardından da akşama kadar orucunuzu tutunuz. Ancak mescitlerde itikâfta iken eşlerinizle ilişkiye girmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlar/hükümlerdir. Bu sınırları aşmayın/kuralları çiğnemeyin! Allah, insanların sakınıp korunmaları ve bilinçli davranmaları için ayetlerini işte böyle açıklamaktadır.” (Bakara, 2/187).