حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ - رضى الله عنه قَدِمَ طُفَيْلُ بْنُ عَمْرٍو الدَّوْسِىُّ وَأَصْحَابُهُ عَلَى النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ ، إِنَّ دَوْسًا عَصَتْ وَأَبَتْ ، فَادْعُ اللَّهَ عَلَيْهَا . فَقِيلَ هَلَكَتْ دَوْسٌ . قَالَ « اللَّهُمَّ اهْدِ دَوْسًا وَائْتِ بِهِمْ » .
Bize Ebu Yemân, ona Şuayb, ona Ebu Zinâd, ona Abdurrahman’ın rivayet ettiğine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir:
"Tufeyl b. Amr ed-Devsî ve arkadaşları Rasulullah’a (sav) geldi ve 'Ey Allah’ın Rasulü! Devs (Kabilesi) isyan etti ve İslam’dan yüz çevirdi. Onlara beddua etsen' dediler. Bunun üzerine 'İşte şimdi Devs helak oldu' denildi. Ama Hz. Peygamber (sav) 'Allah'ım Devs’e hidayet et ve onları (İslam’a) getir' buyurdu."
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29586, B002937
Hadis:
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ - رضى الله عنه قَدِمَ طُفَيْلُ بْنُ عَمْرٍو الدَّوْسِىُّ وَأَصْحَابُهُ عَلَى النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ ، إِنَّ دَوْسًا عَصَتْ وَأَبَتْ ، فَادْعُ اللَّهَ عَلَيْهَا . فَقِيلَ هَلَكَتْ دَوْسٌ . قَالَ « اللَّهُمَّ اهْدِ دَوْسًا وَائْتِ بِهِمْ » .
Tercemesi:
Bize Ebu Yemân, ona Şuayb, ona Ebu Zinâd, ona Abdurrahman’ın rivayet ettiğine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir:
"Tufeyl b. Amr ed-Devsî ve arkadaşları Rasulullah’a (sav) geldi ve 'Ey Allah’ın Rasulü! Devs (Kabilesi) isyan etti ve İslam’dan yüz çevirdi. Onlara beddua etsen' dediler. Bunun üzerine 'İşte şimdi Devs helak oldu' denildi. Ama Hz. Peygamber (sav) 'Allah'ım Devs’e hidayet et ve onları (İslam’a) getir' buyurdu."
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 100, 1/782
Senetler:
1. Ebu Hureyre ed-Devsî (Abdurrahman b. Sahr)
2. Ebu Davud A'rec Abdurrahman b. Hürmüz (Abdurrahman b. Hürmüz)
3. Ebu Zinad Abdullah b. Zekvan el-Kuraşi (Abdullah b. Zekvan)
4. Şuayb b. Ebu Hamza el-Ümevi (Şuayb b. Dinar)
5. Ebu Yeman Hakem b. Nafi' el-Behrânî (Hakem b. Nafi')
Konular:
Dua, Beddua
Dua, müslüman olmayan birine
Hz. Peygamber, duaları
KTB, DUA
Tebliğ, İslam'a Davet
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى أَخْبَرَنَا هِشَامٌ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ الزُّهْرِىِّ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ لَمَّا حُضِرَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم - قَالَ وَفِى الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - قَالَ « هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ » . قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ ، فَحَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ وَاخْتَصَمُوا ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ . وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغَطَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ « قُومُوا عَنِّى » . قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ .
Bize İbrahim b. Musa, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zührî, ona Übeydullah b. Abdullah, ona da İbn Abbas şöyle demiştir:
Peygamber'in (sav) vefatı yaklaştığı zaman, evde içlerinde Ömer b. Hattâb'ın da olduğu bir gurup adamın bulunduğu bir sırada Rasulullah (sav) "gelin size bir yazı (vasiyet) yazayım ki bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız" buyurdu. Ömer “Hz. Peygamber'in (sav) hastalığı ağırlaştı. Yanınızda Kur'an vardır. Bize Allah'ın Kitabı yeter” dedi. Bunun üzerine evdeki sahabîler ihtilâfa düştüler ve münakaşa edip çekiştiler. Onlardan kimi “yazacak bir şey uzatın da Rasulullah (sav) sizler için bir yazı (vasiyet) yazsın ki bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız” dedi. kimi de Ömer'in dediği sözü söyledi. Yanında gürültü ve münakaşa çoğalınca Hz. Peygamber (sav) onlara "kalkın yanımdan gidin" buyurdu.
Ubeydullah der ki: İbn Abbâs bu hadisin sonunda “bütün bu ihtilaf ve gürültü musibeti, Rasulullahın (sav) sahabîler için yazmak istediği bu yazıya engel oldu” demiştir.
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29614, B007366
Hadis:
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى أَخْبَرَنَا هِشَامٌ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ الزُّهْرِىِّ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ لَمَّا حُضِرَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم - قَالَ وَفِى الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - قَالَ « هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ » . قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ ، فَحَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ وَاخْتَصَمُوا ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ . وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغَطَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ « قُومُوا عَنِّى » . قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ .
Tercemesi:
Bize İbrahim b. Musa, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zührî, ona Übeydullah b. Abdullah, ona da İbn Abbas şöyle demiştir:
Peygamber'in (sav) vefatı yaklaştığı zaman, evde içlerinde Ömer b. Hattâb'ın da olduğu bir gurup adamın bulunduğu bir sırada Rasulullah (sav) "gelin size bir yazı (vasiyet) yazayım ki bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız" buyurdu. Ömer “Hz. Peygamber'in (sav) hastalığı ağırlaştı. Yanınızda Kur'an vardır. Bize Allah'ın Kitabı yeter” dedi. Bunun üzerine evdeki sahabîler ihtilâfa düştüler ve münakaşa edip çekiştiler. Onlardan kimi “yazacak bir şey uzatın da Rasulullah (sav) sizler için bir yazı (vasiyet) yazsın ki bundan sonra yolunuzu şaşırmayasınız” dedi. kimi de Ömer'in dediği sözü söyledi. Yanında gürültü ve münakaşa çoğalınca Hz. Peygamber (sav) onlara "kalkın yanımdan gidin" buyurdu.
Ubeydullah der ki: İbn Abbâs bu hadisin sonunda “bütün bu ihtilaf ve gürültü musibeti, Rasulullahın (sav) sahabîler için yazmak istediği bu yazıya engel oldu” demiştir.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünneti 26, 2/739
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Ubeydullah b. Abdullah el-Hüzeli (Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud b. Gâfil)
3. Ebu Bekir Muhammed b. Şihab ez-Zührî (Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab)
4. Ebu Urve Mamer b. Raşid el-Ezdî (Mamer b. Râşid)
5. Ebu Abdurrahman Hişam b. Yusuf el-Ebnâvî (Hişam b. Yusuf)
6. İbrahim b. Musa et-Temîmî (İbrahim b. Musa b. Yezid b. Zâzân)
Konular:
Hastalık, Hz. Peygamber, hastalığı
Hz. Peygamber, bazı tavsiyelerini yazdırmak istemesi
Vasiyet, Hz. Peygamber'in
İbn Abbas, Ebu Süfyân'dan naklen şöyle söylemiştir:
Kendisi Kureyş kervanı içinde Şam (topraklarında) imiş. Rasulullah (sav) ile Kureyş müşrikleri arasındaki (sulh) zamanında ticaret için gelmişler. Ebu Süfyân anlatmaya şöyle devam ediyor:
Kayser'in elçisi bizi Şam'ın bir yerinde buldu. Beni ve arkadaşlarımı. Nihayet Îlîyâ'ya geldik. (Kayser'in) huzuruna alındık. Kendisi tahtında oturuyor, başında tacı, etrafında da Bizans ileri gelenleri bulunuyordu. Tercümanına, 'Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen o zata soy itibariyle hangisinin daha yakın olduğunu onlara sor' dedi. Ben, 'Soy itibariyle ona en yakınım' dedim. O, 'Seninle onun arasındaki yakınlık derecesi nedir?' dedi. Ben, 'O, amcamın oğludur' dedim. O gün kervan içinde benden başka Abdü Menâf oğullarından biri yoktu. Kayser, 'Onu bana yaklaştırın' dedi. Arkadaşlarıma emretti de hemen arkamda oturtuldular. Ardından tercümanına, 'Arkadaşlarına, kendisinin peygamber olduğunu söyleyen o zat hakkında sorular soracağımı, eğer yalan konuşursa onu yalanlamalarını' söyledi. Vallahi! Arkadaşlarımın o gün beni yalanla itham etmelerinden utanmasaydım bana sorduğunda kendisine yalan söylerdim. Ama ben, beni yalanla itham etmelerinden utanıp ona doğru söyledim. Akabinde tercümanına, 'Bu zatın soyu nasıldır?' diye sordurdu. Ben, 'O içimizde soylu biridir' dedim. O, '(Peygamber olduğuna dair) o sözü ondan önce sizden biri söyledi mi?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, "Dediği şeyi söylemeden önce onu yalanla itham eder miydiniz?" dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Atalarından kral olan var mıydı?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Ona insanların ileri gelenleri mi yoksa zayıfları mı tabi oluyor' dedi. Ben, 'Aksine, zayıfları' dedim. O, 'Artıyorlar mı, azalıyorlar mı?' dedi. Ben, 'Aksine, artıyorlar' dedim. O, '(Onun dinine) girdikten sonra dinine öfke duyarak geri dönen var mı?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Kendisi ihanet eder mi?' dedi. Ben, 'Hayır. Ancak biz şimdi onunla sulh dönemindeyiz ve ihanet etmesinden endişe ediyoruz' dedim. (Muhammed'in) değerini düşürüp söyleyebileceğim (bundan başka) bir söz bulamadım (ve) bunun dışındakilerin benden nakledilmesinden endişe etmiyorum. O, 'Onunla savaştınız mı ya da o sizle savaştı mı?' dedi. Ben, 'Evet' dedim. O, 'Onun ve sizin savaşınız nasıldı?' dedi. Ben, 'Zafer ve yenilgi aramızda dönüp duruyor. Bazen o bize galip geliyor, bazen de biz onu yeniyoruz' dedim. O, 'Size ne emrediyor?' dedi. Ben, "Bir olan Allah'a kulluk etmemizi, ona hiç bir şeyi ortak koşmamamızı emrediyor, atlarımızın taptıklarını bize yasaklıyor. Bize namazı, zekatı, namuslu olmayı, ahde vefayı, emanete riayet etmeyi emrediyor" dedim. Ben bunları dediğimde, tercümanına, 'Sana onun içinizdeki soyu hakkında sordum. Sen de onun soylu olduğunu söyledin. Peygamberler böyledirler. Kavminin soylu (kesiminden) gönderilirler. Sana, sizden birinin o sözü kendisinden önce birinin söyleyip söylemediğini sordum. Söylemediğini ifade ettin. Kendi kendime 'Sizden biri kendisinden önce o sözü söyleseydi kendisinden önce söyleneni tamamlamak (isteyen) biri derdim' dedim. Sana, dediğini demeden önce onu yalanla itham edip etmediğinizi sordum. Etmediğinizi söyledin. (Böylece) anladım ki o, insanlara yalan söylemediği gibi Allah'a da yalan isnat etmez! Sana, atalarından kral olup olmadığını sordum. Sen olmadığını ifade ettin. Kendi kendime 'Atalarından kral olsaydı atalarının (mirasını) istiyor' derdim. Sana, ona insanların ileri gelenlerinin mi yoksa zayıflarının mı tabi olduğunu sordum. Sen, ona zayıflarının tabi olduğunu söyledin. (İşte) onlar, peygamberlerin tabileridirler! Sana, onların arttıklarını mı azaldıklarını mı sordum. Sen, onların arttıklarını ifade ettin. Zaten iman da tamamlanana dek böyledir! Sana, onun dinine girdikten sonra dinine öfkelenerek geri dönenin olup olmadığını sordum. Sen olmadığını söyledim. (İşte) iman böyledir! Kalbin derinliklerine girdiğinde kimse onu çıkaramaz! Sana, onun sözünden dönüp dönmediğini sordum. Sen, dönmediğini söyledin. Zaten peygamberler böyledirler! İhanet edip sözlerinden dönmezler. Sana, onunla savaştığınıza ve onun sizinle savaştığına dair sordum. Sen, savaşın olduğunu ve sizin ve onun savaşının (sonucunun) dönüp durduğunu; bir kere onun, başka zaman da sizin galip olduğunuzu ifade ettin. (İşte) peygamberler böyle imtihana tabi tutulurlar ve (sonunda) zafer onların olur. Sana, size neyi emrettiğini sordum. Sen, size Allah'a ibadet etmenizi, ona bir şeyi ortak koşmamanızı emrettiğini, atalarınızın taptıklarını size yasakladığını, size namazı, zekatı, namuslu olmayı, ahde vefayı ve emaneti edayı emrettiğini söyledin. (İşte) bu, peygamberin vasfıdır! Ben onun (zaten) çıkacağını biliyordum. Ama sizden olacağını sanmıyordum. Eğer dediğin hak olsa, şu iki ayağımın olduğu yere hükmetmesi pek yakındır! Eğer imkanım olsa ona kavuşmak isterdim. Onun yanında olsam ayaklarını yıkardım' dedi. Ardından Rasulullah'ın (sav) mektubunu istedi de (kendisine) mektup okundu. (Mektupta) "Bismillahirrahmanirrahim! Allah'ın kulu ve peygamberi Muhammed'den, Bizans Kralı Hirakl'a! Selam, İslam'a tâbi olanlara olsun! Şimdi! Seni İslam'a davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtul! Müslüman ol ki Allah, sevabını iki kere versin. Eğer (İslam'dan) yüz çevirirsen çiftçiler (olarak bilinen insanlarının) günahı senin boynunadır! 'Ey Ehl-i Kitâb! Sizinle bizim aramızdaki ortak söze gelin! Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim, ona bir şeyi ortak koşmayalım, bazımız bazımızı Allah'tan başka rabler edinmesin! Eğer yüz çevirirlerse 'Bizim Müslümanlar olduğumuza şahit olun' deyin" yazılıydı. (Kayser) sözünü bitirince etrafındaki Bizans ileri gelenlerinin sesleri yükseldi! Homurtuları çoğaldı. Ne dediklerini bilemiyorum. Bize emredildi de (huzurundan) çıkarıldık. Arkadaşlarımla beraber çıkıp onlarla yalnız kaldığımda, kendilerine, 'İbn Ebu Kebşe'nin (Peygamber) işi ciddiye bindi! Bizanslıların kralı (bile) ondan korkuyor!' dedim. Vallahi! Ben istemediğim halde Allah kalbimi İslam'a sokana dek zelil olarak (ve) onun işinin zaferle sonuçlanacağını bilerek yaşadım!'
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29613, B002941
Hadis:
قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَأَخْبَرَنِى أَبُو سُفْيَانَ أَنَّهُ كَانَ بِالشَّأْمِ فِى رِجَالٍ مِنْ قُرَيْشٍ ، قَدِمُوا تِجَارًا فِى الْمُدَّةِ الَّتِى كَانَتْ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ كُفَّارِ قُرَيْشٍ ، قَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَوَجَدَنَا رَسُولُ قَيْصَرَ بِبَعْضِ الشَّأْمِ فَانْطَلَقَ بِى وَبِأَصْحَابِى حَتَّى قَدِمْنَا إِيلِيَاءَ ، فَأُدْخِلْنَا عَلَيْهِ ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ فِى مَجْلِسِ مُلْكِهِ وَعَلَيْهِ التَّاجُ ، وَإِذَا حَوْلَهُ عُظَمَاءُ الرُّومِ فَقَالَ لِتُرْجُمَانِهِ سَلْهُمْ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ نَسَبًا إِلَى هَذَا الرَّجُلِ الَّذِى يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِىٌّ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَقُلْتُ أَنَا أَقْرَبُهُمْ نَسَبًا . قَالَ مَا قَرَابَةُ مَا بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ فَقُلْتُ هُوَ ابْنُ عَمِّى ، وَلَيْسَ فِى الرَّكْبِ يَوْمَئِذٍ أَحَدٌ مِنْ بَنِى عَبْدِ مَنَافٍ غَيْرِى . فَقَالَ قَيْصَرُ أَدْنُوهُ . وَأَمَرَ بِأَصْحَابِى فَجُعِلُوا خَلْفَ ظَهْرِى عِنْدَ كَتِفِى ، ثُمَّ قَالَ لِتُرْجُمَانِهِ قُلْ لأَصْحَابِهِ إِنِّى سَائِلٌ هَذَا الرَّجُلَ عَنِ الَّذِى يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِىٌّ ، فَإِنْ كَذَبَ فَكَذِّبُوهُ . قَالَ أَبُو سُفْيَانَ وَاللَّهِ لَوْلاَ الْحَيَاءُ يَوْمَئِذٍ مِنْ أَنْ يَأْثُرَ أَصْحَابِى عَنِّى الْكَذِبَ لَكَذَبْتُهُ حِينَ سَأَلَنِى عَنْهُ ، وَلَكِنِّى اسْتَحْيَيْتُ أَنْ يَأْثُرُوا الْكَذِبَ عَنِّى فَصَدَقْتُهُ ، ثُمَّ قَالَ لِتُرْجُمَانِهِ قُلْ لَهُ كَيْفَ نَسَبُ هَذَا الرَّجُلِ فِيكُمْ قُلْتُ هُوَ فِينَا ذُو نَسَبٍ . قَالَ فَهَلْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ مِنْكُمْ قَبْلَهُ قُلْتُ لاَ . فَقَالَ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ عَلَى الْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ فَهَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مِنْ مَلِكٍ قُلْتُ لاَ . قَالَ فَأَشْرَافُ النَّاسِ يَتَّبِعُونَهُ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ قُلْتُ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ . قَالَ فَيَزِيدُونَ أَوْ يَنْقُصُونَ قُلْتُ بَلْ يَزِيدُونَ . قَالَ فَهَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ سَخْطَةً لِدِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ قُلْتُ لاَ . قَالَ فَهَلْ يَغْدِرُ قُلْتُ لاَ ، وَنَحْنُ الآنَ مِنْهُ فِى مُدَّةٍ ، نَحْنُ نَخَافُ أَنْ يَغْدِرَ . قَالَ أَبُو سُفْيَانَ وَلَمْ يُمْكِنِّى كَلِمَةٌ أُدْخِلُ فِيهَا شَيْئًا أَنْتَقِصُهُ بِهِ لاَ أَخَافُ أَنْ تُؤْثَرَ عَنِّى غَيْرُهَا . قَالَ فَهَلْ قَاتَلْتُمُوهُ أَوْ قَاتَلَكُمْ قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ فَكَيْفَ كَانَتْ حَرْبُهُ وَحَرْبُكُمْ قُلْتُ كَانَتْ دُوَلاً وَسِجَالاً ، يُدَالُ عَلَيْنَا الْمَرَّةَ وَنُدَالُ عَلَيْهِ الأُخْرَى . قَالَ فَمَاذَا يَأْمُرُكُمْ قَالَ يَأْمُرُنَا أَنْ نَعْبُدَ اللَّهَ وَحْدَهُ لاَ نُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا ، وَيَنْهَانَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُنَا ، وَيَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالصَّدَقَةِ وَالْعَفَافِ وَالْوَفَاءِ بِالْعَهْدِ وَأَدَاءِ الأَمَانَةِ . فَقَالَ لِتُرْجُمَانِهِ حِينَ قُلْتُ ذَلِكَ لَهُ قُلْ لَهُ إِنِّى سَأَلْتُكَ عَنْ نَسَبِهِ فِيكُمْ ، فَزَعَمْتَ أَنَّهُ ذُو نَسَبٍ ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْعَثُ فِى نَسَبِ قَوْمِهَا ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَالَ أَحَدٌ مِنْكُمْ هَذَا الْقَوْلَ قَبْلَهُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ ، فَقُلْتُ لَوْ كَانَ أَحَدٌ مِنْكُمْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ قَبْلَهُ قُلْتُ رَجُلٌ يَأْتَمُّ بِقَوْلٍ قَدْ قِيلَ قَبْلَهُ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ ، فَعَرَفْتُ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لِيَدَعَ الْكَذِبَ عَلَى النَّاسِ وَيَكْذِبَ عَلَى اللَّهِ ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مِنْ مَلِكٍ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ ، فَقُلْتُ لَوْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مَلِكٌ قُلْتُ يَطْلُبُ مُلْكَ آبَائِهِ . وَسَأَلْتُكَ أَشْرَافُ النَّاسِ يَتَّبِعُونَهُ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ فَزَعَمْتَ أَنَّ ضُعَفَاءَهُمُ اتَّبَعُوهُ ، وَهُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَزِيدُونَ أَوْ يَنْقُصُونَ فَزَعَمْتَ أَنَّهُمْ يَزِيدُونَ ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حَتَّى يَتِمَّ ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ سَخْطَةً لِدِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ ، فَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حِينَ تَخْلِطُ بَشَاشَتُهُ الْقُلُوبَ لاَ يَسْخَطُهُ أَحَدٌ ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَغْدِرُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ لاَ يَغْدِرُونَ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَاتَلْتُمُوهُ وَقَاتَلَكُمْ فَزَعَمْتَ أَنْ قَدْ فَعَلَ ، وَأَنَّ حَرْبَكُمْ وَحَرْبَهُ تَكُونُ دُوَلاً ، وَيُدَالُ عَلَيْكُمُ الْمَرَّةَ وَتُدَالُونَ عَلَيْهِ الأُخْرَى ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْتَلَى ، وَتَكُونُ لَهَا الْعَاقِبَةُ ، وَسَأَلْتُكَ بِمَاذَا يَأْمُرُكُمْ فَزَعَمْتَ أَنَّهُ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَعْبُدُوا اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ، وَيَنْهَاكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُكُمْ ، وَيَأْمُرُكُمْ بِالصَّلاَةِ وَالصِّدْقِ وَالْعَفَافِ وَالْوَفَاءِ بِالْعَهْدِ ، وَأَدَاءِ الأَمَانَةِ ، قَالَ وَهَذِهِ صِفَةُ النَّبِىِّ ، قَدْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنَّهُ خَارِجٌ ، وَلَكِنْ لَمْ أَظُنَّ أَنَّهُ مِنْكُمْ ، وَإِنْ يَكُ مَا قُلْتَ حَقًّا ، فَيُوشِكُ أَنْ يَمْلِكَ مَوْضِعَ قَدَمَىَّ هَاتَيْنِ ، وَلَوْ أَرْجُو أَنْ أَخْلُصَ إِلَيْهِ لَتَجَشَّمْتُ لُقِيَّهُ ، وَلَوْ كُنْتُ عِنْدَهُ لَغَسَلْتُ قَدَمَيْهِ . قَالَ أَبُو سُفْيَانَ ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُرِئَ فَإِذَا فِيهِ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ، إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ ، سَلاَمٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى ، أَمَّا بَعْدُ فَإِنِّى أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الإِسْلاَمِ ، أَسْلِمْ تَسْلَمْ ، وَأَسْلِمْ يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ ، فَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَعَلَيْكَ إِثْمُ الأَرِيسِيِّينَ وَ ( يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ )" . قَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَلَمَّا أَنْ قَضَى مَقَالَتَهُ ، عَلَتْ أَصْوَاتُ الَّذِينَ حَوْلَهُ مِنْ عُظَمَاءِ الرُّومِ ، وَكَثُرَ لَغَطُهُمْ ، فَلاَ أَدْرِى مَاذَا قَالُوا ، وَأُمِرَ بِنَا فَأُخْرِجْنَا ، فَلَمَّا أَنْ خَرَجْتُ مَعَ أَصْحَابِى وَخَلَوْتُ بِهِمْ قُلْتُ لَهُمْ لَقَدْ أَمِرَ أَمْرُ ابْنِ أَبِى كَبْشَةَ ، هَذَا مَلِكُ بَنِى الأَصْفَرِ يَخَافُهُ ، قَالَ أَبُو سُفْيَانَ وَاللَّهِ مَا زِلْتُ ذَلِيلاً مُسْتَيْقِنًا بِأَنَّ أَمْرَهُ سَيَظْهَرُ ، حَتَّى أَدْخَلَ اللَّهُ قَلْبِى الإِسْلاَمَ وَأَنَا كَارِهٌ .
Tercemesi:
İbn Abbas, Ebu Süfyân'dan naklen şöyle söylemiştir:
Kendisi Kureyş kervanı içinde Şam (topraklarında) imiş. Rasulullah (sav) ile Kureyş müşrikleri arasındaki (sulh) zamanında ticaret için gelmişler. Ebu Süfyân anlatmaya şöyle devam ediyor:
Kayser'in elçisi bizi Şam'ın bir yerinde buldu. Beni ve arkadaşlarımı. Nihayet Îlîyâ'ya geldik. (Kayser'in) huzuruna alındık. Kendisi tahtında oturuyor, başında tacı, etrafında da Bizans ileri gelenleri bulunuyordu. Tercümanına, 'Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen o zata soy itibariyle hangisinin daha yakın olduğunu onlara sor' dedi. Ben, 'Soy itibariyle ona en yakınım' dedim. O, 'Seninle onun arasındaki yakınlık derecesi nedir?' dedi. Ben, 'O, amcamın oğludur' dedim. O gün kervan içinde benden başka Abdü Menâf oğullarından biri yoktu. Kayser, 'Onu bana yaklaştırın' dedi. Arkadaşlarıma emretti de hemen arkamda oturtuldular. Ardından tercümanına, 'Arkadaşlarına, kendisinin peygamber olduğunu söyleyen o zat hakkında sorular soracağımı, eğer yalan konuşursa onu yalanlamalarını' söyledi. Vallahi! Arkadaşlarımın o gün beni yalanla itham etmelerinden utanmasaydım bana sorduğunda kendisine yalan söylerdim. Ama ben, beni yalanla itham etmelerinden utanıp ona doğru söyledim. Akabinde tercümanına, 'Bu zatın soyu nasıldır?' diye sordurdu. Ben, 'O içimizde soylu biridir' dedim. O, '(Peygamber olduğuna dair) o sözü ondan önce sizden biri söyledi mi?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, "Dediği şeyi söylemeden önce onu yalanla itham eder miydiniz?" dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Atalarından kral olan var mıydı?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Ona insanların ileri gelenleri mi yoksa zayıfları mı tabi oluyor' dedi. Ben, 'Aksine, zayıfları' dedim. O, 'Artıyorlar mı, azalıyorlar mı?' dedi. Ben, 'Aksine, artıyorlar' dedim. O, '(Onun dinine) girdikten sonra dinine öfke duyarak geri dönen var mı?' dedi. Ben, 'Hayır' dedim. O, 'Kendisi ihanet eder mi?' dedi. Ben, 'Hayır. Ancak biz şimdi onunla sulh dönemindeyiz ve ihanet etmesinden endişe ediyoruz' dedim. (Muhammed'in) değerini düşürüp söyleyebileceğim (bundan başka) bir söz bulamadım (ve) bunun dışındakilerin benden nakledilmesinden endişe etmiyorum. O, 'Onunla savaştınız mı ya da o sizle savaştı mı?' dedi. Ben, 'Evet' dedim. O, 'Onun ve sizin savaşınız nasıldı?' dedi. Ben, 'Zafer ve yenilgi aramızda dönüp duruyor. Bazen o bize galip geliyor, bazen de biz onu yeniyoruz' dedim. O, 'Size ne emrediyor?' dedi. Ben, "Bir olan Allah'a kulluk etmemizi, ona hiç bir şeyi ortak koşmamamızı emrediyor, atlarımızın taptıklarını bize yasaklıyor. Bize namazı, zekatı, namuslu olmayı, ahde vefayı, emanete riayet etmeyi emrediyor" dedim. Ben bunları dediğimde, tercümanına, 'Sana onun içinizdeki soyu hakkında sordum. Sen de onun soylu olduğunu söyledin. Peygamberler böyledirler. Kavminin soylu (kesiminden) gönderilirler. Sana, sizden birinin o sözü kendisinden önce birinin söyleyip söylemediğini sordum. Söylemediğini ifade ettin. Kendi kendime 'Sizden biri kendisinden önce o sözü söyleseydi kendisinden önce söyleneni tamamlamak (isteyen) biri derdim' dedim. Sana, dediğini demeden önce onu yalanla itham edip etmediğinizi sordum. Etmediğinizi söyledin. (Böylece) anladım ki o, insanlara yalan söylemediği gibi Allah'a da yalan isnat etmez! Sana, atalarından kral olup olmadığını sordum. Sen olmadığını ifade ettin. Kendi kendime 'Atalarından kral olsaydı atalarının (mirasını) istiyor' derdim. Sana, ona insanların ileri gelenlerinin mi yoksa zayıflarının mı tabi olduğunu sordum. Sen, ona zayıflarının tabi olduğunu söyledin. (İşte) onlar, peygamberlerin tabileridirler! Sana, onların arttıklarını mı azaldıklarını mı sordum. Sen, onların arttıklarını ifade ettin. Zaten iman da tamamlanana dek böyledir! Sana, onun dinine girdikten sonra dinine öfkelenerek geri dönenin olup olmadığını sordum. Sen olmadığını söyledim. (İşte) iman böyledir! Kalbin derinliklerine girdiğinde kimse onu çıkaramaz! Sana, onun sözünden dönüp dönmediğini sordum. Sen, dönmediğini söyledin. Zaten peygamberler böyledirler! İhanet edip sözlerinden dönmezler. Sana, onunla savaştığınıza ve onun sizinle savaştığına dair sordum. Sen, savaşın olduğunu ve sizin ve onun savaşının (sonucunun) dönüp durduğunu; bir kere onun, başka zaman da sizin galip olduğunuzu ifade ettin. (İşte) peygamberler böyle imtihana tabi tutulurlar ve (sonunda) zafer onların olur. Sana, size neyi emrettiğini sordum. Sen, size Allah'a ibadet etmenizi, ona bir şeyi ortak koşmamanızı emrettiğini, atalarınızın taptıklarını size yasakladığını, size namazı, zekatı, namuslu olmayı, ahde vefayı ve emaneti edayı emrettiğini söyledin. (İşte) bu, peygamberin vasfıdır! Ben onun (zaten) çıkacağını biliyordum. Ama sizden olacağını sanmıyordum. Eğer dediğin hak olsa, şu iki ayağımın olduğu yere hükmetmesi pek yakındır! Eğer imkanım olsa ona kavuşmak isterdim. Onun yanında olsam ayaklarını yıkardım' dedi. Ardından Rasulullah'ın (sav) mektubunu istedi de (kendisine) mektup okundu. (Mektupta) "Bismillahirrahmanirrahim! Allah'ın kulu ve peygamberi Muhammed'den, Bizans Kralı Hirakl'a! Selam, İslam'a tâbi olanlara olsun! Şimdi! Seni İslam'a davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtul! Müslüman ol ki Allah, sevabını iki kere versin. Eğer (İslam'dan) yüz çevirirsen çiftçiler (olarak bilinen insanlarının) günahı senin boynunadır! 'Ey Ehl-i Kitâb! Sizinle bizim aramızdaki ortak söze gelin! Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim, ona bir şeyi ortak koşmayalım, bazımız bazımızı Allah'tan başka rabler edinmesin! Eğer yüz çevirirlerse 'Bizim Müslümanlar olduğumuza şahit olun' deyin" yazılıydı. (Kayser) sözünü bitirince etrafındaki Bizans ileri gelenlerinin sesleri yükseldi! Homurtuları çoğaldı. Ne dediklerini bilemiyorum. Bize emredildi de (huzurundan) çıkarıldık. Arkadaşlarımla beraber çıkıp onlarla yalnız kaldığımda, kendilerine, 'İbn Ebu Kebşe'nin (Peygamber) işi ciddiye bindi! Bizanslıların kralı (bile) ondan korkuyor!' dedim. Vallahi! Ben istemediğim halde Allah kalbimi İslam'a sokana dek zelil olarak (ve) onun işinin zaferle sonuçlanacağını bilerek yaşadım!'
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 102, 1/783
Senetler:
1. Ebu Süfyan b. Harb el-Kuraşi (Sahr b. Harb b. Ümeyye b. Abdüşems b. Abdümenaf)
2. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
3. Ebu Abdullah Ubeydullah b. Abdullah el-Hüzeli (Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud b. Gâfil)
4. Ebu Bekir Muhammed b. Şihab ez-Zührî (Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab)
5. Ebu Muhammed Salih b. Keysan ed-Devsi (Salih b. Keysan)
6. Ebu İshak İbrahim b. Sa'd ez-Zührî (İbrahim b. Sa'd b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf)
7. Ebu İshak İbrahim b. Hamza ez-Zübeyrî (İbrahim b. Hamza b. Muhammed b. Hamza b. Musab)
Konular:
Ebu Süfyan, Herakliyusla konuşması
Hz. Peygamber, dine davet mektupları
Bize İshak, ona Abdussamed, ona Hemmâm, ona Ebu İmran el-Cevni, ona da Cundub b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29603, B007364
Hadis:
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِىٍّ عَنْ سَلاَّمِ بْنِ أَبِى مُطِيعٍ عَنْ أَبِى عِمْرَانَ الْجَوْنِىِّ عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم « اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ » .
Tercemesi:
Bize İshak, ona Abdussamed, ona Hemmâm, ona Ebu İmran el-Cevni, ona da Cundub b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kalpleriniz Kur'an'da birleştiği müddetçe Kur'an'ı okuyun, ihtilafa düştüğünüzde okumayı bırakıp kalkın."
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünneti 26, 2/739
Senetler:
1. Ebu Abdullah Cündeb b. Abdullah el-Becelî (Cündeb b. Abdullah b. Süfyan)
2. Ebu İmran Abdulmelik b. Habib el-Esedî (Abdulmelik b. Habib)
3. Ebu Said Sellam b. Ebu Mutı' el-Huzai (Sellam b. Sa'd)
4. Ebu Said Abdurrahman b. Mehdî el-Anberî (Abdurrahman b. Mehdi b. Hassân b. Abdurrahman)
5. İshak b. Râhûye el-Mervezî (İshak b. İbrahim b. Mahled)
Konular:
Kur'an, hakkında ihtilafa düşmek
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِىُّ عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ « اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ » .
Bize İshak, ona Abdussamed, ona Hemmâm, ona Ebu İmran el-Cevni, ona da Cundub b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29609, B007365
Hadis:
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِىُّ عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ « اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ » .
Tercemesi:
Bize İshak, ona Abdussamed, ona Hemmâm, ona Ebu İmran el-Cevni, ona da Cundub b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kalpleriniz Kur'an'da birleştiği müddetçe Kur'an'ı okuyun, ihtilafa düştüğünüzde okumayı bırakıp kalkın."
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünneti 26, 2/739
Senetler:
1. Ebu Abdullah Cündeb b. Abdullah el-Becelî (Cündeb b. Abdullah b. Süfyan)
2. Ebu İmran Abdulmelik b. Habib el-Esedî (Abdulmelik b. Habib)
3. Ebu Abdullah Hemmâm b. Yahya el-Avzî (Hemmâm b. Yahya b. Dinar)
4. Ebu Sehl Abdussamed b. Abdulvâris et-Temimî (Abdussamed b. Abdulvâris b. Saîd b. Zekvân)
5. İshak b. Râhûye el-Mervezî (İshak b. İbrahim b. Mahled)
Konular:
Kur'an, hakkında ihtilafa düşmek
حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ الْجَعْدِ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا - رضى الله عنه - يَقُولُ لَمَّا أَرَادَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَكْتُبَ إِلَى الرُّومِ ، قِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لاَ يَقْرَءُونَ كِتَابًا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَخْتُومًا . فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ ، فَكَأَنِّى أَنْظُرُ إِلَى بَيَاضِهِ فِى يَدِهِ ، وَنَقَشَ فِيهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ .
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29588, B002938
Hadis:
حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ الْجَعْدِ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا - رضى الله عنه - يَقُولُ لَمَّا أَرَادَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَكْتُبَ إِلَى الرُّومِ ، قِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لاَ يَقْرَءُونَ كِتَابًا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَخْتُومًا . فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ ، فَكَأَنِّى أَنْظُرُ إِلَى بَيَاضِهِ فِى يَدِهِ ، وَنَقَشَ فِيهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ .
Tercemesi:
Bize Ali b. Ca'd, ona Şu'be, ona Katâde, ona Enes (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Nebî (sav), Bizans'a mektup yaz(dır)mak istediğinde, kendisine, "Onlar sadece mühürlü olan mektupları okurlar" denildi. (Bunun üzerine) Hz. Peygamber (sav), gümüşten bir yüzük edindi! Sanki ben, elindeki (o yüzüğün eseri olan) beyazlığa bakar gibiyim! İçine, "Muhammed, Allah'ın rasulüdür" (cümlesini) nakşetti.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 101, 1/782
Senetler:
1. Enes b. Malik el-Ensarî (Enes b. Malik b. Nadr b. Damdam b. Zeyd b. Haram)
2. Ebu Hattab Katade b. Diame es-Sedusî (Katade b. Diame b. Katade)
3. Şube b. Haccâc el-Atekî (Şu'be b. Haccac b. Verd)
4. Ebu Hasan Ali b. Ca'd el-Cevherî (Ali b. Ca'd b. Ubeyd)
Konular:
Hz. Peygamber, mührü
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ قَالَ حَدَّثَنِى عُقَيْلٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ أَخْبَرَنِى عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ بِكِتَابِهِ إِلَى كِسْرَى ، فَأَمَرَهُ أَنْ يَدْفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ الْبَحْرَيْنِ ، يَدْفَعُهُ عَظِيمُ الْبَحْرَيْنِ إِلَى كِسْرَى ، فَلَمَّا قَرَأَهُ كِسْرَى خَرَّقَهُ ، فَحَسِبْتُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ قَالَ فَدَعَا عَلَيْهِمُ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُمَزَّقُوا كُلَّ مُمَزَّقٍ .
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29591, B002939
Hadis:
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ قَالَ حَدَّثَنِى عُقَيْلٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ أَخْبَرَنِى عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ بِكِتَابِهِ إِلَى كِسْرَى ، فَأَمَرَهُ أَنْ يَدْفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ الْبَحْرَيْنِ ، يَدْفَعُهُ عَظِيمُ الْبَحْرَيْنِ إِلَى كِسْرَى ، فَلَمَّا قَرَأَهُ كِسْرَى خَرَّقَهُ ، فَحَسِبْتُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ قَالَ فَدَعَا عَلَيْهِمُ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُمَزَّقُوا كُلَّ مُمَزَّقٍ .
Tercemesi:
Bize Abdullah b. Yusuf, ona Leys, ona Ukayl, ona İbn Şihâb, ona Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, ona da Abdullah b. Abbâs şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (sav), Kisrâ'ya mektubunu (Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî) ile gönderip (Abdullah'a) onu Bahreyn hükümdarına, Bahreyn hükamdırının da Kisrâ'ya vermesini emretti. (Mektubu) okuduğunda Kisrâ, onu parçaladı.
(İbn Şihâb şöyle demitşir): Said b. Müseyyeb'in, "Nebî (sav), onların saltanatının paramparça olması için beddua etti" dediğini zannediyorum.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 101, 1/783
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Ubeydullah b. Abdullah el-Hüzeli (Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud b. Gâfil)
3. Ebu Bekir Muhammed b. Şihab ez-Zührî (Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab)
4. Ebu Halid Ukayl b. Halid el-Eylî (Ukayl b. Halid b. Ukayl)
5. Ebu Haris Leys b. Sa'd el-Fehmî (Leys b. Sa'd b. Abdurrahman)
6. Ebu Muhammed Abdullah b. Yusuf el-Kila'î (Abdullah b. Yusuf)
Konular:
Hz. Peygamber, dine davet mektupları
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ - رضى الله عنهما - أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ إِلَى قَيْصَرَ يَدْعُوهُ إِلَى الإِسْلاَمِ ، وَبَعَثَ بِكِتَابِهِ إِلَيْهِ مَعَ دِحْيَةَ الْكَلْبِىِّ ، وَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَدْفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ بُصْرَى لِيَدْفَعَهُ إِلَى قَيْصَرَ ، وَكَانَ قَيْصَرُ لَمَّا كَشَفَ اللَّهُ عَنْهُ جُنُودَ فَارِسَ مَشَى مِنْ حِمْصَ إِلَى إِيلِيَاءَ ، شُكْرًا لِمَا أَبْلاَهُ اللَّهُ ، فَلَمَّا جَاءَ قَيْصَرَ كِتَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ قَرَأَهُ الْتَمِسُوا لِى هَا هُنَا أَحَدًا مِنْ قَوْمِهِ لأَسْأَلَهُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29602, B002940
Hadis:
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ - رضى الله عنهما - أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ إِلَى قَيْصَرَ يَدْعُوهُ إِلَى الإِسْلاَمِ ، وَبَعَثَ بِكِتَابِهِ إِلَيْهِ مَعَ دِحْيَةَ الْكَلْبِىِّ ، وَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَدْفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ بُصْرَى لِيَدْفَعَهُ إِلَى قَيْصَرَ ، وَكَانَ قَيْصَرُ لَمَّا كَشَفَ اللَّهُ عَنْهُ جُنُودَ فَارِسَ مَشَى مِنْ حِمْصَ إِلَى إِيلِيَاءَ ، شُكْرًا لِمَا أَبْلاَهُ اللَّهُ ، فَلَمَّا جَاءَ قَيْصَرَ كِتَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ قَرَأَهُ الْتَمِسُوا لِى هَا هُنَا أَحَدًا مِنْ قَوْمِهِ لأَسْأَلَهُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Tercemesi:
Bize İbrahim b. Hamza, ona İbrahim b. Sa'd, ona Sâlih b. Keysân, ona İbn Şihâb, ona Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, ona da Abdullah b. Abbâs (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (sav), İslâm'a davet etmek için (Bizans) Kayser'ine mektup yazdı. Ona (olan) mektubunu Dihye el-Kelbî'nin beraberinde gönderdi. (Dihye'ye, mektubu), Kayser'e teslim etmesi için Busrâ hükümdarına vermesini emretti. Kayser de, Allah onu Fars ordularından kurtarınca Allah'ın kendisini kurtarmasına şükretmek için Hıms'tan İlyâ'ya yürümüştü. Rasulullah'ın (sav) mektubu Kayser'e gelince (ve onu) okuyunca, kendilerine Rasulullah (sav) hakkında soru sormak için "O zâtın kavminden olup burada bulunan birini bana bulun!" dedi.
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 102, 1/783
Senetler:
1. İbn Abbas Abdullah b. Abbas el-Kuraşî (Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenaf)
2. Ebu Abdullah Ubeydullah b. Abdullah el-Hüzeli (Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud b. Gâfil)
3. Ebu Bekir Muhammed b. Şihab ez-Zührî (Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab)
4. Ebu Muhammed Salih b. Keysan ed-Devsi (Salih b. Keysan)
5. Ebu İshak İbrahim b. Sa'd ez-Zührî (İbrahim b. Sa'd b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf)
6. Ebu İshak İbrahim b. Hamza ez-Zübeyrî (İbrahim b. Hamza b. Muhammed b. Hamza b. Musab)
Konular:
Hz. Peygamber, dine davet mektupları
Öneri Formu
Hadis Id, No:
29578, B007363
Hadis:
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ - رضى الله عنهما - قَالَ كَيْفَ تَسْأَلُونَ أَهْلَ الْكِتَابِ عَنْ شَىْءٍ ، وَكِتَابُكُمُ الَّذِى أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْدَثُ ، تَقْرَءُونَهُ مَحْضًا لَمْ يُشَبْ وَقَدْ حَدَّثَكُمْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ بَدَّلُوا كِتَابَ اللَّهِ وَغَيَّرُوهُ وَكَتَبُوا بِأَيْدِيهِمُ الْكِتَابَ وَقَالُوا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ . لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً ، أَلاَ يَنْهَاكُمْ مَا جَاءَكُمْ مِنَ الْعِلْمِ عَنْ مَسْأَلَتِهِمْ ، لاَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا مِنْهُمْ رَجُلاً يَسْأَلُكُمْ عَنِ الَّذِى أُنْزِلَ عَلَيْكُمْ .
Tercemesi:
-.......Abdullah ibn Abbâs (R) şöyle demiştir: Sizler kitâb ehli olanlara şerîatten herhangi birşeyi nasıl soruyorsunuz? Hâlbuki Rasûlullah (S) üzerine indirilmiş olan Kitâb'ınız, kitâbların en yenisidir. Sizler onu hâlis olarak ve içine başka hiçbirşey karışmamış olduğu hâlde okumaktasınız. Bu Kur'ân sizlere, ehli kitâb olanların Allah'ın kitabını tebdil edip değiştirdiklerini ve Kitâb'ı kendi elleriyle yazdıklarını ve bununla az bir bahâyı satın almaları için "Bu Allah katındandır" dediklerini sizlere söylemiştir. Dikkat edin! Size gelmiş olan ilim, sizleri onlara suâl sormaktan nehyetmektedir. Vallahi biz onlardan hiçbir kimseyi size indirilmiş olan kitâbdan size suâl sorar görmüş değiliz!
Açıklama:
Yazar, Kitap, Bölüm:
Buhârî, Sahîh-i Buhârî, İ'tisâm bi'l-Kitâb ve's-Sünneti 25, 2/739
Senetler:
()
Konular:
Din, dünyalık bir mal/meta karşılığında dini satmak
Ehl-i Kitab, Ehl-i kitap ile ilişkiler