10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdullah b. Yusuf, ona Mâlik, ona Humeyd b. Kays, ona Mücâhid, ona Abdurrahman b. Ebu Leylâ, ona da Ka‘b b. Ucre (ra) şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (sav) Ka'b b. Ucre'ye 'Senin bu haşeratın seni rahatsız etmiş olmalı' buyurdu. O da 'Evet ey Allah’ın Rasulü' dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sav) 'Başını tıraş et, sonra ya üç gün oruç tut, yahut altı yoksula yemek yedir, ya da bir koyun kurban kes' buyurdu."
Bize İsmail, ona Mâlik, ona da Nâfi şöyle rivayet etmiştir: "Abdullah b. Ömer (r.anhuma) Mekke’ye fitne zamanında umre yapmak üzere çıkıp gittiği zaman “Eğer Beyt’e ulaşmam engellenecek olursa Rasulullah (sav) ile birlikte yaptığımız gibi yaparız” deyip, umre niyetiyle telbiye getirerek ihrama girdi. Çünkü Nebi (sav) de Hudeybiye yılında umre niyetiyle telbiye getirip ihrama girmişti. Daha sonra Abdullah b. Ömer durumunu gözden geçirdi ve “Her ikisinin (haccın da, umrenin de) durumu ancak birdir” dedi. Arkadaşlarına dönerek “Her ikisinin durumu da ancak birdir, benim umre ile birlikte hac etmeyi de kendime vacip kıldığıma (kıran haccı yapacağıma) dair sizleri şahit tutuyorum” dedikten sonra –kendisi için yeterli olduğu kanaatinde olduğundan- her ikisi için bir tavaf yaptı, kurbanını da kesti."
Bize Ebu Nuaym, ona Seyf, ona Mücâhid, ona Abdurrahman b. Ebu Leylâ, ona da Ka‘b b. Ucre şöyle rivayet etmiştir: "Hudeybiye’de başımdan bitler dökülürken Rasulullah (sav) yanı başımda durdu ve 'Bu haşeratın seni rahatsız ediyor mu?' buyurdu. Ben 'evet' deyince, 'O halde başını tıraş et –ya da: tıraş ol-' buyurdu. (Ka‘b) der ki: İşte bu olay üzerine 'Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir' (Bakara, 2/196) ayeti benim hakkımda inmiştir. Bunun üzerine Nebi (sav) 'Ya üç gün oruç tut, yahut altı yoksula bir ferak (yaklaşık 8 litre) sadaka ver, ya da kolayına gelen bir kurban kes' buyurdu."
Bize İshak, ona Ravh, ona Şibl, ona İbn Ebu Necîh, ona Mücâhid, ona Abdurrahman b. Ebu Leylâ, ona da Ka'b b. Ucre (ra) rivayet etmiştir: "Rasulullah (sav), yüzünden aşağı bitler akan Ka'b b. Ucre'yi gördü ve 'Bu haşeratın seni rahatsız ediyor mu?' diye sordu. Ka'b 'Evet' deyince, Allah Rasulü ona, başını tıraş etmesini emretti. O sırada Hz. Peygamber Hudeybiye’de idi ve ihramdan çıkacakları henüz daha belli olmamıştı. Hala Mekke’ye girmeyi ümit ediyorlardı. Allah fidye ile ilgili hükmünü indirince Rasulullah (sav) Ka'b'a; ya altı yoksula bir ferak (yaklaşık 8 litre) sadaka vermesini, yahut bir koyun kurban kesmesini, ya da üç gün oruç tutmasını emir buyurdu."
Bize Muaz b. Fedâle, ona Hişâm, ona da Yahya, Abdullah b. Ebu Katâde’den onun şöyle dediğini rivayet etti: "Babam Hudeybiye anlaşmasının olduğu sene (hac) yolculuğuna çıkmıştı. Arkadaşları ihrama girmiş ama o girmemişti. Peygamber'e (sav) düşmanın kendisiyle savaşacağı bilgisi iletildi. Bunun üzerine Peygamber (sav) yola çıktı. (Sonrasını babam şöyle anlattı:) Ben arkadaşlarımla beraber iken onlar birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Bir de baktım ki yaban eşeği! Ben ona doğru atılıp yaraladım ve onu sıkıştırıp hareket edemez hale getirdim. Arkadaşlarımdan yardım istedim ama onlar bana yardım etmekten kaçındılar. Sonra onun etinden yedik. Ve (düşmanın) önümüzü keseceğinden korktuk. Bu sebeple Rasulullah (sav)'ı aramaya koyuldum. Kâh atımı şahlandırıyor, kâh normal gidiyordum. Gece yarısı Gıfâr kabilesinden bir adamla karşılaştım. “Sen Peygamber’in (sav) yanından ayrıldığında o nerede idi?” diye sordum, “Ben Ta‘hin’de kendisinden ayrıldım. O Sükya’da istirahat ediyordu” diye cevap verdi. (Ben Rasulullah’a yetişip) “Ey Allah’ın Rasulu, ehlin sana selam ediyor ve Allah’ın rahmetinin senin üzerine olmasını diliyorlar. Onlar sen yokken düşman tarafından yollarının kesilmesinden korkmuşlar. Onları bekleyiniz” dedim. Ben bir de ona “Yâ Rasulallah, ben bir yaban eşeği avladım. Yanımda ondan artan bir miktar (et) var” dedim. O da yanındaki kafile ihramlı oldukları halde onlara “Yiyin” buyurdu."
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Süfyân, ona Salih b. Keysân, ona Ebu Katâde'nin azatlısı Ebu Muhammed Nâfi, ona da Ebu Katâde (ra) şöyle söylemiştir: Nebi (sav) ile birlikte Medine'den üç merhale uzaklıktaki el-Kâhe denilen yerdeydik; (T); Yine Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Salih b. Keysân, ona Ebu Muhammed, ona da Ebu Katâde (ra) şöyle söylemiştir: Biz Nebi (sav) ile birlikte el-Kâhe denilen mevkideydik. Kimimiz ihramlı, kimimiz değildi. Arkadaşlarımın bir şeye baktıklarını görünce ben de baktım ve bir yaban eşeği gördüm. -Ebu Katâde kamçısının düştüğünü kast etti- Arkadaşları ona 'biz hiç bir şekilde (kamçıyı alman konusunda) sana yardım edemeyiz çünkü biz ihramlıyız, dediler. (Ebu Katâde) dedi ki: Bunun üzerine kamçıya uzanarak onu elime aldım. Sonra bir kum tepeciğinin arkasından eşeğin yanına yaklaştım ve onu yaralayıp arkadaşlarıma getirdim. Kimisi 'Yiyin' dedi, kimisi de 'Yemeyin' dedi. Ben de bizden ileride bulunan Nebi'ye (sav) gittim ve ona sordum. Hz. Peygamber (sav), "Onu yiyebilirsiniz, helaldir." buyurdu. Amr bize dedi ki 'Siz Salih'e (İbn Keysân'a) gidin ona bu hususu da, başka konuları da sorun. Çünkü o, (Medine'den) buraya (yani Mekke'ye) yanımıza geldi' dedi.
Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma, ona Cüveyriye, ona Nâfi, ona da Ubeydullah b. Abdullah ve Salim b. Abdullah şöyle söylemiştir: Şam askeri İbn Zubeyr ile savaşmak için Mekke'ye indikleri gecelerde, biz babamız Abdullah b. Ömer'e (ra): Bu sene hac yapmaman sana hiçbir zarar vermez. Çünkü biz seninle Kabe arasına girilip sana engel olunmasından korkuyoruz, dedik. İbn Ömer şöyle cevap verdi: 'Biz Hudeybiye yılında Peygamber (sav) ile birlikte umre niyetiyle yola çıktığımızda, Kureyş kafirleri bizimle Kabe arasına girip, ona ulaşmamıza engel olmuşlardı. Bunun üzerine Peygamber (sav) kurbanını (Hudeybiye'de) kesti, başını tıraş etti (ihramdan çıktı). Sizler şahit olun, ben kesinlikle umre yapmayı kendime vacib kıldım. Allah dilerse ben Mekke'ye giderim. Kabe ile benim aram boş bırakılırsa, onu tavaf ederim. Eğer Kabe ile benim arama engel girerse, ben de Peygamber ile birlikte Hudeybiye'de bulunduğum zaman Peygamber'in yaptığını yaparım.' dedi. Ardından Zü'l-Huleyfe'den umre niyetiyle ihrama girdi. Sonra bir süre gitti ve ardından: 'Alıkonulmak ile ihramdan çıkma izninde hac ile umrenin ikisi de birdir, aralarında bir fark yoktur. Siz şahit olun ki, umremle birlikte haccı kendime vacip kıldım' dedi. (Ve böylece kıran haccına niyet etti.) Artık bu ikisinden dolayı girdiği ihramdan kurban günü kurban kesip ihramdan çıkıncaya kadar çıkmadı ve şöyle dedi: 'Kıran haccı niyetiyle ihrama giren kişi (Arafat dönüşü) Mekke'ye gireceği gün Beyt'i bir defa-tavaf edinceye kadar ihramdan çıkmaz.'