11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Açıklama: Her fazilet için bir esas ve her edep için de bir kaynak vardır. Faziletlerin esası ve edeplerin kaynağı akıldır. Allah, dîni aklın kemaline vacip kılmış, dünyayı da aklın tedbirine bağlamıştır. İnsanın aklı kemal çağına erince, sorumluluk başlar ve dünya işleri de böyle bir aklın idaresinde gelişir. İnsanların birbirinden farklı ve değişik gaye ve düşünceleri olmakla beraber, onları akıl sebebiyle birbirlerine yaklaştırıp birleştirmiştir. Öyle ise akıl, sorumluluğun başı ve faziletlerin en üstünüdür. Akıl, din ve dünya için esastır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Her şeyin bir temeli vardır; insanın işlerinin temeli de akıldır. İnsanın aklı miktarınca Rabbine ibadeti olur. Siz kâfirlerin: ‘Eğer biz işiteydik yahut bileydik, cehennem ehlinden olmazdık’ sözünü duymadınız mı?” Ve yine: “İnsan, kendini hidayete iletecek yahut kötülükten çevirecek akla denk bir şeye sahip olmamıştır.” buyurmuştur. Hâdiselerin gerçekleri akıl ile bilinir, iyi ile kötünün arası da onun sayesinde ayırt edilir. Aklı tarif hususunda âlimler birbirinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı aklı şöyle tarif etmiştir: “Akıl, lâtif bir cevherdir; onunla görünüşteki gerçekler ayırt edilir.” Bu tarifi esas kabul edenler, aklın mahalli hususunda ayrılığa düşmüşlerdir. Bir grup, akıl dimağdadır; çünkü dimağ his merkezidir, demiştir. Diğer bir grup ise, “aklın yeri kalptir; çünkü kalp hayatın kaynağı ve duygunun maddesidir”, demiştir. Bu ikinci görüş, metindeki Hz. Ali’nin ifadesine uygun düşmektedir. Daha çok rağbet gören diğer âlimlerin tarifi şudur: “Akıl, zarurî mefhumları kavrayan bir sıfattır.” Bu tarifi ileri sürenler, akıl için bir mahal tayin etmemişlerdir. Akıl iki kısma ayrılır: 1. Doğuştan gelen akıl, tabiî akıl ki, insanın kendi varlığını bilmesi, iki zıddın aynı anda bir arada olamayışını kavrayışı gibi... 2.Sonradan kazanılan akıl, müktesep akıl ki, bu çeşit akıl beş duyu sayesinde elde edilir: Görmekle, işitmekle, tatmakla, koklamakla ve dokunmakla elde edilir. Her iki kısım aklın birleşmesiyle çeşitli bilgiler kazanılmış olur. Merhametin karaciğerde, şefkatin talâkta bulunduğu görüşü üzerinde başka bir yoruma rastlanmamıştır. Teneffüs cihazlarının akciğerler olduğu ise, herkesçe bilinen bir gerçektir.[Edebü’l-müfred, trc. A. Fikri YAVUZ, 1062 no’lu dipnot (?)]
Açıklama: Kendi nefsini büyük zannedip de elinde bulundurduğu maddî ve manevî nimetleri Aüah'dan bilmeyen, Allah'ın üzerindeki İhsan ve rahmetini inkâr eden, her şeye kendi ilim ve çalışmasıyla sahip olduğunu sanan, AttaK Tealâ'mn gazabınû uğrar, kıyamette Allah ondan razı olmaz. Bir kimseden Allah razı olmayınca, felâket olur. Ancak Allah'a İman edip de kottu* \fc her nimetin Allah'dan olduğuna inanan ve Allah dan gelen nimetle ferahlanan bu hükmön dışında kalır. Bunun haline kibir ve riya karışmış olmazı. İnsan yürüyüşünde tabiî hareketlerin dışında çalımlı ve yapmacık raketlerde bulunursa, bunlar da kibir alâmetleri sayılır. İtminan ve d lılıkla yürümek, tevazu yolunu tutmak Müslümanın yürüyüşüdür.
Açıklama: Hz. AIİ 'den rivayet edilen bu haberden de anlaşılıyor'ki, bir insanın kendi ev eşyasını taşıması hem bir vazifedir, hem de bunu yapmak tevazu alâmetidir. Ancak kibir sahipleridir ki, eşyalarını taşımazlar, yarrldrrnda gezdirdikleri kimselere taşıtırlar, cemaatın önünde yürürler ve etrafında bulunanlarla gurur duyarlar. Kendİ eşyasını taşıyamayacak olanın yükünü başkasına taşıtmasında veya issizler ve muhtaçlar faydalansın diye ücret karşılığında eşyalarını taşıtanlar kibir etmiş olmazlar. Ibni Hibban, Ebû Hü rey re 'den tahriç ettiğine göre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elbise aldı. Bİr adam onu kendisinden alıp taşımak istedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: — Eşyanın sahibi, onu taşımaya daha lâyıktır. Ancak zayıf ve takatsiz olursa, ona, müslüman kardeşi yardım eder.» İşte Hz. Peygamber ve onun halifeleri, kendi eşyalarım bizzat böylece taşımışlar ve tevazuun en güzel örneğini vermişlerdir.