11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Ebû’l-Hasan b. Abdân, ona Ahmed b. Ubeyd, ona İbn Milhân, ona Yahya b. Bükeyr, ona el-Leys rivayet etti. (T) Yine bize Ebû Abdullah el-Hafız, ona Ebû’l-Fadl b. İbrahim, ona Ahmed b. Seleme, ona Kuteybe b. Saîd, ona el-Leys, ona Saîd b. Ebî Saîd, ona babası, ona da Ebû Hureyre (ra), Rasûlllah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Ey Müslüman kadınlar! Bir koyun paçası dahi olsa komşu kadının ikramını hor görmeyin!”
Bunu Müslim es-Sahîh’de Kuteybe’den, el-Buhârî de Abdullah b. Yusuf vasıtasıyla el-Leys’den rivayet etmiştir.
Bize Ebû Abdullah el-Hafız ile Ebû Zekeriya b. Ebî İshak ve diğerleri, onlara Ebû’l-Abbas Muhammed b. Yakub, ona er-Rabî’ b. Süleyman, ona eş-Şâfiî, ona da Malik rivâyet etti. (T) Yine bize Ebû Abdullah el-Hafız, ona İbn İshak, ona Muhammed b. Galib, ona Abdullah b. Mesleme, ona Malik, ona İbn Şihâb, ona el-A’rac, ona da Ebû Hureyre (ra) Rasûlullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Bir komşu kendi bahçesinin kenarına, komşusunun odun koymasına mani olmasın!”
Sonra Ebû Hureyre şöyle diyordu: “Görüyorum ki bundan hoşnut olmadınız! Vallahi onu omuzlarınıza atarım.”
Bunu el-Buhârî es-Sahîh’de Abdullah b. Mesleme’den, Müslim de Yahya b. Yahya vasıtasıyla Malik’den rivayet etmiştir.
Bize Ebu Zekeriya b. Ebu İshak el-Müzekkî, ona Ebu Abdullah Muhammed b. Yakup, ona Muhammed b. Abdülvehhab, ona Cafer b. Avn, ona Ebu İshak eş-Şeybanî, ona Eş'as b. Ebu Şa'sa, ona da Muaviye b. Suveyd b. Mukarrin, Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etti.
"Rasulullah (sav), bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. (Rasulullah (sav) bize) Hasta ziyaret etmeyi, cenazelere katılmayı, selamı yaymayı, davet edene (çağırdığı yere) gitmeyi, aksırana rahmet dilemeyi ('yerhamükallah (Allah sana rahmet etsin)' demeyi), mazluma yardım etmeyi ve yemini yerine getirmeyi birisi 'yemin ederim ki, sen bunu yapacaksın/yapmalısın' dediğinde sırf onun yeminini boşa çıkarmamak için o işi yapmayı emretti. Gümüş kaplardan (bir şey) içmeyi, nitekim dünyada gümüş kaptan bir şey içen ahirette onlardan bir şey içemeyecektir, altın yüzük takmayı, binek hayvanlarının (eyer ve palanlarının üzerindeki) ipek minderlerine oturmayı, ipek şeritli pamuk kumaştan, ipekten, atlastan ve kalın atlastan yapılan elbiseyi giymeyi de (biz erkeklere) yasakladı."
(Buhârî ve Müslim) Bu hadisi, Şeybanî ve başka ravilerin rivayetleri olarak Sahîhlerine almışlardır.
Açıklama: 1. BS11523, Muhammed b. Hüseyn el-Mettusi'nin ölüm tarihi 415, ömrü 80 yıl görünüyor. hadis aldığı kişi Abu Muhammed Abdullah b. Cafer'in ölüm tarihi 334 görünüyor. bu tarihler ikisinin hocalık talebelik açısından sorunlu kılıyor. bu durumda ravilerin açılımda bir sorun var, ya da senedde kopukluk var. 2. Seneddeki tahvilden dolayı ravi sıralamasında bir karışıklık var gibi, yeniden bakılmalı?? nevzat tartı
Bize Ebû Abdullah el-Hafız, ona Ebû’l-Fadl b. İbrahim, ona Ahmed b. Seleme, ona İshak b. İbrahim, ona Cerîr, ona Mansur, ona eş-Şa’bî, ona el-Muğîre b. Şu’be’nin âzâdlısı Verrâd, ona da el-Muğîre b. Şu’be (ra) Rasûlullah’dan (sav) şöyle rivayet etmiştir:
“Allah sizlere, annelere (ve babalara) itâatsizlik etmeyi, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi, verilmesi gerekeni vermemeyi ve alınması gerekmeyeni almayı haram kıldı. Ayrıca dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı zâyi etmeyi de sizin için hoş görmedi.”
Bunu el-Buhârî es-Sahîh’de Osman b. Ebî Şeybe vasıtasıyla Cerîr’den, Müslim de İshak b. İbrahim’den rivayet etmiştir.
Açıklama: “Malı zâyi etmek”; servetini gereksiz yere telef etmek, israf edip tüketmektir. Şüphesiz ki servet, Allah’ın insanlara bir lütfudur. Her türlü servetin nihaî sahibi Allah’tır. Âyet-i kerîmede; “Yerlerin ve göklerin mirası Allah’a âittir” (Âl-i İmrân, 180; Hadîd, 10) buyurulmaktadır. Yüce Allah, servet nasip ettiği insanlara bazı sorumluluklar da yüklemiştir. Yüklediği sorumluluğun başında da, bu servetin insanlığın faydasına olacak şekilde kullanılması gelir. Bunun yolu da tasadduk ve hayır-hasenatın yanında iş yerleri açmak, çeşitli yatırımlarla insanlara faydalı olmak gelir. Servetin gereksiz yere telef edilip tüketilmesi ise, Yüce Mevlâ’nın izin vermediği ve meşrû görmediği haksız ve çirkin bir davranıştır. “Verilmesi gerekeni vermeyip alınması gerekmeyeni almak” cümlesinde de; genel bir ifâde ile yapılması gerekeni yapmamak ve yapılmaması gerekeni yapmak kastedilmektedir. Devlete veya insanlara karşı yapması gerekeni yapmamak ve vermesi gereken borcunu vermemektir. Buna mukabil hakkı olmayan veya kendisine ait olmayan şeyleri istemektir.
Bize Ebû Muhammed Abdullah b. Yusuf el-İsbahânî, ona Ebû Abdullah Muhammed b. Yakub eş-Şeybânî el-Hafız, ona Yahya b. Muhammed b. Yahya, ona Ahmed b. Abdullah b. Yunus, ona Abdülaziz b. Ebî Seleme, ona Abdullah b. Dînâr, ona da İbn Ömer (ra), Rasûlullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Zulüm, kıyâmet günü zulmetler haline gelecektir.”
Bunu el-Buhârî es-Sahîh’de Ahmed b. Yunus’dan, Müslim de Abdülaziz’den başka bir vecihle rivayet etmiştir.
Açıklama: “Zulmetler” ifâdesi, karanlıklar manasına hamledilmiştir. Buna göre kıyâmet günü mü’minlerin nûru önlerinde, arkalarında ve yanlarında parlayıp dururken, zalimler karanlıklar içersinde kalacaklar ve yollarını bulamayacaklar demektir. Nevevî bu kelime ile kıyâmetin şiddet ve dehşetinin kastedilmiş olabileceğini belirtir. Zulüm ve haksızlık, Yüce Mevlâ'nın asla müsamaha göstermeyeceği bir cinayettir. İslâm, âdil bir sistemdir; kime haksızlık yapılmışsa, onu affetme yetkisi de sadece kendisine haksızlık yapılan kişiye aittir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah, insan hakları ile ilgili ihlâlleri bağışlamaz. Hadîsimiz, kıyâmet gününde insanın başına gelecek olan bütün zulmetlerin ve felâketlerin, insanın dünyada iken irtikâb etmiş olduğu haksızlıkların ve zulümlerin neticesi olduğunu, bu günahın kıyamet günü insanı zulmetler içinde bırakacağını ifade etmektedir. Buna karşılık mü'minler, nûrlarla çevrelenmiş halde aydınlıklar ülkesinde mutluluğun keyfini çıkaracaklardır. Nitekim âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: "O gün inanan erkekleri ve kadınları, nûrları önlerinde ve yanlarında olduğu halde koştuklarını görürsün. Onlara; 'Bugün size verilecek müjde, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız cennetlerdir' denilir: İşte büyük kurtuluş budur!" "O gün münafık erkekler ve kadınlar, iman edenlere şöyle diyeceklerdir: 'Bize bakın da sizin nûrunuzdan biraz ışık alalım!' Onlara; 'Arkanıza dönün de başka nûr arayın!' denilir. Derken aralarına kapısı olan bir duvar çekilir ki, onun içi rahmet doludur, dış yanı azap..." (Hadîd, 12-13).
Bize Ebû Abdullah el-Hafız, ona Ebû’l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. Abdûs, ona Osman b. Saîd ed-Dârimî, ona kırâat yoluyla Ebû’l-Yemân, ona Şuayb b. Ebî Hamza, ona ez-Zührî, ona Talha b. Abdullah b. Avf, ona Abdurrahman b. Amr b. Sehl, ona da Saîd b. Zeyd, Rasûlullah’ın (sav) şöyle söylediğini işittiğini haber vermiştir:
“Kim bir miktar araziyi haksız yere ele geçirirse, o arazi yedi kat yerin dibine kadar o adamın boynuna dolanır.”
Bunu el-Buhârî Ebû’l-Yemân’dan rivayet etmiştir.
Açıklama: “Boynuna dolanır” cümlesinin; haksız yere gasp ettiği o toprak parçası, yedi kat yerin dibine kadar boynuna sarılır, bunun günahı boynuna dolanır, yerin dibine batırılır şeklinde farklı izahları yapılmıştır. Gasp eden insana bu muâmelenin mahşerde yapılması da, onu bütün mahlûkatın gözleri önünde rezil etmek ve teşhir etmek içindir.
Bize Kûfe’de Ebû Muhammed Cenâh b. Nezîr b. Cenâh el-Kadî el-Muhâribî, ona Ebû’l-Kasım Abdurrahman b. el-Hasan el-Esedî el-Hemezânî Mekke dönüşünde, ona İbrahim b. el-Hüseyin, ona Âdem b. Ebî İyâs, ona Şu’be, ona Adiy b. Sabit, ona da anne tarafından babasının dedesi olan Abdullah b. Yezîd el-Ensârî şöyle demiştir:
“Rasûlullah (sav) yağmalamayı ve insanların uzuvlarını kesmeyi yasakladı.”
Bunu el-Buhârî es-Sahîh’de Âdem b. Ebî İyâs’tan rivayet etmiştir.