11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Muhammed b. Kesîr, ona Süfyân, ona İsmail b. Ebu Halid, ona Kays b. Ebu Hazım, ona da Abdullah b. Mesûd (ra) şöyle demiştir:
Ömer Müslüman olduğu günden itibaren biz hayatımıza başı dik ve izzetli devam ettik.
Bize Yahya b. Süleyman, ona İbn Vehb, ona Ömer b. Muhammed, dedesi Zeyd b. Abdullah b. Ömer, ona da babası (Zeyd b. Abdullah) şöyle demiştir:
Ömer b. Hattâb evde tedirgin bir halde iken yanına, Ebu Amr Âs b. Vâil es-Sehmî, üstünde çizgili bir elbise ve ipekle dikilmiş bir gömlek olduğu halde çıkageldi. As b. Vâil cahiliye döneminde bizimle anlaşmalı olan Sehm oğulları kabilesindendi. Ömer'e “hâlin nedir?” diye sordu. Ömer “senin kavmin, Müslüman olduğum takdirde beni öldüreceklerini söylediler” dedi. Âs b. Vâil de Ömer'e “Onlar için, seni öldürmenin hiçbir yolu yoktur” dedi. Ömer der ki: As b. Vâil bu sözü söyledikten sonra tedirginliğim geçti. Ardından As b. Vâil çıkıp, sel gibi vadiye akan insanlara yetişti ve “nereye gitmek istiyorsunuz?” diye sordu. Onlar da “dininden dönen Hattâboğlu'nu (öldürmeye) gidiyoruz” dediler. Âs b. Vâil onlara “sizin onu öldürebilmenizin hiç bir yolu yoktur” dedi. Onun bu sözü üzerine o kalabalık geriye döndü.
Bize Abdullah b. Muhammed el-Cu'fî, ona Hişâm, ona Ma'mer, ona Zührî, ona Urve b. Zübeyir, ona da Ubeydullah b. Adiy b. Hıyâr şöyle demiştir:
Misver b. Mahrame ile Abdurrahman b. Esved b. Abduyeğûs bana gelip “dayın Osman ile, kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan şey nedir? İnsanlar onun yaptıkları hakkında çok söylenmeye başladı” dediler. Übeydullah der ki: Bunun üzerine ben namaza çıkmaya hazırlanan Osman'a geldim ona “seninle bir konuda konuşmam ve tavsiyede bulunmam gerekiyor” dedim. Osman “Ey insan senden Allah'a sığınırım” dedi. Bunun üzerine ben dönüp gittim. Namazı bitirdikten sonra Misver ve İbn Abduyağûs'un yanına oturdum ve benim Osman'a, onun da bana dediği şeyleri onlara anlattım. Onlar da “sen üzerine düşen vazifeyi yerine getirdin” dediler.
Onlarla otururken Osman'ın elçisi geldi. Bunun üzerine onlar bana “şüphesiz Allah seni sınamış” dediler. Ben de tekrar yürüyüp Osman'ın huzuruna vardım. Osman bana “az önce bana bahsettiğin tavsiyen nedir?” dedi. Ben de kelime-i şehadeti söyledim ve “Yüce Allah Muhammed'i (sav) hak ile gönderdi ve O'na Kitabı indirdi. Sen de Allah'a ve Rasulü'ne uyanlardan oldun, ona iman ettin. İlk iki hicrete katıldın. Allah Elçisi'yle sohbet ve arkadaşlık yaptın, O'nun yolunu görüp bildin. İnsanlar Velîd b. Ukbe'nin durumuna çok söylenir oldular. Ona had cezası uygulaman gerekir” dedim. Osman bana “ey kardeşimin oğlu, sen Rasulullah'a yetişip (ondan ilim) aldın mı?” dedi. Ben de “hayır, ama O'nun ilminden, perde arkasındaki bakire kıza bile ulaşan ilim bana da ulaşmıştır” dedim. Übeydullah der ki: Bunun üzerine Osman kelime-i şahadeti söyledi ve “hiç şüphesiz Allah, Muhammed'i (sav) hak din ile gönderdi. Ben de Allah ve Rasulü'nün davetine uyan ve Muhammed (sav) ile gönderilen esaslara iman edenlerden oldum. Senin dediğin gibi ilk iki hicrete katıldım. Onunla sohbet etme şerefine eriştim ve kendisine biat ettim. Allah'a yemin ederim ki, Yüce Allah O'nu vefat ettirinceye kadar ben O'na asi de olmadım, O'nu aldatmadım da. O'ndan sonra Ebu Bekir geldi. Ona da asi olmadım ve onu aldatmadım da. Sonra Ömer geldi. Ona da asi olmadım ve onu aldatmadım da. Sonra ben halife seçildim. Öyle olunca benim sizin üzerinizde, onların benim üzerimdeki hakkı gibi hakkım olmadı mı?” dedi
Ben “evet oldu” dedim. Osman “öyleyse sizlerden bana ulaşan şu uydurma haberler nedir? Velîd b. Ukbe'nin durumuna dair anlattığın şeye gelince, inşallah biz ona hakettiği cezayı uygulayacağız” dedi. Übeydullah der ki: sonra Velîd'e kırk sopa cezası verdi ve sopa vurmasını da Ali'ye emretti. Sopa cezasını uygulayan Ali oldu.
Yunus ve Zuhrî'nin kardeşi oğlu, Zührî'den yaptıkları rivayette “benim sizin üzerinizde, onların hakkı gibi hakkım olmadı mı?” şeklinde aktarmışlardır.
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Amr b. Dînâr, ona da Abdullah b. Ömer (r.anhuma) şöyle dedi:
Ömer b. Hattâb Müslüman olduğu zaman, insanlar onun evinin yanında toplanıp “Ömer dininden döndü” dediler.
O sırada ben hane halkı arasında bir çocuktum. Derken üzerinde has ipekten bir kaftan bulunan bir adam çıkageldi ve “Ömer dininden döndü, onun hamisi benim, bu toplanma da neyin nesi?” dedi. İbn Ömer der ki: Onun bu sözü üzerine insanlar dağılıp gittiler. Ben “Bu adam kimdir?” diye sordum “Âs b. Vâil” dediler.
Bana Muhammed b. Müsennâ, ona Yahya, ona İsmail, ona Kays, ona da Saîd b. Zeyd şöyle demiştir:
Vallahi, kız kardeşi ile birlikte Müslüman olduğumuz için, ben, Ömer'in, beni esir gibi bağlayarak eziyet ettiğini gördüm. Sizin Osman'a yaptığınız (kötülükten) dolayı da, Uhud Dağı parça parça olsa hakkıdır, yadırganmaz.
Bana Abdullah b. Abdülvehhab, ona Bişr b. Mufaddal, ona Saîd b. Ebu Arûbe, ona Katâde, ona da Enes b. Mâlik (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Mekke ahalisi Rasulullah'tan kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) onlara Ay'ı iki bölük halinde gösterdi, hatta onlar Hıra Dağı'nı ayın iki parçası arasında gördüler.
Bize Yahya b. Süleyman, ona İbn Vehb, ona Ömer, ona Salim ona da Abdullah b. Ömer şöyle demiştir:
Ben, Ömer'in bir şey hakkında “ben onun şöyle olacağını zannediyorum” dediğini ondan işittiğim ne varsa hep onun dediği gibi olmuştur. Bir gün Ömer otururken yanından güzel bir adam geçti. Ömer “bu adamın Müslüman olmadığını sanıyorum” yahut “bu adam cahiliye dini üzerine devam etmektedir” ya da “bu adam Cahiliye döneminde kavminin kâhiniydi, onu bana getirin” dedi. Adam çağrıldı, gelince de Ömer ona bu düşüncelerini söyledi. Adam “ben, Müslüman bir kişinin bugün karşılandığı gibi bir gün görmedim” dedi. Ömer de ona “ant olsun ki, sen benim istediğim şeyleri bana haber vereceksin” dedi. Adam “ben Cahiliye devrinde onların kâhiniydim” dedi. Ömer ona “dişi cinin sana getirdiği gaibe dair haberlerinden en hayret vericisi nedir?” diye sordu. Adam “ben bir gün çarşıda bulunduğum sırada bana dişi cin geldi ki, ben ondaki korkuyu biliyorum, bana 'Sen cini, onun korkusunu, tepetaklak oluşundan sonraki umutsuzluğunu ve sırtlarına ince çullar konulmuş genç develerle yetişilip yakalanmasını görmedin mi?” dedi.
Ömer der ki: Adam doğru söyledi. Ben bir gün putların yanında bulunduğum sırada, bir adam bir buzağı getirdi ve onu boğazladı. Bu sırada birisi öyle bir nara attı ki, ben ondan daha şiddetli sesi olan hiçbir nara işitmedim. O kişi 'Yâ Celîh, emrun necîh, raculün fasîh, yakûlü lâ ilâhe illâ ente (ey düşmanlığını açığa vuran kimse, iş başarıya ulaştı, fasîh konuşan bir adam 'senden başka ilah yoktur diyor)' diye bağırıyordu. Oradaki topluluk, o kimseye doğru atıldı. Ben bunu görünce kendi kendime 'ben bunun arkasında ne olduğunu öğreninceye kadar buradan ayrılmayacağım' dedim. Sonra o kişi yine 'Yâ Celîh, emrun necîh, raculün fasîh, yakûlü lâ ilâhe illâ ente (ey düşmanlığını açığa vuran kimse, iş başarıya ulaştı, fasîh konuşan bir adam 'senden başka ilah yoktur diyor)' diye nida etti. Ben orada dikilip dururken çok geçmeden 'bu gaipten haber veren biri' denildi.
Bize Abdân, ona Ebu Hamza, ona A'meş, ona İbrahim, ona Ebu Ma'mer, ona da Abdullah (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Biz Hz. Peygamber (sav) ile birlikte Minâ'da iken Ay ikiye bölündü, bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) "şahit olun!" buyurdu. Ayın bir parçası (Hıra) Dağı tarafına gitti.
Ebu Duhâ aynı hadisi Mesrûk'tan, o da Abdullah'tan “Ay Mekke'de ikiye bölündü” şeklinde aktarmıştır.
Muhammed b. Müslim, bu hadisi İbn Ebu Necih'ten, o da Mücahid'den, o da Ebu Ma'mer'den o da Abdullah'tan rivayet ederek Ebu Ma'mer'in rivayetine mutabaat etmiştir.
Bize Osman b. Salih, ona Bekir b. Mudar, ona Cafer b. Rabîa, ona Irâk b. Malik, ona Übeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud, ona da Abdullah b. Abbas (r.anhuma) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (sav) zamanında Ay ikiye ayrıldı.
Bize Ömer b. Hafs, ona babası (Hafs b. Ğiyâs), ona A'mes, ona İbrahim, ona Ebu Ma'mer, ona da Abdullah (ra) “Ay ikiye yarıldı” demiştir.