حدثنا قبيصة قال حدثنا وهب بن إسماعيل عن محمد بن قيس عن أبى هند الهمداني عن أبى ظبيان قال قال لي عمر بن الخطاب : يا أبا ظبيان كم عطاؤك قلت ألفان وخمسمائة قال له يا أبا ظبيان اتخذ من الحرث والسابياء من قبل أن تليكم غلمة قريش لا يعد العطاء معهم مالا
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164818, EM000576
Hadis:
حدثنا قبيصة قال حدثنا وهب بن إسماعيل عن محمد بن قيس عن أبى هند الهمداني عن أبى ظبيان قال قال لي عمر بن الخطاب : يا أبا ظبيان كم عطاؤك قلت ألفان وخمسمائة قال له يا أبا ظبيان اتخذ من الحرث والسابياء من قبل أن تليكم غلمة قريش لا يعد العطاء معهم مالا
Tercemesi:
— (143-s.) Ebu Zebyan demiştir ki:
— Ömer İbni'l-Hattab bana sordu:
«— Ey Ebu Zebyan! Senin maaşın ne kadar?» Ben de :
— İki bin beşyüz (dirhem) dedim.: Hz. Ömer, Ebu Zebyan'a şöyle dedi.
«— Ey Ebu Zebyan! Çiftlik edinip ziraat ile uğraş ve hayvan üret;bunu, Kureyş'in nefsine düşkünleri sizin başınıza geçmeden önce yap ki, onlarda maaş maldan sayılmaz.»1119
Hz. Ö m e r muayyen gelirin ileride bir kıymet ifade etmiyeceğini bildirerek ziraata ve hayvancılığa önem verilmesini istemektedir. Ziraatın geliştirilmesiyle hayvan üretiminin çoğaltılması geçimi sağlama bakımından daha garantili ve memleketin kalkınması İçin çok lüzumlu olan çalışma sahalarıdır. Gün geçtikçe bunların önemli mevkileri daha fazla takdir edilmektedir. Bunun için hayvanlarda ve ziraatte hem bereket, hem de saadet vardır.1120
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 576, /458
Senetler:
()
Konular:
Kazanç, maaş, aylık
حدثنا أحمد بن عاصم قال حدثنا حيوة قال حدثنا بقية قال حدثني صفوان قال سمعت راشد بن سعد يقول سمعت ثوبان يقول قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم : لا تسكن الكفور فإن ساكن الكفور كساكن القبور قال أحمد الكفور القرى
حدثنا إسحاق قال أخبرنا بقية قال حدثني صفوان قال سمعت راشد بن سعد يقول سمعت ثوبان قال قال لي النبي صلى الله عليه وسلم : يا ثوبان لا تسكن الكفور فإن ساكن الكفور كساكن القبور
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164821, EM000579
Hadis:
حدثنا أحمد بن عاصم قال حدثنا حيوة قال حدثنا بقية قال حدثني صفوان قال سمعت راشد بن سعد يقول سمعت ثوبان يقول قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم : لا تسكن الكفور فإن ساكن الكفور كساكن القبور قال أحمد الكفور القرى
حدثنا إسحاق قال أخبرنا بقية قال حدثني صفوان قال سمعت راشد بن سعد يقول سمعت ثوبان قال قال لي النبي صلى الله عليه وسلم : يا ثوبان لا تسكن الكفور فإن ساكن الكفور كساكن القبور
Tercemesi:
— Sevbân'ın şöyle dediğini işittim:— Resûlüllah (SallaîlahÜ Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu:
«— Köylerde oturma; çünkü köylerde oturan, mezarlarda oturan gibidir,»
Ravilerden Ahmed îbni Asım demiştir ki:
«— Küfür, köyler demektir.»
Başka bir yoldan gelen rivayete göre, Sevbân'ın şöyle dediği işitilmiştir;
— Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve SeWem] bana şöyle buyurdu:
«— Ey Sevbân! Köylerde oturma; çünkü köylerde oturan, mezarlarda oturan gibidir.»1125
Şehirlerden ve ilim merkezlerinden uzak köylerde yaşamak, bîr nevi ölöler arasında yaşamaya benzer, ilim ve faziletle olgunlaşmayan, terbiye ve edebden mahrum olan kimseler mana bakımından ölü sayılırlar. Bu gibi manevî ölOler de İlmin ve âlimlerin uğramadığı köylerde bulunurlar, iste böyle ilim ve faziletten mahrum bulunanlar arasında oturmak ve yaşamak, hissiz ve duygusuz Ölöler arasında yaşamak olur ki, bu yaşayışı Peygamber Efendimiz Sevbân hazretlerine ve dolayısiyle ümmete yasaklamışlardır. İlim ve irfan yuvası haline gelen veya ilim ışığı altında gelişen köyler bu hükmün dışında kalır. Hatıra gelir kî, böyle ilim ve irfandan mahrum olan köyleri ilim sahiplerinin aydınlatması ve onları cehaletten kurtarması bir vazife değil midir?
Tek başına olarak bir kimsenin koyu geleneklerine bağlı bir köy halkını uyarması mümkün olmadığı takdirde aralarında bulunması, ölüler arasında bulunması sayılır. Eğer bu cahilleri selâmete çıkarma imkânı varsa, bunu yapmak bir hizmettir ve büyük bir vazifedir. Bu takdirde ölüler arasında yaşama diye bîr şey kalmaz. Hepsi ilim ve fazilet sahibi kimseler olurlar.1126
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 579, /461
Senetler:
()
Konular:
Bedevi, bedevilik
Kabir, Mezarlık,
Şehir, şehir veya köy hayatı
Yaşam, gündelik yaşam, sosyal hayat
حدثنا أبو حفص بن على قال حدثنا أبو عاصم عن عمرو بن وهب قال : رأيت محمد بن عبد الله بن أسيد إذا ركب وهو محرم وضع ثوبه عن منكبيه ووضعه على فخذيه فقلت ما هذا قال رأيت عبد الله يفعل مثل هذا
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164835, EM000581
Hadis:
حدثنا أبو حفص بن على قال حدثنا أبو عاصم عن عمرو بن وهب قال : رأيت محمد بن عبد الله بن أسيد إذا ركب وهو محرم وضع ثوبه عن منكبيه ووضعه على فخذيه فقلت ما هذا قال رأيت عبد الله يفعل مثل هذا
Tercemesi:
Amr îbni Vehb'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir :
«— Muhammed îbni Abdullah b. Üseyd'i gördüm, ihramda iken hayvana bindiği zaman omuzlarından elbisesini (ihramını) alıp, onu oylukları üzerine koymuştu. Dedim ki:
— Bu (yaptığın) ne? Şöyle cevap verdi:
— (Babam) Abdullah'ı gördüm, böyle yapıyordu.»1129
Bu haberin, sahraya çıkmak bölümü ile olan ilgisi anlaşılamamaktadır. Ancak Muhammed ibni Abdullah'ın hac etmek üzere ihrama girmiş olması, onun yolculuğuna ve sahraya çıkmış olmasına deiâet eder. Bu yolculuk esnasında akarsu vadilerinde ikâmet etmiş olması da düşünülebilir.
İnsan ihramlı iken, yani belden aşağı bir parça ve yukarı kısım için bir parça olmak üzere büründüğü iki elbise ile hayvana binince, bacak kısımları açılır, ön ve ayak kısımlarını örtmek için, omuzlar üzerindeki elbise oyluk ve bacaklar üzerine konduğu anlaşılmaktadır, örtünmeye riayet için yapılan bir harekettir. Erkeklerde bakılması haram olan kısım, göbekten diz kapakları altına kadar olan yerlerdir. İşte bu kısımları örtmek farzdır.1130
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 581, /462
Senetler:
()
Konular:
Hac, esnasında uyulacak kurallar
Hac, İhram, giyilebilecek şeyler, giyme biçimi
Hac, İhramlıya mübah olan şeyler
Hac, İhramlıya Yasak Olan Şeyler
حدثنا موسى قال حدثنا حمزة بن نجيح أبو عمارة قال سمعت الحسن يقول : لقد عهدت المسلمين وإن الرجل منهم يصبح فيقول يا أهلية يا أهلية يتيمكم يتيمكم يا أهلية يا أهلية مسكينكم مسكينكم يا أهلية يا أهلية جاركم جاركم وأسرع بخياركم وأنتم كل يوم ترذلون وسمعته يقول وإذا شئت رأيته فاسقا يتعمق بثلاثين الفا إلى النار ماله قاتلة الله باع خلاقة من الله بثمن عنز وإن شئت رأيته مضيعا مريدا في سبيل الشيطان لا واعظ له من نفسه ولا من الناس
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164827, EM000139
Hadis:
حدثنا موسى قال حدثنا حمزة بن نجيح أبو عمارة قال سمعت الحسن يقول : لقد عهدت المسلمين وإن الرجل منهم يصبح فيقول يا أهلية يا أهلية يتيمكم يتيمكم يا أهلية يا أهلية مسكينكم مسكينكم يا أهلية يا أهلية جاركم جاركم وأسرع بخياركم وأنتم كل يوم ترذلون وسمعته يقول وإذا شئت رأيته فاسقا يتعمق بثلاثين الفا إلى النار ماله قاتلة الله باع خلاقة من الله بثمن عنز وإن شئت رأيته مضيعا مريدا في سبيل الشيطان لا واعظ له من نفسه ولا من الناس
Tercemesi:
Bize Musa, ona Hamza b. Necih Ebu Amara, ona da Hasan'ın (el-Basrî) şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Müslümanların yaşadığı öyle bir zamanı gördüm ki, onlar sabaha ulaştığında şöyle derdi:
Ey hane halkım (ailem)! Ey hane halkım! Yetiminize sahip çıkın, iyi davranın.
Ey hane halkım! Ey hane halkım! Fakirlerinize yardım edin, destek olun.
Ey hane halkım! Ey hane halkım! Komşularınızın hukukuna dikkat edin.
Aranızdaki hayırlı insanlar çok çabuk gelip geçti; sizlerin de durumu her gün biraz daha kötüye gitmekte.
Ravi Ebû Umara, Hasan-ı Basri'yi şöyle derken işittim dedi:
İstersen, bugün doğru yoldan çıkmış (fasık) öyle birini görürsün ki, otuz bin kişiyi peşine takmış onları cehenneme sürüklüyor. Ne oluyor ona! Allah onu kahretsin, Allah'ın ona ahirette hazırladığı nasibini dünyada ucuz bir bedele satmıştır. İstersen o kimseyi azmış, şeytanın peşinden giderken zarara uğramışken görebilirsin. Artık ona ne kendisi ne de bir başkası öğüt verebilir.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 139, /153
Senetler:
0. Maktu' (Maktu')
1. Ebu Said Hasan el-Basrî (Hasan b. Yesâr)
Konular:
Fakir, Yoksul, Fakir ve yoksullar
Fısk, Fasık, Allah'ın emrini açıktan ihlal etmek
Haklar, komşu hakları
İyilik, komşuya iyilik etmek
Komşuluk, komşuluk ilişkileri
Yetim, yetim çocuğun bakımı
حدثنا إسماعيل قال حدثني مالك عن أبى الزناد عن الأعرج عن أبى هريرة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : رأس الكفر نحو المشرق والفخر والخيلاء في أهل الخيل والإبل الفدادين أهل الوبر والسكينة في أهل الغنم
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164816, EM000574
Hadis:
حدثنا إسماعيل قال حدثني مالك عن أبى الزناد عن الأعرج عن أبى هريرة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : رأس الكفر نحو المشرق والفخر والخيلاء في أهل الخيل والإبل الفدادين أهل الوبر والسكينة في أهل الغنم
Tercemesi:
— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«— Küfrün başı doğu tarafındadır. Övünmekle kibir, Bedevilerden sürülerle develere ve atlara sahip olanlardadır. Vakar ve tevazu, koyun sahiplerin dedir.»1115
Metindekİ küfür kelimesi iki manada kullanılabilir:
1— Nimeti inkâr etmek ve azgınlıkta bulunmak manasına alındığı zaman fitnelerin Medine doğusundan çıkacağını gösterir ki, Cemel ve Sıffîn vak'alan doğuda olmuş, ashabı kiramdan çok kimseler ve Hz. Hüseyin doğu tarafında şehit edilmişlerdir.
2— Küfür şirk ve dinsizlik manasında olduğu takdirde de, ateşpenest-Irk, putperestlik ve maddecilik kaynağı olarak da doğu taraf gösterilmiştir. Deccal'in de doğudan çıkacağı rivayeti vardır.
Develerle atlara sahip bulunan Bedevi'ler, çift ve çiftlik sahibi olanlar kibir ve azametli olurlar, yüksek sesle konuşup kaba hareket ederler. İşte kibir ve azamet bu kimselerdedir.
Tevazu ile vakar da koyunlara malik bulunanlarda olur ki, bu mal edinmek ve bunların barındığı yerlerde ikâmet edip çalışmak daha doğru ve uygun bir yol olur.1116
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 574, /457
Senetler:
1. Ebu Hureyre ed-Devsî (Abdurrahman b. Sahr)
2. Ebu Davud A'rec Abdurrahman b. Hürmüz (Abdurrahman b. Hürmüz)
3. Ebu Zinad Abdullah b. Zekvan el-Kuraşi (Abdullah b. Zekvan)
4. Ebu Abdullah Malik b. Enes el-Esbahî (Malik b. Enes b. Malik b. Ebu Amir)
5. Ebu Abdullah İsmail b. Ebu Üveys el-Esbahî (İsmail b. Abdullah b. Abdullah b. Üveys b. Malik)
Konular:
Hayvanlar, koyun, keçi beslemek
Kibir, Kibir ve gurur
Niyet, at besleme, niyete göre
حدثنا عمرو بن مرزوق قال أخبرنا شعبة عن عمارة بن أبى حفصة عن عكرمة عن بن عباس قال : عجبت للكلاب والشاء إن الشاء يذبح منها في السنة كذا وكذا ويهدى كذا وكذا والكلب تضع الكلبة الواحدة كذا وكذا والشاء أكثر منها
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164817, EM000575
Hadis:
حدثنا عمرو بن مرزوق قال أخبرنا شعبة عن عمارة بن أبى حفصة عن عكرمة عن بن عباس قال : عجبت للكلاب والشاء إن الشاء يذبح منها في السنة كذا وكذا ويهدى كذا وكذا والكلب تضع الكلبة الواحدة كذا وكذا والشاء أكثر منها
Tercemesi:
İbni Abbas'dan rivayet edildiğne göre, şöyle demiştir:
«— Köpeklerle koyunların haline şaştım: Koyunlardan senede şu ve şu kadarı boğazlanır ve şu kadar da kurban edilir. Köpeklere gelince; bir dişi köpek (bir batında) şu kadar yavru doğurur. Böyle iken koyunlar köpeklerden daha çoktur.»1117
Gerçekten köpeklerle koyunlar mukayese edildiği 2aman taaccüb edilecek bir durum hasıl olmaktadır. Her dişi köpek bir bâtında dokuz taneye kadar yavru doğurduğu halde, bir veya iki yavru doğuran koyunun üreme nispetleri ters orantılıdır. Sonuç itibariyle, koyunlardaki istihlâk çokluğu bir yana, daima koyunların sayısı köpeklerden kat kat fazladır. Bu hal de koyunlarda olan bereketi ifade eder.1118
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 575, /458
Senetler:
()
Konular:
Hayvanlar, koyun, keçi beslemek
İlim, Abdullah b. Abbas'ın sahip olduğu ilim
Köpek, köpek bulunan eve melekler girmez
Kültürel Hayat, hadislerden kültürümüze
حدثنا محمد بن بشار قال حدثنا محمد بن جعفر قال حدثنا شعبة سمعت أبا إسحاق سمعت عبدة بن حزن يقول تفاخر أهل الإبل وأصحاب الشاء فقال النبي صلى الله عليه وسلم : بعث موسى وهو راعى غنم وبعث داود وهو راعى غنم وبعثت أنا وأنا أرعى غنما لأهلى بأجياد
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164819, EM000577
Hadis:
حدثنا محمد بن بشار قال حدثنا محمد بن جعفر قال حدثنا شعبة سمعت أبا إسحاق سمعت عبدة بن حزن يقول تفاخر أهل الإبل وأصحاب الشاء فقال النبي صلى الله عليه وسلم : بعث موسى وهو راعى غنم وبعث داود وهو راعى غنم وبعثت أنا وأنا أرعى غنما لأهلى بأجياد
Tercemesi:
Abede îbni Hazin'in şöyle dediği işitilmiştir: — Koyunlar sahibi ile develer sahibi karşılıklı öğündüler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurdu:
«— Musa, koyun çobanı iken Peygamber olarak gönderildi, Davud koyun çobanı iken Peygamber olarak gönderildi. Ben de Ecyad'da ailem için koyun güdüyordum.»1121
Burada koyunlara sahip olmanın, deve gibi sair hayvanlara sahip olmaktan daha faziletli olduğu beyan buyurulmaktadır. Buna delil olarak da Peygamberlerin koyun gütmüş olmaları gösterilmektedir. Nübüvvetten önce peygamberlere koyun gütme İşinin ilham edilişinde birtakım hikmetler vardır:
1— Koyunları gözetip ontara çobanlık ederek meşakkatlerine katlanmak, ümmetin İdaresi için bir alışkanlık teşkil eder.
2— Koyunlar mazlum ve masum hayvanlar olduklarından onlarla uğraşmak İnsana merhamet ve şefkat kazandırır.
3— Koyunlar öteye beriye çok dağılan ve yayılan hayvanlar olduğu için onları bir araya toplamak ve onları yırtıcı hayvanlardan, hırsızlardan korumak gibi idarî tasarrufa İhtiyaç gösterirler. Bir nevi insanların idaresine kıyas edilebilirler.
4— Sürü içinde tabiatı değişik koyunlar, zayıf ve biçareler olduğundan bunları durumlarına göre ayrı ayrı idare edip korumak ve bunlara sabretmek, İnsanların ihtiyaçlarını karşılayıp, onlara sabretmeye benzer. Diğer hayvanların durumu böyle değildir.
Peygamber Efendimiz de bu hikmetlerine binaen Mekke civarında bîr mahalle olan «Eeyad»da ailesine ait koyunları nübüvvetten önce gütmüş olduğunu bildirmektedir.1122
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 577, /459
Senetler:
()
Konular:
Hayvanlar, hayvanlar hakkında övgü ve yergi
Hayvanlar, koyun, keçi beslemek
Hz. Peygamber, risalet öncesi hayatı
Peygamberler, ortak yönleri, koyun gütmek vb.
حدثنا موسى بن إسماعيل قال حدثنا أبو عوانة عن عمر بن أبى سلمة عن أبيه عن أبى هريرة قال : الكبائر سبع أولهن الإشراك بالله وقتل النفس ورمى المحصنات والأعرابية بعد الهجرة
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164820, EM000578
Hadis:
حدثنا موسى بن إسماعيل قال حدثنا أبو عوانة عن عمر بن أبى سلمة عن أبيه عن أبى هريرة قال : الكبائر سبع أولهن الإشراك بالله وقتل النفس ورمى المحصنات والأعرابية بعد الهجرة
Tercemesi:
Ebû Hüreyred'en rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir :
«— Büyük günahlar yedi tane olup, onların birincisi Allah'a şirk koşmaktır. (İkincisi haksız yere) adam öldürmektir. (Üçüncüsü) iffetli kadınlara zina isnat etmektir. (Dördüncüsü) hicretten sonra (sahralara çekilip) bedevîleşmektir; (ve saire...)1123
Dokuz veya yedi olarak sayılan büyük günahların hangi şeyler olduğunu öğrenmek için 8 sayılı hadîs-i şerîfe bakınız. Burada hicretten sonra bedevîleşmenin de büyük günah olduğu bildirilmektedir.
Şehir ve kasaba emsali beldelerde ikâmet etmeyip çölde yaşayan ve şehirlere inmek ihtiyacını duymayıp bir nevi göçebe hayatı sürenlere Bedevi = A'rabî denir. Bunlar şehir medeniyetini almadıkları için yalnız başına asude yaşayan, içtimaî meselelerle uğraşmayan kimselerdir. Böyle bir hayat içinden hicret ederek cemiyet hayatına intikal edenlerin tekrar eski hayatlarına dönmeleri günah sayılmıştır. Çünkü bu harekette, İçtimaî vazifeleri bırakıp tenhaya ve inzivaya çekilme vardır. Cemiyet içinde vazife almak, savaşlara katılmak, birbirine yardımcı olup, ihtiyaçlarını karşılamak Müslümanlara düşen vazifedir. Böyle mühim vazifeleri bırakıp da kenara çekilmek günahtır, hatta büyük günahlardandır,
Fitne ve fesada karışmamak ve bir haksızlığa karışmamak maksadı ile böyle münzevî hayata geçmenin caiz olduğu görüşü ve rivayetleri vardır. Fakat bu cevaz herkese uygulanabilecek bir şumül taşımaz, istisnaî haller karşısında uygulanması caizdir.1124
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 578, /460
Senetler:
0. Mevkuf (Mevkuf)
1. Ebu Hureyre ed-Devsî (Abdurrahman b. Sahr)
2. Ebu Seleme b. Abdurrahman ez-Zuhrî (Abdullah b. Abdurrahman b. Avf b. Abduavf)
3. Ömer b. Ebu Seleme el-Kuraşi (Ömer b. Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf)
4. Ebu Avane Vazzah b. Abdullah el-Yeşkurî (Vazzah b. Abdullah)
5. Ebu Seleme Musa b. İsmail et-Tebûzeki (Musa b. İsmail)
Konular:
Bedevi, bedevilik
İftira, iffetli kimseye
Şehir, şehir veya köy hayatı
Şirk, şirk koşmak
Yargı, adam öldürmek
Yaşam, gündelik yaşam, sosyal hayat
Zina, zina isnadı / kazf
حدثنا محمد بن الصباح قال حدثنا شريك عن المقدام بن شريح عن أبيه قال : سألت عائشة عن البدو قلت وهل كان النبي صلى الله عليه وسلم يبدو قالت نعم كان يبدو إلى هؤلاء التلاع
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164833, EM000580
Hadis:
حدثنا محمد بن الصباح قال حدثنا شريك عن المقدام بن شريح عن أبيه قال : سألت عائشة عن البدو قلت وهل كان النبي صلى الله عليه وسلم يبدو قالت نعم كان يبدو إلى هؤلاء التلاع
Tercemesi:
— Şurayh demiştir ki:
— Hz, Âişe'ye sahraya çıkmaktan sordum ve dedim ki:
— Peygamber (SallaliahÜ Aleyhi ve Seilem) sahraya çıkıp oturur muydu? Hz. Âişe şöyle dedi :
— Evet, şu akar su vadisine çıkıp ikâmet ederdi.»1127
Büdüvv ve Bedavet, sahraya çıkıp oturmak manasınadır. Tilö1 da, dağ başından itibaren vadiye kadar uzanan akar suların yatağına denir. Bundan anlaşılıyor ki, bazı zamanlarda hava değişikliği İçin Peygamber Efendimiz sahradaki vadilere çekilmişler ve bir müddet ikâmet etmişlerdir. Bizim memleketimizde sahra olmadığından, bunun yerine yayla tâbiri kullanılmıştır. Nitekim bizde de senenin birkaç ayında şehir ve kasabalardan hava değişikliği için asude ve temiz havalı yerlere çıkılır ki, bu yüksek yerlere yayla denir. Bu ikâmetler geçici olduğu için, bundan önceki iki bölümle aykırı düşecek bir mana düşünülemez.1128
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 580, /462
Senetler:
()
Konular:
Hz. Peygamber, beşer olarak
Hz. Peygamber, vasıfları, şemaili, hasaisi
Şehir, şehir veya köy hayatı
حدثنا عبد الله بن محمد قال حدثنا عبد الرزاق قال أخبرنا معمر قال أخبرني محمد بن عبد الله بن عبد الرحمن بن عبد القارىء عن أبيه : أن عمر بن الخطاب ورجلا من الأنصار كانا جالسين فجاء عبد الرحمن بن عبد القارىء فجلس إليهما فقال عمر إنا لا نحب من يرفع حديثنا فقال له عبد الرحمن لست أجالس أولئك يا أمير المؤمنين قال عمر بلى فجالس هذا وهذا ولا ترفع حديثنا ثم قال للأنصارى من ترى الناس يقولون يكون الخليفة بعدي فعدد الأنصاري رجالا من المهاجرين لم يسم عليا فقال عمر فما لهم عن أبى الحسن فوالله إنه لأحراهم إن كان عليهم أن يقيمهم على طريقة من الحق
Öneri Formu
Hadis Id, No:
164837, EM000582
Hadis:
حدثنا عبد الله بن محمد قال حدثنا عبد الرزاق قال أخبرنا معمر قال أخبرني محمد بن عبد الله بن عبد الرحمن بن عبد القارىء عن أبيه : أن عمر بن الخطاب ورجلا من الأنصار كانا جالسين فجاء عبد الرحمن بن عبد القارىء فجلس إليهما فقال عمر إنا لا نحب من يرفع حديثنا فقال له عبد الرحمن لست أجالس أولئك يا أمير المؤمنين قال عمر بلى فجالس هذا وهذا ولا ترفع حديثنا ثم قال للأنصارى من ترى الناس يقولون يكون الخليفة بعدي فعدد الأنصاري رجالا من المهاجرين لم يسم عليا فقال عمر فما لهم عن أبى الحسن فوالله إنه لأحراهم إن كان عليهم أن يقيمهم على طريقة من الحق
Tercemesi:
Abdullah îbni Abdurrahman İbni Abdi'1-Karî anlattığına göre, Ömer Îbni'l-Hattab ve Ensar'dan bir adam (beraberce) oturuyorlardı. O esnada (babam) Abdurrahman îbni Abdi'1-Karî gelip onların yanına oturdu. Bunun üzerine Hz. Ömer:
— Ben şunlara haber götürmek için oturmuyorum, ey müminlerin emîri!..
Hz. Ömer:
«— Pekiyi, öyle ise şu ve şu kimselerle otur ve bizim sözümüzü onlara nakletme!» dedi. Sonra Ensar'dan olan arkadaşına şöyle dedi:
— İnsanlar, benden sonra kimin halife olacağını söylüyorlar, kimi uygun görüyorlar?»
Ensar'dan olan bu adam da, Muhacirlerden bir takım erkekler saydı, Ali'nin ismini söylemedi. Hz. Ömer :
«— Ebu'l-Hasan'dan (Ali'den) onlara ne oluyor, (onu istemiyorlar)? Allah'a yemin ederim ki, o, aleyhlerine olsa bile, onları hak yol üzere durdurmakta, onların en elverişlisidir.» dedi.1131
Kalpte bulunan bir niyyeti, bir söz veya haberi insanlara açıklamayıp içinde tutmaya «Sır saklamak» denir. Muvaffakiyet sebeplerinin en kuvvetlisi ve düzen halinin sağlanması çaresinin başı sır saklamaktır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur:
«— îşte ve ihtiyaçlarınızın başarıya ulaşması için gizlilikten faydalanınız; çünkü her nimete hased edilir.»
Hz. Alî (Radtyaîlahuanh) da şöyle demiştir:
«.-Senin sırrın esirindir; eğer onu söylersen, sen onun esiri olursun.»
İnsan esrarını İçinde sakladıkça, onlara sahip demektir. Fakat bunları dışarıya ifşa ettiği zaman, bu hakimiyeti kaybeder ve onların dış tesirleri altına girerek bir nevi esrarın esiri olur. İnsan kendi esrarını ifşa etmekten kaçınması gereklidir. Bundan daha önemlisi, başkasına ait esrarı yaymaktır; çünkö bunda emanete hİyanet vardır. Bir de kötü niyetle olursa koğu-culuk vasfını taşır. Bu iki yönden haram kısmına girer. O halde insan hem kendine ait olan esrarı, hem de kendine emanet edilen başkasına ait esrarı gizli tutmalı, başkasına yaymamalıdır.
İşte Hz. Ömer de, yanında bulunan dinleyiciye, konuşulan siyasî ve ciddî meseleleri başkalarına gidip anlatmamayı, fakat meclislerinde bulunmayı tavsiye etmişler, bize de bu mevzuda takip edilecek doğru yolu göstermişlerdir.1132
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 582, /462
Senetler:
0. Mevkuf (Mevkuf)
1. Ebu Hafs Ömer b. Hattab el-Adevî (Ömer b. Hattab b. Nüfeyl b. Abdüluzza)
3. Abdullah b. Abdurrahman el-Kârri (Abdullah b. Abdurrahman b. Abd)
3. Muhammed b. Abdullah el-Kârri (Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahman b. Abd)
4. Ebu Urve Mamer b. Raşid el-Ezdî (Mamer b. Râşid)
5. ُEbu Bekir Abdürrezzak b. Hemmam (Abdürrezzak b. Hemmam b. Nafi)
6. Ebu Cafer Abdullah b. Muhammed el-Cu'fî (Abdullah b. Muhammed b. Abdullah)
Konular:
Ehl-i Beyt, Hz. Ali
Koğuculuk, koğuculuk yapmak
Konuşma, konuşma adabı
KTB, ADAB
Yönetim, Hilafet tartışmaları,Hz. Peygamber'in vefatından sonra
Yönetim, Hz. Ali'nin hilâfet beklentisi