11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Yahya b. Bükeyr, ona Leys, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Atâ b. Yezîd, ona da Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah 'a (sav) müşrik çocuklarının durumu soruldu, O da "Allah, onların ne yapacaklarını, en iyi bilendir" buyurdu.
Huzeyfe 'den işittim, şöyle diyordu:
Sizden öncekilerden bir adamın ruhunu almak üzere ona melek gelek geldi. Ona “yaptığın bir hayrın oldu mu?” denildi, o da “bilmiyorum” dedi. “iyice düşün” denildi. Bunun üzerine şunun dışında bir şey bilmiyorum; ben dünyada iken insanlara mal satar, alır verirdim. Ticaretimde zengine mühlet tanır, fakire de kolaylık sağlardım” dedi. Bu sebepten Allah onu cennetine koydu.
Bize Sabit b. Muhammed, ona Süfyan, ona A'meş, ona Abdullah b. Mürre, ona Mesruk, ona da Abdullah b. Mesud (ra); (T)
Bize (Sabit b. Muhammed), ona Süfyan, ona Zübeyd, ona İbrahim, ona Mesruk, ona da Abdullah b. Mesud (ra), Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
"(Ölüye yas tutarken) Yanaklarını tokatlayan, elbiselerinin yakalarını parçalayan ve cahiliyedeki gibi feryat edip bağıran bizden değildir."
Bana İbrahim b. Musa, ona İbn Ebu Zâide, ona Hâşim b. Hâşim b. Utbe b. Ebu Vakkâs, ona Saîd b. Müseyyeb, ona ona da Sa'd b. Ebu Vakkâs şöyle demiştir:
Benim Müslüman olduğum gün henüz hiç kimse Müslüman olmamıştı. Ben üç Müslümandan biri olarak tam yedi gün geçirdim.
Ebu Usâme, Hâşim'den yaptığı rivayetle, (İbrahim B. Musa'ya) mutabaat etmiştir.
Bize Ömer b. Hafs b. Ğiyâs, ona babası (Hafs b. Ğiyâs), ona A’meş, ona İbrahim, ona Alkame, ona da Abdullah (ra.) şöyle rivayet etmiştir:
"İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya! işte güven onlarındır." (En'âm, 6/82) ayeti indiği zaman, biz “ey Allah'ın Rasulü, hangimiz kendine zulmetmez ki?” dedik. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "(imanlarına zulüm bulaştırmayanlar) ifadesi sizin dediğiniz anlamda değil, şirk anlamındadır. Siz Lokman'ın, oğluna ‘yavrucuğum, Allah'a ortak koşma. Çünkü O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır' (Lokmân, 31/13) dediğini duymadınız mı?"
Bize Muhammed, ona İbn Uyeyne, ona Süleyman b. Ebu Müslim el-Ahvel, ona da Saîd b. Cübeyr, şöyle demiştir:
İbn Abbâs (r.anhuma), “Perşembe günü! Ah o perşembe günü!” dedi. Ardından ağladı, hatta göz yaşları çakıl taşlarını ıslattı. Ben “ey Ebu Abbas, perşembe günü ne oldu?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: Rasulullah'ın (sav) ağrısı perşembe günü şiddetlendi, "bana bir kürek kemiği getirin de size bundan sonra asla sapmayacağınız bir şey yazayım" buyurdu. Hz. Peygamber'in huzurunda tartışmak yakışıksız olduğu halde, oradakiler aralarında tartıştılar ve 'Rasulullah (sav) hastalığından dolayı ne dediğini bilecek halde değil' dediler. Rasulullah (sav) da "beni (rahat) bırakın! İçinde bulunduğum durum, beni çağırdığınızdan daha hayırlıdır" buyurdu. Hz. Peygamber (sav) üç şeyi tavsiye etti ve şöyle buyurdu: "Müşrikleri Arap yarımadasından çıkarın, heyetlere benim muamele ettiğim gibi muamele edin." Üçüncüsü hayırdır. Râvi (Saîd b. Cübeyr) der ki: (İbn Abbâs) üçüncüsünde sükût etti yahut söyledi de ben unuttum.
Süfyân der ki: bu (üçüncüsünde sükût etti yahut söyledi de ben unuttum) sözü Süleyman'a aittir.
Bize Muhammed b. Müsennâ, ona Yahya, ona Hişâm, ona babası (Urve b. Zübeyir), ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir:
Bazen bir ay boyunca evimizde ocak yanmadığı olurdu. Gelen bir lokma et dışında sadece hurma ve su bulunurdu.
Bize Muhammed b. Yusuf, ona Verka, ona İbn Ebu Necih, ona Atâ, ona da İbn Abbas (ra) şöyle demiştir:
(Önceden kişi öldüğünde) malı, çocuğunun olurdu. Ana-baba ve yakınlara ise vasiyet yapılırdı. Sonra Allah dilediği hükmü kaldırdı ve erkeğe, kadının iki katı; ana-babadan her birine altıda bir; kadına (çocuğu varsa) sekizde bir, (yoksa) dörtte bir; kocaya ise (çocuğu yoksa) yarı, (varsa) dörtte bir pay verilmesine hükmetti.