1770 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bana Abdüa'lâ b. Hammâd, ona Yezîd b. Zürey, ona Saîd, ona Katâde, ona Enes b. Malik (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Rı'l, Zekvân, Usayya ve Benû Lıhyân kabileleri düşmana karşı Allah Rasulü'nden yardım istediler. Rasulullah (sav) da onlara Ensar'dan, sürekli Kur'an okumak ve okutmakla meşgul olan, kendilerine o zaman Kurrâ adını verdiğimiz, gündüzleri odun toplayıp geceleyin namaz kılan Suffa ehlinden yetmiş kişi ile yardım etti. Bunlar Maûne Kuyusu başına varınca, o kabileler ihanet ederek (bu yetmiş kişiyi öldürdüler). Haber Hz. Peygamber'e (sav) ulaştı. Bunun üzerine Peygamber (sav) bir ay sabah namazında Arap kabilelerinden olan Rı'l, Zekvân, Usayya ve Benû Lıhyân kabilelerine beddua ederek kunût yaptı.
Enes der ki: Biz Kur'an'da bu şehitler hakkında (بَلِّغُوا عَنَّا قَوْمَنَا ، أَنَّا لَقِينَا رَبَّنَا ، فَرَضِىَ عَنَّا وَأَرْضَانَا ) "Bizden iletin kavmimize, bizler kavuştuk Rabbimize, O bizden hoşnut oldu, biz de Rabbimizden" ayetini okurduk.
Katâde Enes b. Mâlik'ten şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü bir ay boyunca sabah namazında Arap kabilelerinden olan Rı'l, Zekvân, Usayya, Benû Lıhyân kabilelerine beddua ederek kunût yaptı.
Bize Halîfe, ona İbn Zuray, ona Saîd, ona Katâde, ona da Enes bu hadisin benzerini rivayet etmiş ve Halife rivayetinde şu eklemeyi yapmıştır: Ensar'dan olan bu yetmiş kişi Maûne Kuyusu mevkiinde toptan öldürüldüler. Onlar hakkında kitabı (yani Kur'ân'da yazılı olan ayeti) okuduk.
Açıklama: Şerhlerde (بَلِّغُوا عَنَّا قَوْمَنَا ، أَنَّا لَقِينَا رَبَّنَا ، فَرَضِىَ عَنَّا وَأَرْضَانَا ) ifadesinin metni sonradan kaldırılmış ayet olduğu ifade edilmektedir. Nesh için bkz. TDV İslam Ansiklopedisi "Nesh" maddesi.
Bize Yunus b. Abdula’lâ el-Mısrî, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn. Şihab, ona Urve b. Zübeyr, ona da Misver b. Mahreme, Amir b. Lüey oğullarının müttefiki ve Rasulullah (sav) ile birlikte Bedir savaşına katılmış olan Amr b. Avf’ın şöyle anlattığını nakletti:
Rasulullah (sav) Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı (toplanan) cizyeleri getirmesi için Bahreyn’e gönderdi. Rasulullah (sav) (daha önce) Bahreyn halkı ile barış anlaşması yapmış ve başlarına Alâ b. Hadramî’yi emir tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn’den (topladığı) mallarla birlikte geldi. Ensar, Ebu Ubeyde’nin geldiğini duydu ve Nebi (sav) ile birlikte sabah namazına geldiler. Rasulullah (sav) namazını bitirip ayrılınca karşısına dikildiler. Rasulullah (sav) onları bu halde görünce gülümsedi ve "Öyle sanıyorum ki, siz Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şeyler getirdiğini duydunuz" dedi. Onlar da “Evet ey Allah’ın Rasulü!” diye tasdik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Öyle ise sevinin! Sizi sevindirecek olan şeyi de ümit edin! Allah’a yemin olsun ki, ben sizin adınıza fakirlikten endişe etmiyorum; ama dünya nimetlerinin sizden önceliklerin önüne serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden ve onların bu dünyalıklar için birbirleriyle yarışa giriştikleri gibi, sizin de yarışa girmenizden ve bu rekabetin onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum."
Bize Zeyd b. Ahzem, ona Ebu Kuteybe Selm b. Kuteybe, ona Müsennâ b. Saîd el-Kasîr, ona da Ebu Cemre şöyle şöyle rivayet etmiştir:
İbn Abbâs bize “Ebu Zer'in İslâm'a girişini size haber vereyim mi?” diye sordu. Biz de “evet, haber ver” dedik. İbn Abbâs “Ebu Zer şöyle anlattı” dedi: Ben Gıfâr kabilesinden bir kimse idim. Bize “Mekke'de bir adam çıkmış, peygamber olduğunu iddia ediyormuş” diye bir haber ulaştı. Bunun üzerine kardeşime “haydi gidip bu adamla görüş ve O'nun haberini bana getir” dedim. Kardeşim gitti, Rasulullah (sav) ile buluştu sonra da dönüp geldi. Kardeşime “sende ne haber var?” diye sordum. O da “vallahi bir adam gördüm, O iyiliği tavsiye ediyor, kötülükten alıkoyuyor” dedi. Kardeşime “gönlüme şifâ verir bir haber getirmedin” dedim. Hemen kendime bir azık hazırladım bir de baston alıp Mekke'ye yöneldim.
(Mekke'ye geldim) fakat ben Rasulullah'ı tanımıyordum, onu bir başkasına da sormak da istemiyordum. Zemzem suyu içiyor, mescitte kalıyordum. Ebu Zer der ki: Bu sırada yanıma Ali uğradı ve “bu adam yabancı gibidir” dedi. Ben de “evet yabancıyım” dedim. Ali “öyleyse bizim eve buyur” dedi. Ebu Zer der ki: Ali ile birlikte yürüdüm. (Sabaha kadar) o bana bir şey sormadı, ben de ona bir şey söylemedim. Sabah olunca Rasulullah'ı sormak için kuşluk vakti mescide gittim. Fakat hiç kimse bana O'na dair bir şey söylemiyordu. Ebu Zer der ki: Yine Ali yanıma uğradı ve “bu adamın ikamet yerini öğrenmenin zamanı gelmedi mi?” diye sordu. Ben de “Hayır (burada ikamet edici değilim)” dedim. Ali “benimle yürü (bize gidelim)” dedi. Ali “senin durumun nedir, seni bu beldeye getiren şey nedir?” diye sordu. Ben de “gizli tutacağına dair bana söz verirsen, sana haber veririm” dedim. Ali “emîn ol, öyle yaparım” dedi. Ben de ona şöyle anlattım:
Burada peygamber olduğunu iddia eden bir adam çıktığını duyduk. Onunla konuşmak üzere kardeşimi gönderdim. Kardeşim dönüp geldi, fakat getirdiği habere kanaat etmedim ve kendim varıp bu zatla yüz yüze görüşmek istedim. Ali “sen doğru yere gelmişsin. İşte ben Rasulullah'ın (sav) yanına gidiyorum, peşimden gel, benim girdiğim yere sen de gir. Eğer sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görürsem, ayakkabımı düzeltir gibi bir duvara yönelik dururum. Sen o zaman ayrıl git” dedi. Ali yürüdü, ben de ardından yürüdüm. O Hz. Peygamber'in (sav) huzuruna girdi. Ben de ardından girdim. Hemen Peygamber'e (sav) “bana İslâm'ı öğret” dedim. O da İslâm'ı anlattı, hemen bulunduğum yerde Müslüman oldum. Bunun üzerine Peygamber (sav) bana "ey Ebu Zer, bu işi gizli tut ve memleketine dön git. Sonra sana bizim meydana çıktığımız haberi ulaşınca hemen gel" buyurdu. Ben de “seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben bu Şehâdet Kelimesini o müşriklerin ortasında haykıracağım” dedim.
(Râvî İbn Abbas) der ki: Kureyş mescide toplu bir hâlde iken Ebu Zer mescide geldi ve “ey Kureyş topluluğu, Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh ve eşhedu enne Muhammeden rasûlallah (Ben Allah'tan başka kulluk edilecek hak ilah olmadığına şehadet ediyorum ve yine Muhammed'in O'nun kulu ve rasulü olduğuna da şehadet ediyorum” dedi. Kureyş müşrikleri de “saldırın şu dinden sapmışa” dediler ve beni öyle dövdüler ki neredeyse ölecektim ki Abbas yetişip üzerime kapandı. Sonra onlara dönüp “yazıklar olsun size, Gıfar'dan bir adamı öldürüyordunuz. Oysa Gıfâr ise sizin ticaret yerinizdir ve yolunuz Gıfâr üzerindedir” dedi. Bunun üzerine Kureyşliler benden elini çekti. Ertesi gün sabah vakti ben yine Mescide gittim ve dünkü gibi yine İslâm şehadetini ilân ettim. Onlar da yine “ hadi saldırın şu dinden sapmışa” dediler. Yine dünkü gibi beni öldüresiye dövdüler. Yine Abbâs imdadıma yetişip üzerime kapandı. Kureyş'e dün söylediği sözün benzerini söyledi. (Râvî İbn Abbâs) der ki: İşte anlatılan bu olay, Allah kendisine rahmet eylesin, Ebu Zer'in İslâm'a girmesinin başlangıcıydı.
Bize Abdan, ona Abdullah, ona Ma’mer ve Yunus, onlara ez-Zührî, ona Urve b. Zübeyr, ona da Misver b. Mahreme, Amir b. Lüey oğullarının müttefiki Bedir’de Nebi (sav) ile birlikte bulunan Amr b. Avf’ın şöyle anlattığını nakletti:
Rasulullah (sav) Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı (toplanan) cizyeleri getirmesi için Bahreyn’e gönderdi. Rasulullah (sav) (daha önce) Bahreyn halkı ile barış anlaşması yapmış ve başlarına Alâ b. Hadramî’yi emir tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn’den (topladığı) mallarla birlikte geldi. Ensar, Ebu Ubeyde’nin geldiğini duydu ve Nebi (sav) ile birlikte sabah namazına geldiler. Rasulullah (sav) namazını bitirip ayrılınca karşısına dikildiler. Rasulullah (sav) onları bu halde görünce gülümsedi ve "Öyle sanıyorum ki, siz Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirdiğini duydunuz" dedi. Onlar da “Evet ey Allah’ın Rasulü!” diye tasdik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Öyle ise sevinin! Sizi sevindirecek olan şeyi de ümit edin! Allah’a yemin olsun ki, ben sizin adınıza fakirlikten endişe etmiyorum; ama dünya nimetlerinin sizden önceliklerin önüne serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden ve onların bu dünyalıklar için birbirleriyle yarışa giriştikleri gibi, sizin de yarışa girmenizden ve bu rekabetin onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum."
Bize Yahya b. Abdullah es-Sülemî, ona Abdullah, ona Ma‘mer, ona ez-Zührî, ona Sâlim, ona da babası (Abdullah b. Ömer) şöyle rivayet etmiştir:
"Rasulullah (sav) sabah namazının son rekâtının rükûundan başını kaldırdığı vakit “Semiallahu limen hamideh, rabbenâ leke’l-hamd” dedikten sonra: “Allah’ım, filâna, filâna ve filâna lanet et” buyurdu. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah “Onların tevbelerini kabul etmek veya zulümleri yüzünden onlara azap vermek konusunda sana bir şey düşmez.” Ali İmrân, 128 ayetini indirdi."
Bize Ebu Ma‘mer, ona Abdulvaris, ona da Abdulaziz, Enes'in (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasulullah (sav), kurrâ adı verilen yetmiş kişiyi bir ihtiyaç (Kur'an'ı ve İslâm'ı öğretmeleri) için göndermişti. Süleym oğullarına bağlı Ri‘l ve Zekvân adlı iki boy, Bi’ru Maûne denilen kuyunun yakınında onlara pusu kurdu. Onlar (Kurralar): 'Vallahi, size karşı bir amacımız yok. Biz sadece Rasulullah’ın (sav) bir işi için buradan geçiyoruz.' dediler. Ancak (bu iki kabile) yine de onları öldürdüler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) bir ay boyunca sabah namazlarında onlara beddua etti. İşte bu, kunutun (namazda beddua okumanın) başlangıcıdır. Biz daha önce kunut yapmazdık."
Abdulaziz şöyle demiştir: 'Bir adam, Enes’e (ra) kunut duasının rükûdan sonra mı, yoksa kıraatin bitiminde mi okunduğunu sordu. O da: 'Hayır, kıraat bitiminde okunurdu.' cevabını verdi.'
Bize Musa b. İsmail, ona Hemmâm, ona İshak b. Abdullah b. Ebu Talha, ona da Enes şöyle rivayet etmiştir:
Müşriklerin reisi Âmir b. Tufeyl Peygamber'e gelip, “ya köylüler sana, şehirliler bana tabi olur, yahut hepsi senin olur ama ben senin halefin olurum, yahut ben Gatafân ahalisinden bin doru atlı, bin de doru kısraklı süvari ile sana hücum ederim” diyerek Peygamber'e (sav) üç seçenek sunması üzerine Peygamber (sav), Enes'in dayısı ve Ümmü Süleym'in kardeşi olan (Haram ibn Mılhân'ı) yetmiş süvari içinde Âmir oğullarına gönderdi. Ümmü Fulan'ın evinde veba hastalığına yakalanan ve boynunda hıyara benzer bir şiş ortaya çıkan Âmir “Deve vebasına benzer bir şişlik. Hem de falan aileden bir kadının evinde” diye hayıflandı ve “getirin atımı” dedi, sonra da atının sırtında öldü.
Ümmü Suleym'in erkek kardeşi Haram, beraberinde aksak bir adam ve bir de Benû Fulan'dan adam olduğu halde gittiler. Haram iki arkadaşına “ben, Âmir oğullarının yanına varıncaya kadar yakınımda olun. Eğer onlar bana âmân verirlerse, siz zaten yakındasınız. Yok beni öldürürlerse, siz hemen koşup arkadaşlarınıza haber verirsiniz” dedi, ardından Amir'in kavmine “Rasulullah'ın (sav) mesajını ulaştırmam için bana âmân verir misiniz?” diyerek onlarla konuşmaya başladı. Bu arada, onlar, içlerinden birine işaret verdiler, o da Harâm'ın arkasından dolanarak ona mızrağını sapladı. Hemmâm der ki: Zannederim, saplayan kişi, mızrağı Harâm'ın sırtından vurup göğsünden dışarı çıkardı. Darbeyi alan Haram “Allâhu ekber Allâhu Ekber, Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki, ben kazandım” diye haykırdı. Ardından Harâm'ın diğer arkadaşına yetişip öldürdüler. Bir dağın tepesinde olan, sakat adam hariç hepsini öldürdüler. Bunun üzerine Allah, daha sonra neshedilen "Bizler muhakkak Rabbimize kavuştuk. O bizden hoşnut oldu, bizi de hoşnut etti" ayetini indirdi ve Peygamber (sav), Allah'a ve Rasulü'ne isyan eden Rı'l, Zekvân, Lıhyân oğulları ve Usayya kabileleri aleyhine otuz sabah beddua etti