11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Müslim, ona Ebu Ukayl, Ebu Mütevekkil en-Nâcî’nin şöyle anlattığını rivayet etti:
Cabir b. Abdullah b. Abdullah el-Ensârî’ye gittim ve “Hz. Peygamber'den (sav) işittiğin bir hadisi bana rivayet et” dedim. Şöyle anlattı: Seferlerinin birinde Hz. Peygamber'le birlikte yolculuk ettim. -Ravi Ebu Akîl Ebü’l-Mütevekkil’in yolculuğun bir gazve yolculuğu mu yoksa bir umre yolculuğu mu dediğini bilmiyorum, demiştir. - Seferden döndüğümüz zaman Hz. Peygamber “Kim ailesine erkenden kavuşmak isterse çabuk gitsin” buyurdu. Cabir dedi ki: 'Ben kül renkli devem üzerine binmiş olarak döndüm. Bu devede başka renk yoktu (yânî rengine başka renk karışma¬mıştı). İnsanlar benim arkamda idiler. İşte ben böyle herkesin önünde yol alırken devem yorgunluktan dolayı birden durdu. Bunun üzerine Hz. Peygamber bana “Ey Cabir! Deveni sıkı tut!” buyurdu ve kamçısıyle ona bir kerre vurdu. Vurmasıyle beraber deve yerinden sıçrayıp hareket etti. Müteakiben Hz. Peygamber “Deveyi satar mısın” diye sordu. “Evet” dedim. Nihayet Medine'ye geldiğimizde ve Peygamber de sahabî grupları içinde Mescid’e girdiğinde ben de devemi Mescid'in kenarındaki taş döşemeliğe bağlayarak yanına girdim. Ve kendisine “İşte (benden satın aldığın) deven buradadır” dedim. Hz. Peygamber (sav) Mescid’den çıktı ve “Bu deve bizim devemizdir" diyerek, devenin etrafında dolaşmaya başladı. Akabinde Hz. Peygamber (sav), birkaç ukıyye altın yolladı ve “Bunu Câbir'e verin” buyurdu. Bundan sonra bana “Devenin bedelini tastamam aldın mı?” dedi. Ben “Evet aldım” dedim. Hz. Peygamber “O bedel de, o deve de (hibe olarak) senindir” dedi.
Açıklama: Hz. Peygamber'in devesi geride kaldığında hayvanı uyarmak maksadı ile onu kamçılanması ele alınmış ve hayvanların da gücü yeten konular da sahibi tarafından bu şekilde uyarılabileceği yorumu yapılmıştır. İbn Battal, Ebu'l-Hasen Ali b. Halef, Şerhu Sahihi'l-Buhârî li İbn Battal, thk. Ebû Temim Yasir b. İbrahim (Beyrut: Mektebetü'r-Rüşd, 1423/2008), 5/64.
Bize Ali b. Hafs (Ali b. Hasan b. Neşid), ona (Abdullah) b. Mübarek (b. Vadıh), ona Talha b. Ebu Saîd, ona Saîd el-Makburî, ona da Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'a inanarak ve onun (mükafat) vadini tasdik ederek Allah yolunda kullanılmak üzere bir at alıp yetiştirir (veya vakfederse), o atın yediği, içtiği, dışkısı ve idrarı kıyamet gününde o kimsenin (kurtuluşuna vesile olacak bir sevap olarak) mizanında bulunur."
Bize Ebu Nuaym, ona Zekeriyya, ona Âmir, ona da Urve el-Bârikî, Hz. Peygamber'in (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Sevap ve ganimet olmak üzere hayır namına her şey, kıyamet gününe dek atların perçemlerine bağlanmıştır."
Bize Muhammed b. Ebu Bekir, ona Fudayl b. Süleyman, ona Ebu Hâzim, ona da Abdullah b. Ebu Katâde şöyle rivayet etmiştir:
"Nebî (sav) ile beraber çıktığı bir seferde, Ebu Katâde arkadaşlarıyla beraber geride kaldı. Arkadaşları ihramlı, kendisi ise ihramlı değildi. Arkadaşları, Ebu Katâde'den önce yabanî eşek gördüler, ancak Ebu Katâde görünceye kadar ellemediler. Ebu Katâde onu görünce, Cerâde isimli atına atladı, kırbacını vermelerini istedi, ama vermediler, o da kendisi alıp, yabani eşeğe yetişti ve kesti. Ardından yedi, arkadaşları da yedi. Sonra (ihramlı iken yediklerine) pişman olup Hz. Peygamber'e (sav) yetiştiklerinde (ona sordular). Hz. Peygamber (sav) de “Beraberinizde ondan bir şey var mı?” buyurdu. (Ebu Katâde) “Onun budu beraberimizdedir” dedi. Nebî (sav) de onu alıp yedi."
Bize İshak b. İbrahim, ona Yahya b. Adem, ona Ebu Ahvas, ona Ebu İshak, ona Amr b. Meymûn, ona da Muâz (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Ufeyr denilen bir eşek üzerinde, Nebî'nin (sav) terkisindeydim. Hz. Peygamber (sav), "Ey Muâz, Allah'ın kulları üzerindeki, kulların da Allah'ın üzerindeki hakkını biliyor musun?" buyurdu. Ben, “Allah ve rasulü daha iyi bilir” dedim. Rasulullah (sav) "Allah'ın kullar üzerindeki hakkı onların kendisine bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı da onun kendisine şirk koşmayanlara azap etmemesidir" buyurdu. Ben “Yâ Rasulullah, İnsanları bununla müjdelemeyeyim mi?” dedim. O, "Onları müjdeleme, sonra buna güvenir (ameli bırakırlar)" buyurdu.
Bize Ebu Yemân, ona Şuayb, ona ez-Zührî, ona Salim b. Abdullah, ona Abdullah b. Ömer'in söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Uğursuzluk atta, kadında ve evde olmak üzere ancak üç şeydedir."
Bize Abdullah b. Mesleme, ona Malik, ona Zeyd b. Eslem, ona Ebu Salih es-Semmâm, ona da Ebu Hüreyre'nin söylediğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"At, üç (sınıf insan) içindir. Kimisi için sevaptır, kimisi için örtüdür, kimisi için de günahtır. Atın kendisi için sevap olduğu kimse öyle bir adamdır ki; atını Allah yolunda kullanmıştır. Atın yularını da uzun tutup bir çayıra veya bahçeye bırakmıştır. At uzun yularına bağlı halde bu çayırda veya bahçede otlarken (onun yediği her ot için) sahibine sevap yazılır. Şayet at yularını koparsa şahlanarak bir veya iki yüksek yerde koşsa, (bu dolaşmasındaki) ayak izleri hatta onun tezeği bile sahibi için sevap vesilesidir. Şayet o at, bir nehre gelse ve oradan su içse, sahibi onu sulamak istememiş olsa bile, içtiği su, sahibi için sevap vesilesidir. İşte bu at onun için sevap vesilesi olur. Atını insanlardan bir şey istememek ve iffetini korumak için kullanan, sonra da Allah'ın hayvanı üzerindeki hakkını ve hayvanına eziyet etmemesi gerektiğini unutmayan kimse için bu at (fakirliğe karşı) bir örtüdür. Şayet bir adam, atını övünmek, gösteriş yapmak ve Müslümanlara düşmanlık niyetiyle kullanırsa bu kimse için de bu at günah sebebi olur." Rasulullah'a (sav) eşekler soruldu. Hz. Peygamber (sav) "Bu konuda bana her hükmü bir araya getiren şu ayet indirildi dedi ve 'Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir (Zilzal, 7-8)' ayetini okudu."