11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Müsedded (b. Müserhed), ona Yahya (b. Said el-Kattân), ona Ubeydullah (b. Ömer), ona da Nafi (Mevla İbn Ömer), Abdullah b. Ömer'in (ra) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Aşure günü, cahiliye ehlinin oruçlu geçirdiği bir gündü. halkı oruç tutarlardı. Ramazan orucunun farziyetini bildiren ayet nazil olduğunda, Hz. Peygamber (sav), 'İsteyen aşure orucunu tutsun, isteyen de tutmasın' buyurdu."
Bize Abdullah b. Yusuf, ona Mâlik, ona Hişâm b. Urve, ona da babası (Urve b. Zübeyir) şöyle demiştir:
Henüz daha küçük yaşta iken, Hz. Peygamber'in (sav) hanımı Âişe’ye “"Safâ ile Merve Allah’ın hac ve umre için belirlediği işaretlerdendir. O halde hacceden veya umre yapan bir kimsenin, bu iki tepe arasında sa‘yetmesinde bir mahzur yoktur" (Bakara, 158) ayeti hakkında ne dersin? Bana göre, bir kişinin Safa ile Merve arasında sa’y yapmamasında bir sakınca yoktur” dedim. Âişe şu cevabı verdi: Asla, eğer senin dediğin gibi olsaydı, ayet “Aralarında tavaf yapmamasından ötürü ona bir günah (vebal) yoktur” şeklinde olmalıydı. Bu ayet Ensar hakkında inmiştir. Onlar Menat için telbiye getirip ihrama giriyorlardı. Menat da o sırada Kudeyd hizasında bulunuyordu. O yüzden Safa ile Merve arasında tavaf yapmaktan çekiniyorlardı. İslam gelince Rasulullah’a (sav) buna dair soru sormaları üzerine, yüce Allah "Safâ ile Merve Allah’ın hac ve umre için belirlediği işaretlerdendir. O halde hacceden veya umre yapan bir kimsenin, bu iki tepe arasında sa‘yetmesinde bir mahzur yoktur" (Bakara, 158) ayetini indirdi.
Bize Muhammed b. Yusuf, ona Süfyan, ona da Âsım b. Süleyman şöyle demiştir:
Enes b. Mâlik’e (ra) Safa ve Merve’ye dair soru sordum, şu cevabı verdi: Biz Safa ile Merve arasında sa’y yapmanın cahiliye adeti olduğu kanaatinde idik. Bu sebeple İslam gelince aralarında sa’y etmeyi bıraktık. Sonra yüce Allah "Şüphe yok ki Safa ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. Her kim Beyt’i hac eder veya umre yaparsa, onları güzelce tavaf etmesinde bir sakınca yoktur" (Bakara, 158) ayetini indirdi.
Bize Abdân, ona Ebu Hamza, ona el-A'meş, ona Şakîk, ona da Abdullah şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (sav) bir söz söyledi, sonra da ben bir söz söyledim. Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"'Yaratılmışlardan bir şeyi Allah'a denk tutup, ona dua ederek ölen kimse ateşe girer.' Ben de şöyle dedim: 'Allah'a bir şeyi denk tutmadan ölen kimse cennete girer.'"
Bize Muhammed b. Abdullah el-Ensârî, ona Humeyd, ona da Enes'in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuşutur:
"Allah'ın Kitâb'ının hükmü kısası uygulamaktır."
Bize Abdullah b. Münîr, ona Abdullah b. Bekir es-Sehmî, ona Humeyd’in şöyle dediğini rivayet etti:
Enes’in zikrettiğine göre halası, bir kız çocuğunun ön dişini kırmıştı. Dişi kırılan o küçük kızın ailesinden af talep ettiler, ancak karşı taraf reddetti. Diyeti teklif ettiler, onu da kabul etmediler ve Rasulullah'a (sav) gelip sadece kısas talep ettiler. Rasulullah (sav) da kısas yapılmasına hükmetti. Enes b. Nadr “Rubey'in dişi mi kırılacak ey Allah'ın Rasulü, hayır seni hak ile gönderene yemin ederim ki onun ön dişi kırılmayacaktır” dedi. Rasulullah (sav) de "ey Enes, Allah'ın hükmü kısastır" buyurdu. Karşı taraf (diyete) razı oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah’ın kulları arasından, Allah’a yemin ile and verecek olsa, Allah’ın da yeminini doğru çıkartacağı kimseler vardır" buyurdu.