11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Hişâm b. Yusuf ezberinden yazdırmış, ona Ma'mer, ona Zührî şöyle söylemiştir: Velid b. Abdülmelik bana 'Ali b. Ebu Talib'in Aişe'ye iftira atanlar arasında olduğuna dair bir bilgi sana ulaştı mı?' diye sordu. Ben de ona 'Hayır! Ancak senin kavminden Ebu Seleme b. Abdurrahman ve Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Haris, Hz. Aişe'nin 'Hz. Ali'nin kendisi hakkında konuşmadığı' bilgisini kendilerine anlattığını bana haber verdiler' diyerek cevap verdim.
Bize İshak, ona Ravh, ona Şu'be, ona Hubeyb b. Abdurrahman, ona Hafs b. Asım, ona da Ebu Saîd b. Muallâ (ra) şöyle demiştir:
Ben namaz kılarken Rasulullah (sav) bana uğradı ve beni çağırdı. Ben de namazı bitirinceye kadar O'nun yanına gitmedim, O'ndan sonra yanına gittim. Rasulullah (sav) "bana gelmene engel olan nedir? Allah: 'Ey iman edenler, sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Rasulü'ne icabet edin' buyurmadı mı?" dedi. Sonra da bana "bu mescitten çıkmadan önce, sana Kur'an'da değeri çok büyük olan bir sure öğreteceğim" buyurdu. Rasulullah (sav) tam mescitten çıkacağı zaman, kendisine verdiği sözü hatırlattım. Rasulullah (sav) "o sure seb'u'l-mesânî olan (Elhamdu lillahi Rabbi'l-alemîn) Fatiha'dır" buyurdu.
Muâz der ki: Bize Şu'be, ona Hubeyb, ona Hafs, ona da Hz. Peygamber'in (sav) sahabesinden bir adam olan Ebu Saîd bu hadisi rivayet etmiştir.
Bize Osman b. Ebu Şeybe, ona Abde, ona Hişâm, ona babası şöyle rivayet söylemiştir: Hz. Aişe'nin yanında Hassan b. Sabit'e sövmeye başlamıştım. Hz. Aişe 'Ona sövme. O, Hz. Peygamber'i (sav) savunmuştur" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: O, Hz. Peygamber'den (sav) müşrikleri hicvetmek için izin istemişti. Hz. Peygamber (sav) ona "Ben de onların soyundan iken onları nasıl hicvedeceksin?" buyurdu.
Hassan 'Ben, senin soyunu onların soyları arasından hamurdan kıl çeker gibi çeker ayırırım' dedi.
Muhammed'in naklettiğine göre; ona Osman b. Ferkad, ona Hişâm, ona babası şöyle söylemiştir: Ben Hz. Aişe hakkında (ifk hadisesinden dolayı) ileri geri konuştuğu için Hassan'a sövmüştüm.
Bize Hasan b. Abdülaziz, ona Abdullah b. Yahya, ona Hayve, ona Bekir b. Amr, ona Bükeyr, ona da Nâfi şöyle demiştir:
Bir adam İbn Ömer'e (r.anhuma) geldi ve “ey Ebu Abdurrahman! Allah'ın Kitabı'nda zikrettiği "Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa..." (Hucurât, 49/9) ayetini işitmedin mi? Allah'ın Kitabı'nda zikrettiği üzere, seni Müslümanlar arasındaki savaşa katılmaktan men eden şey nedir?” diye sordu. İbn Ömer de “Ey kardeşimin oğlu! Allah'ın "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona öfkelenmiştir, ona lanet etmiştir ve ona çok büyük bir azâb hazırlamıştır." (Nisâ, 4/93) buyruğunu dikkate alarak savaşmaktan uzak durmak bana bu ayeti dikkate alarak savaşmaktan daha sevimlidir” dedi. Bu cevap üzerine o kimse “Şüphesiz ki Allah "bir fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın..." (Bakara, 2/193) buyuruyor” dedi. Bunun üzerine İbn Ömer “Biz, Rasulullah (sav) zamanında o savaşı müşriklere karşı yapmıştık. Müslümanlar o zaman sayıca azdı. Kişi dininden dolayı baskıya maruz kalır; Müşrikler onu ya öldürür ya da onu zincire vururlardı. Nihayet Müslümanlar çoğaldı, artık hiçbir fitne kalmadı” dedi. Bunun üzerine o (Haricî) kişi, İbn Ömer'in, savaş konusunda kendisiyle aynı görüşte olmadığını görünce “peki, Ali ve Osman hakkındaki görüşün nedir?” dedi. İbn Ömer de “Ali ve Osman hakkındaki görüşüme gelince; Allah, Osman'ı affetmiştir. Fakat siz onu affetmek istemediniz. Ali'ye gelince; O, Rasulullah'ın amcasının oğlu ve kızının kocasıdır.” Sonra eliyle Fâtıma'nın mezarına işaret ederek “İşte şu, Peygamber'in kızıdır” veya “O'nun kızı işte şu gördüğünüz yerdedir” dedi.