11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Ebu Nuaym, ona Süfyân, ona İbn Münkedir, ona da Cabir b. Abdullah (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Yahudiler, "eşine arkasından yaklaşarak (ön taraftan) ilişki kuran kimsenin çocuğu şaşı gözlü olur" demişlerdi. Bunun üzerine "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın" ayeti inmiştir.
Bize Ubeydullah b. Saîd, ona Ebu Âmir el-Akadî, ona Abbâd b. Râşid, ona Hasan, ona da Ma'kıl b. Yesar şöyle demiştir:
Benim bir kız kardeşim vardı. Evlenmek üzere onu benden istemeye gelen olmuştu.
Aynı hadis Bize İbrahim, Yunus'tan, o Hasan'dan, o da Makıl b. Yesâr'dan aktarmıştır.
Bize Ebu Ma'mer, ona Abdulvaris, ona Yunus, ona da Hasan şöyle demiştir:
Makıl b. Yesâr'ın kız kardeşinin eşi, onu boşadı ve iddet müddeti bitinceye kadar da ona dönmedi. Daha sonra tekrar onu velisinden (Ma'kil b. Yesâr'dan) istedi ama Ma'kil bu talebi reddetti. Bunun üzerine "iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru şekilde anlaşacak olurlarsa (kadınların) kocalarına dönmelerine engel olmayın" ayeti indi.(Bakara, 2/232)
Bize Ümeyye b. Bistâm, ona Yezîd b. Zürey, ona Habib, ona İbn Ebu Müleyke, ona da İbn Zubeyir şöyle demiştir:
Ben Osman b. Affân'a "Sizden, geride dul eş bırakarak ölenler... " (Bakara, 240) ayetini başka bir ayet (Bakara 234) nesh ettiği halde bu ayeti niçin mushafa yazdınız, diye sordum bana şu cevabı verdi: "Ey kardeşimin oğlu! Ben Mushaf'tan hiçbir şeyi bulunduğu yerinden değiştirmem."
Bize Hibbân, ona Abdullah, ona Abdullah b. Avn, ona da Muhammed b. Sîrîn şöyle demiştir:
Ben, aralarında Ensâr'dan büyük adamların bulunduğu bir mecliste oturuyordum. İçlerinde Abdurrahman b. Ebu Leylâ da vardı. Ben, Abdullah b. Utbe'nin, Haris kızı Subey'a'nın durumu hakkındaki hadisini zikrettim. Abdurrahman b. Ebu Leylâ “(Abdullah b. Utbe'nin) amcası olan (Abdullah b. Mesud) bunu söyleyen biri değildir” dedi. Bunun üzerine “eğer ben hala Kûfe'de bir yerde bulunan bir adam adına yalan söylediysem demek ki gerçekten çok cesur biriyim” dedim. (Ravi der ki:) Bu arada İbn Sîrîn ses tonunu yükselterek şöyle dedi: Sonra ben çıkıp Mâlik b. Âmir'e ya da Mâlik b. Avf'ın yanına vardım ve ona “hâmile iken kocası ölmüş olan kadının iddeti hakkında İbn Mesud'un görüşü nasıldı?” diye sordum. O da bana şöyle cevap verdi: İbn Mesud bize “siz kadın hakkında ruhsatı, değilde ağır hükmü mü uyguluyorsunuz? Yemin olsun ki kısa olan Nisâ Sûresi (yânî Talâk Sûresi) uzun olan Sureden (Bakara'dan) sonra inmiştir” dedi.
Eyüb, Muhammed'den rivayetle “Ebu Atıyye Mâlik b. Âmir'e vardım” şeklinde söylemiştir.
Bize İshak, ona Ravh, ona Şibl, ona da İbn Ebu Necîh, şöyle demiştir:
"İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler" (Bakara, 234). ayeti hakkında Mücâhid şöyle der: Burada zikredilen dört ay on günlük iddet, kadının, kocasının akrabaları yanında bekleyeceği iddettir ve bu vacip bir iddettir. Yine Yüce Allah: "sizden arkalarında dul eş bırakıp ölen kimseler, eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda sağken vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkıp giderlerse, yaptıkları meşru şeylerden dolayı size bir günah yoktur" ayetini (bakara, 240) indirdi. Yüce Allah dört ay on gün iddet bekleyen kadına, bu ayette, bir vasiyetle yedi ay yirmi gün daha ekleyip, senenin tamamını tahsis etti. O kadın isterse kendisi için yapılmış vasiyete uyarak orada kalır, isterse çıkar gider. Bu (hüküm) Yüce Allah'ın "evlerinden çıkarılmadan. Eğer kendileri çıkıp giderlerse, size bir günah yoktur" sözü (gereğidir). İddet ifade edildiği gibi kadın üzerine vaciptir. İbn Ebu Necîh, bunu Mucâhid'in görüşü olarak söyledi.
Atâ'nın rivayetine göre İbn Abbas der ki: Bu ayet, kadının kendi ailesi yanında iddet beklemesini nesh etmiştir. Artık kadın istediği yerde iddetini bekler. Bu, Yüce Allah'ın "Çıkarılmayarak..." sözünün gereğidir.
Atâ der ki: Kadın isterse kocasının ailesi yanında iddet bekler ve kendine yapılan vasiyet çerçevesinde ikamet eder, isterse Yüce Allah'ın: "Onların yaptıkları işlerden size günah yoktur" sözü gereği başka yere çıkar gider.
Yine Atâ der ki: Sonra miras ayeti (Nisâ: 11-12) geldi ve süknâ (mecburi ikamet) hakkını nesh etti. Artık mecburi ikamet olmaksızın dilediği yerde iddetini bekler.
Bu hadisi bize aynı şekilde Muhammed b. Yusuf ona Verkâ, ona İbn Ebu Necîh, ona da Mücâhid rivayet etmiştir.
Ve yine Abdullah İbn Ebu Necîh, ona Atâ, ona da İbn Abbâs benzer şekilde şöyle demiştir: Bu ayet, kadının, ailesi yanında iddet beklemesini nesh etmiştir. Artık kadın istediği yerde iddetini bekler. Çünkü Yüce Allah: "Çıkarılmayarak..." buyurmuştur.
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Yezîd; (T) bana Abdurrahman, ona Yahya b. Saîd, onlara Hişam, ona Muhammed, ona Ubeyde, ona da Ali (ra)şöyle demiştir:
Peygamber (sav) Hendek günü "Müşrikler bizi güneş batıncaya kadar ikindi namazını kılmaktan alıkoydular. Allah onların kabirlerini ve evlerini - ya da içlerini- ateş doldursun" buyurdu.
Râvî Yahya rivayette "(بُيُوتَهُمْ) evlerini" kelimesi mi yoksa "(أَجْوَافَهُمْ) içlerini" kelimesi mi kullanıldığı konusunda ikileme düşmüştür.
Bize Abdullah b. Yusuf, ona Malik, ona da Nâfi, şöyle rivayet etmiştir:
Abdullah b. Ömer'e (r.anhuma) korku namazı sorulduğu zaman şöyle demiştir: İmam öne geçer, insanlardan bir grup da onun arkasında saf tutar. İmam onlara bir rekât namaz kıldırır. Bu sırada diğer bir grup namaz kılanlarla düşman arasında namaz kılmadan (düşmanı gözetleyerek beklerler). İmam'la birlikte namaza duranlar bir rekat namaz kıldıktan sonra selam vermeden namaz kılmayanların yerine geri çekilir, ve namaz kılmadan bekleyen gurup öne geçerek imamla birlikte bir rekat kılarlar. Sonra imam İki rekât kılmış olduğu için selâm verip namazını bitirir. Geri kalan iki grup da kendi başlarına birer rekat namaz kılarak namazlarını ikiye tamamlamış olurlar. Çok şiddetli korku söz konusu olursa yaya olarak ayakta (rüku ve secde etmeden) ya da binek üzerinde kıbleye yönelerek ya da yönelmeden namazı kılarlar.
Nâfi der ki: İbn Ömer bu tarifi mutlaka Hz. Peygamber'den (sav) aktararak yapmıştır.
Bize Abdullah b. Ebu Esved, ona Humeyd b. Esved ve Yezîd b. Zürey, onlara, Habib b. Şehid, ona İbn Ebu Müleyke, ona da İbn Zübeyir şöyle demiştir:
Ben Osman b. Affân'a "sizden arkalarında dul eş bırakıp ölen kimseler, eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda sağken vasiyet etsinler " (Bakara, 240) ayetini başka bir ayet (Bakara 234) nesh ettiği halde bu ayeti niçin mushafa yazdınız, diye sordum bana şu cevabı verdi: "Ey kardeşimin oğlu! Ben Mushaf'tan hiçbir şeyi bulunduğu yerinden değiştirmem."
Humeyd der ki: ya da buna benzer şekilde.
Bize Ahmed b. Salih, ona İbn Vehb, ona Yunus, ona İbn Şihâb, ona Ebu Seleme ve Saîd, onlara da Ebu Hureyre (ra) rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Şüphe duymak İbrahim'den daha çok bize müstahaktır. (İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” dediğinde (Allah ona) “İnanmıyor musun?” diye sormuş, o da “Hayır (inandım) ancak kalbimin kanaat getirmesi için” demişti.)" (bakara 260)