11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bana (Muhammed b. Abdullah) el-Ensarî, ona Hişâm, ona da Hafsa, Ümmü Atiyye’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Nebi (sav) (eşi vefat eden kadınlara) bazı şeyleri yasakladı. Kadın bu süre zarfında ay halinden temizlendiğinde kullandığı çok az miktar küst-ü ezfâr otu dışında koku sürünemezdi."
Açıklama: Aşağıdaki tarik muallaktır; Buhari ile Ensari arasında inkıta' vardır.
Zeyneb bt. Ümm Seleme'nin Ümm Habibe’den rivayet ettiğine göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah’a ve âhiret gününe iman eden müslüman bir kadının, kocası için dört ay on gün dışında (ölmüş herhangi bir kimse için) üç günden fazla yas tutması helâl değildir."
Bize Müsedded, ona Bişr, ona Seleme b. Alkame, ona da Muhammed b. Sîrîn, Ümmü Atiyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kocanın vefatı hariç, herhangi bir kimsenin ardından üç günden fazla yas tutmamız bize yasaklandı."
Bize Abdullah b. Abdülvehhâb, ona Hammâd b. Zeyd, ona Eyyûb, ona Hafsa, ona da Ümmü Atiyye şöyle rivayet etmiştir:
"Bize, koca için beklenen dört ay on günlük iddet süresi hariç, ölmüş birisi için üç günden fazla yas tutmamız yasaklandı. Bu süre zarfında sürme çekemez, hoş koku sürünemez, asb türü elbise hariç boyalı elbise de giyemezdik. Bununla birlikte herhangi birimiz ay halinden temizlenip yıkandığı zaman, küst-ü ezfâr denilen kokulu ottan bir miktar kullanmamıza da ruhsat verilmişti. Ayrıca cenazelerin peşinden kabristana gitmemiz de yasaklanmıştı."
Bize Muhammed b. Kesîr, ona Süfyan, ona Abdullah b. Ebu Bekir b. Amr b. Hazm, ona Humeyd b. Nâfi, ona Ümmü Seleme'nin kızı Zeynep, ona da Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe şöyle rivayet etmiştir:
"Babasının vefat haberi geldiğinde, Ümmü Habibe biraz koku istedi ve kollarına ondan sürüp şöyle dedi: Benim koku sürünmeye ihtiyacım yoktur. Ancak ben Nebi’yi (sav) şöyle buyururken dinlemiştim: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasının ölümü için bekleyeceği dört ay on gün (iddet) dışında, ölmüş herhangi bir kimse için üç günden fazla yas tutması helal değildir."
Humeyd der ki: Ben Zeyneb'e “'Senenin başında deve tersi atardı' sözünden maksat nedir?” diye sordum, şöyle cevap verdi:
Cahiliye döneminde kadın, kocası öldüğü zaman, evinin en küçük, en kötü bir odasına girer, bir sene boyunca en kötü elbiselerini giyer, hiçbir koku sürünüp temizlik yapmazdı. Bir sene sonra kadının yanına merkep yahut koyun veya kuş türünden bir hayvan getirilir, kadın, o hayvanı kendi vücuduna sürterdi. Kadının böyle vücuduna sürte sürte ezdiği hayvan artık yaşayamaz ölürdü. Sonra kadın, o çirkin hapis odasından çıkardı. Bu defa kadının eline bir deve tersi verilirdi, o da bunu fırlatır atardı. Bu merasimden sonra artık kadın temizlenir, yıkanır ve istediği gibi süslenerek ortaya çıkar da evlenme teklif edecek taliplerine görünebilir, kendini onlara arz ederdi.
İmâm Mâlik'e 'تَفْتَضُّ بِهِ' ne demektir? diye soruldu, o da “'kadın onu cildine sürer' anlamına gelmektedir” cevabını verdi:
Bize İshak b. Mansur, ona Ravh b. Ubade, ona Şibl, ona da İbn Ebu Necîh, şöyle demiştir:
"İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler" (Bakara, 234). ayeti hakkında Mücâhid şöyle der: Burada zikredilen iddet, kadının, kocasının akrabaları yanında bekleyeceği iddettir ve bu vacip bir iddettir. Yine Yüce Allah: "sizden arkalarında dul eş bırakıp ölen kimseler, eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda sağken vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkıp giderlerse, yaptıkları meşru şeylerden dolayı size bir günah yoktur" ayetini (bakara, 240) indirdi. Yüce Allah (dört ay on gün iddet bekleyen) kadına, bu ayette, bir vasiyetle yedi ay yirmi gün daha ekleyip, senenin tamamını tahsis etti. O kadın isterse kendisi için yapılmış vasiyete uyarak orada kalır, isterse çıkar gider. Bu (hüküm) Yüce Allah'ın "evlerinden çıkarılmadan. Eğer kendileri çıkıp giderlerse, size bir günah yoktur" sözü (gereğidir). İddet ifade edildiği gibi kadın üzerine vaciptir. İbn Ebu Necîh, bunu Mucâhid'in görüşü olarak söyledi.
Atâ'nın rivayetine göre İbn Abbas der ki: Bu ayet, kadının kendi ailesi yanında iddet beklemesini nesh etmiştir. Artık kadın istediği yerde iddetini bekler. Bu, Yüce Allah'ın "Çıkarılmayarak..." sözünün gereğidir.
Atâ der ki: Kadın isterse kocasının ailesi yanında iddet bekler ve kendine yapılan vasiyet çerçevesinde ikamet eder, isterse Yüce Allah'ın: "Onların yaptıkları işlerden size günah yoktur" sözü gereği başka yere çıkar gider.
Yine Atâ der ki: Sonra miras ayeti (Nisâ: 11-12) geldi ve süknâ (mecburi ikamet) hakkını nesh etti. Artık mecburi ikamet olmaksızın dilediği yerde iddetini bekler.