Giriş

Bana Yahya, ona Malik, ona Ebu Leyla b. Abdullah b. Abdurrahman b. Sehl ona Sehl b. Ebu Hasme ona da kavminin büyüklerinden bazı kimseler şöyle rivayet etmiştir: Abdullah b. Sehl ile Muhayyisa, maruz kaldıkları açlık ve meşakkatten dolayı (açlıklarını giderecek bir şeyler bulmak umuduyla) Hayber'e gittiler. Orada Muhayyisa'ya gelinerek (amcasının oğlu) Abdullah b. Sehl’in öldürülüp bir kuyuya veya bir su kaynağına atıldığı haber verildi. O da Yahudilere gidip “Vallahi onu siz öldürdünüz” dedi. Yahudiler de “Vallahi onu biz öldürmedik” dediler. Muhayyisa (cenazeyi toprağa verdikten sonra) (Medine'ye) doğru yola çıktı. Kavminin yanına gelince durumu onlara haber verdi. Sonra Muhayyisa, abisi Huveyyisa ve (maktulün kardeşi) Abdurrahman, (Hz. Peygamber'e [sav]) geldiler. Hayber'den gelen Muhayyisa konuşmaya başlayınca, Hz. Peygamber (sav) yaşça büyüklüğü kastederek "Söz hakkını büyüğe ver, büyüğün konuşsun" dedi. Bunun üzerine önce Huveyyisa, sonra da Muhayyisa konuştu. Daha sonra Hz. Peygamber (sav) "(Yahudiler) ya maktulün diyetini öderler ya da bize harp ilân etmiş olurlar" dedi. Hz. Peygamber (sav) Hayber Yahudilerine bu hususta mektup gönderdi. Onlar da "Vallahi onu biz öldürmedik" diye cevap yazınca, Hz. Peygamber (sav) Huveyyisa, Muhayyisa ve Abdurrahman'a "Adamınızın kan bedeline hak kazanmak için (onu Yahudilerden birinin öldürdüğüne) yemin eder misiniz?" dedi. Onlar "Hayır" deyince, Hz. Peygamber (sav) (o halde) "Yahudiler sizin iddianızı red için yemin edecekler" dedi. Onlar da "Yahudiler müslüman değil (onların yeminlerine güvenemeyiz)" deyince, Hz. Peygamber (sav) maktulün diyetini kendisi (Beytülmâl'den) vermeyi üstlendi ve yüz dişi deve gönderdi. Hatta develer onların evine kadar götürüldü. Sehl der ki “Bunlardan kırmızı bir dişi deve beni tepmişti.” Mâlik şöyle demiştir: Hadiste geçen 'el-fakîr' kelimesi kuyu anlamına gelir.


Açıklama: Rivayet isnadında yer alan mübhem yani ismi verilmeyen râviler nedeniyle zayıftır. Bununla birlikte hadisin sahih rivayeti de bulunmaktadır. Hadiste geçen mesele "kasâme" ile alâkalıdır. Bu terim, fâili meçhul cinayetlerde sorumluluğu tespit için cinayetin işlendiği bölge insanlarının veya maktulün yakınlarının yemin etmesi usulünü ifade etmektedir (bk. Ali Bardakoğlu, "Kasâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, 24/528).

    Öneri Formu
38518 MU001599 Muvatta, Kasâme, 1

Bize Osman b. Ömer, ona Şu'be, ona Simâk, ona Alkame b. Vâil ona da babasının (Vâil b. Hucr) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "(Üzüme) 'kerm [cömert, kerem sahibi]' demeyin, 'ıneb' ve 'habele' deyin."


Açıklama: Câhiliye döneminde kendisinden içki yapıldığı ve içki içen insanların kontrollerini kaybederek fazla harcama ve ikramda bulunmalarına sebep olduğu için üzüme cömert anlamında "kerm" denilmekteydi. Hz. Peygamber ise üzüme bu ismin verilmesini uygun görmemiştir (Nevevî, el-Minhâc [Beyrut, 1972], 15/4). Nitekim başka bir rivayette asıl cömert nitelemesini hak edeninin müslüman veya müslümanın kalbi olduğunu ifade etmiştir (Müslim, "Elfâz", 8, 9).

    Öneri Formu
43522 DM002160 Darimi, Eşribe, 16

Bize Ahmed b. Manî', ona Yezîd b. Harun, ona Ebû Gassân Muhammed b. Mutarrif, ona Hassân b. Atıyye ona da Ebû Ümâme'nin (ra) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Haya ve az söz, imanın iki şubedir. Sözde ölçüsüzlük ve fazla konuşmak ise nifakın iki şubesidir." Ebû İsa (Tirmizî) şöyle demiştir: Bu hasen-garîb bir hadistir. Bunu sadece Ebû Gassân Muhammed b. Mutarrif'in rivayeti ile bilmekteyiz. Yine Tirmizî şöyle demiştir: Hadiste geçen "iy" kelimesi az konuşmak, "bezâ" kelimesi ağzını bozmak, "beyân" kelimesi de lüzumundan fazla konuşmak demektir. Tıpkı insanlara hitap ederken sözü uzatıp yayan ve Allah'ın razı olmayacağı şekilde güzel sözlerle insanları öven hatipler gibi.


Açıklama: "Iyy" kelimesi, az konuşmak demektir. Bundan maksat, düşünerek ve ölçülü konuşmak, mâlâyâniye dalmamak, günaha düşmekten ve edebiyat yaparak güzel sözlerle insanları büyülemekten sakınmaktır. Hayâ ve ölçülü konuşmak, imanın eseridir. Çünkü insanı, Allah’tan hayâ ederek çirkin işleri terk etmeye sevk eden âmil iman olduğu gibi, ölçüsüz konuşmayı terk ettiren de imandır. Hasılı iman, her türlü iyilik ve kötülüğün menşei olduğu gibi, hayânın da, ölçülü olmanın da menşeidir. “Beyân” fesâhat demektir. Maksat ölçüsüzlük, yalana ve harama aldırmamak sadece güzel sözlerle insanları büyülemektir, tekellüftür. İşte hayâsızlık ve süslü, ama yalan-yanlış sözler de nifâkın alâmetidir. Yani bunların menşei, nifaktır

    Öneri Formu
271739 T002027 Tirmizi, Birr ve Sıla, 80

Bize Said b. Yahya b. Said el-Ümevî, ona babası (Yahya b. Said), ona Ebu Bürde -o, Büreyde b. Abdullah b. Ebu Bürde'dir- ona da Ebu Bürde'nin rivayet ettiğine göre Ebu Musa şöyle demiştir: Biz, "Ey Allah'ın Rasulü, müslümanların en faziletlisi kimdir?" diye sorduk. "Müslümanların, dilinden ve elinden (gelecek zarardan) güvende oldukları kişidir." buyurdu.


    Öneri Formu
26566 N005002 Nesai, İman ve Şerâiuhû, 11

Bize Ebu Bekir b. Ebu Şeybe, ona Süfyân b. Uyeyne, ona Amr b. Dînâr, ona Nâfi b. Cübeyr, ona da Ebu Şurayh el-Huzâî, Hz. Peygamber'in (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse, komşusuna iyi davransın. Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun."


    Öneri Formu
30579 İM003672 İbn Mâce, Edeb, 4

Bize Ebu Bekir b. Ebu Şeybe, ona Süfyân b. Uyeyne, ona İbn Aclân, ona Saîd b. Ebu Saîd, ona da Ebu Şurayh el-Huzâî, Hz. Peygamber'in (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin. Misafirin ağırlanma süresi bir gün bir gecedir. Ev sahibini sıkıntıya düşürünceye kadar yanında konaklamak, misafire helal değildir. Misafirlik süresi üç gündür. Ev sa­hibi üç günden sonra misafire ne harcarsa o, [ev sahibinden misafire yapılan bir] sadakadır."


    Öneri Formu
30582 İM003675 İbn Mâce, Edeb, 5

Bize Muhammed b. Rumh, ona Leys b. Sa'd, ona Yezîd b. Ebu Habîb, ona Ebu'l-Hayr, ona da Ukbe b. Âmir şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah'a (sav) "Siz bizi bazı topluluklara gönderiyorsunuz. Onlara konuk oluyoruz ama bize ikramda bulunmuyorlar. Bu konuda ne dersiniz?" diye sorduk. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Eğer bir topluluğa konuk olur da onlar size gerektiği gibi misafirperverlik gösterir ve ikramda bulunurlarsa bunu kabul edin. Eğer bunu yapmazlarsa onların üzerindeki misafirlik hakkınızı alın."


    Öneri Formu
30583 İM003676 İbn Mâce, Edeb, 5

Bize Muhammed b. Yusuf, ona Malik b. Miğvel, ona A'meş, ona da Ebu Süfyan'ın rivayet ettiğine göre Câbir şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, müslümanların en üstünü kimdir?" denildi. Hz. Peygamber (sav) "Müslümanların, dilinden ve elinden (gelecek zarardan) güvende oldukları kimse." buyurdu.


    Öneri Formu
46340 DM002754 Darimi, Rikak, 4

Bize İbrahim b. Said el-Cevherî, ona Üsâme, ona Büreyd b. Abdullah b. Ebu Bürde ona da dedesi Ebu Bürde'nin rivayet ettiğine göre Ebu Musa el-Eşarî şöyle dedi: Hz. Peygamber'e (sav) "Müslümanların en faziletlisi kimdir?" diye soruldu. "Dilinden ve elinden (gelecek zarardan) müslümanların emniyette olduğu kimsedir." buyurdu. Ebu İsa (Tirmizî) şöyle dedi: Ebu Musa'nın Hz. Peygamber'den rivayet ettiği bu hadis, sahih-garib-hasendir.


    Öneri Formu
15243 T002628 Tirmizi, İman, 12

Bana Malik, ona da Zeyd b. Eslem ona da babası (Ebu Zeyd Eslem) şöyle nakletmiştir: Ömer b. Hattab, Ebu Bekir dilini tutup çekerken onun yanına girdi. Ebu Bekir'e "Yapma! Allah seni bağışlasın!" deyince, Ebu Bekir "Bu, beni tehlikeli durumlara düşürdü." dedi.


    Öneri Formu
39531 MU001825 Muvatta, Kelâm, 5