10636 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Adem, ona Şu'be, ona A'meş, ona Mücahid, ona da Aişe'nin (r.anha) söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ölülere küfretmeyin. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerin karşılığını görmüşlerdir." Bu hadisi Abdullah b. Abdülkuddûs, A'meş'ten ve Muhammed b. Enes de yine A'meş'ten rivayet etmiştir. Bu hadisi Şu'be'den rivayet etmede Adem b. Ebu İyas'a, Ali b. Ca'd, İbn Ar'ara ve İbn Ebu Adiy ayrı ayrı mutâbaat etmiştir.
Açıklama: Rivayet muallaktır; Buhari ile Abdullah b. Abdülkuddûs arasında inkita vardır.
Bize Adem, ona Şu'be, ona A'meş, ona Mücahid, ona da Aişe'nin (r.anha) söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ölülere küfretmeyin. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerin karşılığını görmüşlerdir." Bu hadisi Abdullah b. Abdülkuddûs, A'meş'ten ve Muhammed b. Enes de yine A'meş'ten rivayet etmiştir. Bu hadisi Şu'be'den rivayet etmede Adem b. Ebu İyas'a, Ali b. Ca'd, İbn Ar'ara ve İbn Ebu Adiy ayrı ayrı mutâbaat etmiştir.
Açıklama: Rivayet muallaktır; Buhari ile Ali b. Ca'd arasında inkita vardır.
Bize Adem, ona Şu'be, ona A'meş, ona Mücahid, ona da Aişe'nin (r.anha) söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ölülere küfretmeyin. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerin karşılığını görmüşlerdir." Bu hadisi Abdullah b. Abdülkuddûs, A'meş'ten ve Muhammed b. Enes de yine A'meş'ten rivayet etmiştir. Bu hadisi Şu'be'den rivayet etmede Adem b. Ebu İyas'a, Ali b. Ca'd, İbn Ar'ara ve İbn Ebu Adiy ayrı ayrı mutâbaat etmiştir.
Açıklama: Rivayet muallaktır; Buhari ile Muhammed b. Arara arasında inkita vardır.
Bize Muallâ b. Esed, ona Vuheyb, ona Hişam, ona babası (Urve b. Zübeyr), ona da Âişe (r.anhâ) şöyle rivayet etmiştir: "Ebu Bekir’in (ra) huzuruna (maraz-ı mevtinde) girdiğimde, o 'Nebi’yi (sav) kaç parça bez ile kefenlediniz?' diye sordu. 'Beyaz renkli üç parça pamuklu Sahûliyye kumaşıyla kefenledik. Kefeninde ne gömlek, ne de sarık vardı' diye cevap verdim. 'Peki Rasulullah (sav) hangi gün vefat etmişti?' dediğinde, Âişe 'Pazartesi günü' dedi. 'Peki, bu gün hangi gündür?' dediğinde, Âişe 'Bugün pazartesi günüdür' dedi. Ebu Bekir 'Ben şu saatten itibaren geceye kadar ruhumun kabzedileceğini umuyorum' dedi. Derken hastalığı esnasında giydiği elbisesine baktı. Üzerinde bir parça zaferan izi gördü ve 'Şu elbisemi yıkayın. Ona iki bez parçası daha ekleyin ve beni onlarla kefenleyin' dedi. Ben 'Ama bu oldukça eskidir' dediğimde, 'Yeni elbise ölülerden çok hayatta olanlara daha layıktır. Kefen ise irin ve diğer akıntılar içindir' dedi. Babam salı akşamının gecesinde ruhunu teslim etti ve sabah olmadan da (geceleyin) defnedildi."
Bize Adem, ona Şu'be, ona A'meş, ona Mücahid, ona da Aişe'nin (r.anha) söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Ölülere küfretmeyin. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerin karşılığını görmüşlerdir." Bu hadisi Abdullah b. Abdülkuddûs, A'meş'ten ve Muhammed b. Enes de yine A'meş'ten rivayet etmiştir. Bu hadisi Şu'be'den rivayet etmede Adem b. Ebu İyas'a, Ali b. Ca'd, İbn Ar'ara ve İbn Ebu Adiy ayrı ayrı mutâbaat etmiştir.
Bize Musa b. İsmail, ona Cerir b. Hazım, ona Ebu Recâ, ona da Semure b. Cündeb şöyle demiştir: Peygamber (sav) sabah namazım kılınca yüzünü bize döner ve: "Bu gece sizden kim bir rüya gördü?" diye sorardı. Eğer birisi rüya gördüyse onu Peygamber'e anlatırdı. Peygamber de o şahsın rüyası hakkında Allah'ın dilediği şeyleri söylerdi. Yine bir gün bize böyle sordu ve: "Sizden rüya gören var mıdır?" buyurdu. Biz de: Hayır, dedik. Peygamber (sav) dedi ki: "Fakat bu gece ben şöyle bir rüya gördüm: Bana iki adam geldi, bunlar elimi tuttular ve beni Mukaddes Arz'a çıkardılar. Orada bir adam oturuyordu. Diğer bir adam da ayakta duruyor, elinde de demirden çatal bir kanca vardı. -Musa b. İsmail'den rivayet eden bazı arkadaşlarımız şöyle dedi:- Ayaktaki adam bu çatal kancayı oturanın ağzının sağ tarafına, kafasına kadar sokuyor ve ağzın bu kısmını parçalıyordu. Sonra bu adam onun ağzının diğer tarafını da bu şekilde yapıyor ve bu tarafı da parçalanıyordu. Bu sırada ağzın sağ tarafı iyileşiyordu. Bu defa da buraya dönüyor, yine kancayı sokup parçalıyordu. Ben, yanımdakilere: Bu adam kimdir ve bu hal de nedir? dedim. Onlar bana: yürü, dediler. Birlikte ileri gittik. Nihayet sırt üstü yatmış bir adamın yanına geldik. Bunun baş ucunda da bir adam dikilmiş, elinde yumruk büyüklüğünde bir taş var. Bu taşla yatan adamın kafasını kırıyordu. Taşı başına her vurduğunda, taş yuvarlanıp gidiyordu. O adam da arkasından taşı almak için koşuyordu. O dönüp gelmeden bunun kırılmış olan başı düzeliyor ve tekrar eski haline dönüyordu. Öteki adam dönüp gelince, yine başına vurup eziyordu. Ben yanımdakilere: Bu adam kimdir? diye sordum. Onlar: yürü, dediler. Birlikte ileriye gittik. Fırın gibi altı geniş, üstü dar bir deliğe ulaştık. Bu deliğin altında ateş yanıyordu. Ateş alevlenip yükseldikçe içindeki insanlar da yükseliyor, hatta delikten çıkacak gibi oluyorlardı. Ateşin alevi sakinleşince de aşağı dönüyorlardı. Bunun içinde çıplak erkekler ve çıplak kadınlar vardı. Ben yanımdakilere: Bunlar kimdir? diye sordum. Onlar da: Yürü, dediler. Beraber yürüdük. Nihayet kandan bir nehrin yanına geldik. O nehrin içinde orta tarafta ayakta bir adam duruyordu. Bu nehrin kıyısında da bir adam duruyordu. Önünde de bir takım taşlar vardı. Nehrin içindeki adam yüzerek kenara doğru gelip dışarı çıkmak isteyince, kıyıdaki adam onun ağzının içine bir taş atıyor ve onu geriye eski yerine döndürüyordu. Çıkmak için sahile her gelişinde, kıyıdaki hemen ağzına bir taş fırlatıyor ve onu eski yerine döndürüyor. Ben yine yanımdakilere: Bu nedir? diye sordum. Onlar da: yürü, dediler. Beraberce yürüdük. Nihayet yeşil bir bahçeye vardık. Bu bahçede büyük bir ağaç vardı. Bu ağacın dibinde de yaşlı bir adamla bir grup çocuk bulunuyordu. Bu ağaca yakın bir yerde de bir adam vardı ve önündeki ateşi yakmaktaydı. Benim yanımdakiler, benimle beraber ağaca çıktılar. Ve beni bir eve soktular ki, ben bundan güzel bir ev görmedim. Burada yaşlı erkekler,gençler, kadınlar ve çocuklar vardı. Sonra yanımdaki iki adam beni buradan dışarıya çıkardı. Benimle birlikte ağaca yukarı çıktılar. Ve beni öncekinden daha güzel ve daha kıymetli bir eve götürdüler. Burada da yaşlılar ve gençler vardı. Ben, yanımdakilere: Sizler beni bu gece gezdirdiniz. Şimdi bana gördüğüm şeyleri haber verip, bildiriniz, dedim. Onlar: Evet dediler: Şu ağzının parçalandığını gördüğün kimseye gelince, o bir yalancı idi; o dünyada devamlı yalan söylerdi. Bunun yaydığı yalan her yere ulaşırdı. İşte bu yalancı, kıyamet gününe kadar bu şekilde azab görecektir. Başı ezilen kimseye gelince, Allah ona Kur'ân öğretmiş, o da bütün gece uyumuş, gündüz de Kur'ân ile amel etmemişti. İşte o kimse kıyamet gününe kadar bu suretle azab olunacaktır. O delik içinde gördüğün çıplak kimselere gelince, onlar da zina edenlerdi. Nehir içinde gördüğün kimse ise, faiz yiyenlerdir. Ağacın dibindeki yaşlı kimse İbrahim Peygamber'dir. İbrahim'in etrafındaki çocuklar ise, insanoğludur. O ateş yakan kimse, cehennemin bekçisi olan Mâlik'tir. Girdiğin birinci ev, bütün müminlerin ortak evidir. İkinci gördüğün o muhteşem saray da, şehitlerin sarayıdır. Ben Cibril'im, bu da Mikail'dir. (Ey Muhammed!) Sen başını yukarı kaldır, dedi. Başımı kaldırdım, bir de gördüm ki, üst tarafımda beyaz bulut gibi bir şey! Melekler: işte burası senin makamındır, dediler. Ben: Beni bırakınız da şu makamıma gireyim, dedim. Melekler: Hayır. Senin daha kalan bir ömrün var. Onu ne vakit tamamlarsan, o zaman makamına girersin, dediler."
Bize Musa b. İsmail, ona Ebu Avane, ona Hilal, ona Urve, ona da Aişe (r.anha) şöyle demiştir: "Rasulullah (sav) bir daha kalkmadığı hastalığına yakalandığı zaman “Allah, Yahudi ve Hristiyanlar'ı rahmetinden uzak kılsın! Bunlar Peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler” buyurdu." Aişe der ki: Böyle bir endişe olmayaydı, Rasulullah'ın kabri açıkta bırakılırdı. Ama Peygamber bundan endişe etti. Veya, O'nun kabrinin bir mescid edinilmesinden endişe edildi. Hilal der ki: Urve b. Zübeyr bana (Ebu Amra) lakabını verdi, halbuki benim hiç çocuğum olmadı. Bize Muhammed b. Mukatil, ona Abdullah, ona Ebu Bekir b. Ayyâş, ona da Süfyan et-Temmâr, Hz. Peygamber'in (sav) kabrini yerden biraz yükseltilmiş halde gördüğünü rivayet etmiştir. Bize Ferve, ona Ali, ona Hişam b. Urve, ona da babası (Urve b. Zübeyr) şöyle demiştir: Velid b. Abdilmelik zamanında Peygamber'in (sav) gömülü bulunduğu hücrenin bir duvarı yıkılınca, bunu tamir etmeye çalıştılar. Bu sırada dizine kadar baldırı ile beraber bir ayak göründü. Bu ayak, Peygamber'in (sav) ayağıdır zannederek, oradakiler korkup ağlamaya başladılar. Ve aralarında hücrenin asli durumunu bilen bir kimse de bulamamışlardı. Nihayet Urve b. Zübeyr, oradakilere hitaben “Allah'a yemin ederim ki, bu ayak Peygamber'in (sav) değil, Hz. Ömer'in (ra) ayağıdır” dedi.