5013 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize İbnü'l-Musaffa, ona Bakiyye, ona ez-Zübeydi, ona da Nafi' o hadisi Eyyüb'ün isnadıyla ve manen rivayet etmiştir.
Açıklama: İlgili rivayet için bkz. D003738 numaralı hadis.
Bize Müsedded, Dürüst b. Ziyad, ona Eban b. Tarık, ona Nafi', ona da Abdullah b. Ömer'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Davete çağrılıp da icabet etmeyen kişi Allah'a ve Rasulüne isyan etmiştir. Çağrılmadığı davete katılan kişi ise hırsız gibi girmiş, soyguncu gibi (oradan) çıkmıştır." [Ebû Davud Eban b. Tarık'ın meçhul olduğunu söylemiştir.]
Açıklama: Pek çok neşirde isnad, "Eban b. Tarık > Tarık > Nâfi'" şeklinde değil de "Eban b. Tarık > Nâfi'..." şeklinde kaydedildiğinden hem orijinal metne hem tercümeye hem de râvi girişine "عَنْ طَارِقٍ" ibaresi yansıtılmamıştır. Orijinal metinden ve tercümeden ilgili ibare silinmiştir. Hadis senedindeki Dürüst b. Ziyad ve Eban b. Tarıktan dolayı zayıf kabul edilmiştir. Cemalüddin ez-Zeyle'î, Nasbü'r-Râye, Thk. Muhammed Avvâme (Beyrut: Müessetü'r-Reyyân, 1997), 4:221. Ayrıca bkz. Ebu Davud'un Sünen'inin Şuayb Arnaut Tahkikli nüshası.
Bize Ka'neb, ona Malik, ona Said el-Makburî, ona da Ebu Şurayh el-Ka'bî'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikram etsin. Onun câizesi (bir gün ve bir gecelik ağırlanma) bir gün ve gecedir. Misafirlik ise üç gündür. Bundan sonrası (ev sahibi için misafire) sadakadır. Misafirin de ev sahibini rahatsız edip bıktıracak kadar onun yanında kalması caiz değildir." [Ebû Davud şöyle demiştir: Bu hadis, Hâris b. Miskîn'e okunurken ben de oradaydım. Hadis şöyleydi: Size Eşheb rivayet etti ve dedi ki (İmâm) Malik'e Hz. Peygamber'in (sav) "(Misafirin) câizesi bir gün ve gecedir" sözü soruldu. (İmam) Malik, şöyle cevap verdi: Misafire ikram eder, hediyeler verir, onu bir gün ve bir gece ağırlar. Misafirlik ise üç gündür.]
Açıklama: Hadiste geçen "câize" kelimesi, misafire özel olarak hazırlanan hediye (câize) mahiyetindeki bir gün ve bir gecelik yemek/ikram anlamına gelir.
Bize el-Ka'neb, ona Malik, ona Nafi', ona da Abdullah b. Ömer'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Düğün yemeğine davet edilen kişi, davete icabet etsin."
Bize Hasen b. Ali, ona Abdürrezzak, ona Mamer, ona Eyyüb, ona Nafi', ona da İbn Ömer'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Biriniz, kardeşini düğün yemeğine ya da benzeri bir davete çağırdığında icabet etsin."
Bize Muhammed b. Kesîr, ona Süfyan, ona Ebu Zübeyr, ona da Cabir'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Davete çağrılan kişi ister yesin ister yemesin davete icabet etsin."
Bize Müsedded, ona Yahya, ona Şu'be, ona Ebu'l-Cûdî, ona Said b. Ebu Muhacir, ona da Mikdam Ebu Kerime, Rasul-i Ekrem'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Herhangi bir kimse, bir topluluğa misafir olur da (orada ağırlanmaktan) mahrum olarak sabahlarsa ona yardım etmek (orada bulunan) her Müslüman üzerine (düşen) bir görevdir. Hatta öyle ki o misafir, (din kardeşinin) tahılından ve (diğer) mallarından bir gecelik yiyecek maddesini (bizzat kendisi) alabilir."
Bize Kuteybe b. Said, ona Leys, ona Yezid b. Ebu Habib, ona Ebu'l-Hayr, ona da Ukbe b. Âmir şöyle rivayet etmiştir: Ey Allah'ın Rasulü! Sen bizi çeşitli topluluklara gönderiyorsun. Biz onların yanında konaklıyoruz. Ancak bize ikram etmiyorlar. Bu konuda ne buyurursunuz? diye sorduk. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Eğer bir topluluğa misafir olursanız ve size misafire yapılan ikramı yaparlarsa bunu kabul edin. Eğer yapmazlarsa onlardan kendilerine gereken misafir hakkını alınız." [Ebû Davud şöyle demiştir: İşte bu hadis, kişinin hakkı olan bir şeyi alabileceğine dair güçlü bir delildir.]
Bize Mahled b. Halid, ona Ebu Üsame, ona Ubeydullah, ona Nafi', ona da (Abdullah) b. Ömer Rasulullah'tan (sav) o hadisi manen rivayet etti ve şu ilavede bulundu: "(Düğün yemeğine davet edilen kişi) Oruçlu değilse yemeği yesin. Oruçlu ise (davet sahiplerine) dua etsin."
Açıklama: İlgili rivayet için bkz. D003737 numaralı hadis.
Bize Ahmed b. Muhammed el-Mervezî, ona Ali b. Hüseyin b. Vakıd, ona babası (Hüseyin b. Vakıd), ona Yezid en-Nahvi, ona da İkrime, İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletti: "Şu Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında, mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin" (Nisâ 4/29) mealindeki ayet indikten sonra halka, bir kimsenin evinde yemek yemek zor gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine ilgili ayeti, Nur suresindeki "Sizin için de kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarı elinizde bulunan evlerden ve arkadaşınızdan yiyip içmenizde bir sakınca yoktur" şeklinde başlayan ve "birlikte veya ayrı ayrı yemenizde sizin için bir günah yoktur" cümlesine kadar devam eden ayet (Nur 24/61) neshetti. (Bu ayet inmeden önce) hâli vakti yerinde olan bir adam, yakınlarından birini yemeğe çağırdığında (çağırılan kimse), ben o yemekten yemeyi günah görüyorum derdi. [et-Tecennuh kelimesi, bir şeyin günah olduğuna inanmak anlamına gelir. O davetli kişi fakir bu davete benden daha müstehaktır diye konuşurdu. Bu ayet(in inmesi) ile müslümanların, üzerine besmele çekilen yemekleri yemeleri ve bir de kitap ehlinin yemekleri helâl kılınmış oldu.]
Açıklama: Bu hadis, "Misafirin (izinsiz olarak) Başka Birinin Malını Yemesi Neshedilmiştir" bâb başlığı altında zikredilmektedir. BU sebeple, misafire ikram etmenin farziyyeti ile ilgili bazı hükümlerin neshedildiği ifade edilmektedir. Nisâ Sûresi'ndeki ilgili ayetin tamamı şöyle: "Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir." (Nisâ 4/29) Nûr Sûresi'ndeki ilgili ayetin tamamı şöyle: "Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez; yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar.) Sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarını uhdenizde bulundurduğunuz yerlerden yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetleri böyle açıklar." (Nûr 24/61)