11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Amr, ona Saîd b. Müseyyeb, ona babası (Müseyyeb b. Hazn), ona da dedesi (Hazn el-Muhâcirî) şöyle demiştir:
Cahiliye devrinde büyük bir sel geldi ve iki tepe arasını kaplayıp bürüdü.
Süfyân der ki: Amr b. Dînâr “bu, uzunca bir hikayesi olan bir hadistir” derdi.
Bana Ferve b. Ebu Mağrâ, ona Ali b. Müshir, ona Hişâm, ona babası (Urve b. Zübeyir), ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir:
Arap kabilelerinin birinden siyahî bir kadın Müslüman oldu. O kadının mescitte küçük bir odası vardı. Âişe der ki: Bu kadın bize gelir, yanımızda konuşur, konuşması bittikten sonra da “Vuşâh günü Rabbimizin hayret edilecek işlerindendir. Bilin ki Rabbim, beni küfür beldesinden kurtarmıştır” der idi. Kadın bu mısraı çokça söyleyince Âişe ona “Vuşâh günü nedir?” diye sordu. Bunun üzerine o kadın şöyle anlattı:
Hane halkımızdan bir kız çocuğu, üzerinde kırmızı tirşeler dizilmiş deriden bir kemer olduğu hâlde dışarı çıkmıştı. O meşin kemer üzerinden düştü, hemen ardından bir çaylak inip, onu semiz bir et parçası sanarak kapıp gitti. Hane halkı beni hırsızlıkla suçlayıp bana işkence ettiler. Hatta işi, benim ön tarafımda kemeri araştıracak dereceye vardırdılar. Onlar bu şekilde benim etrafımda iken ve ben de kederim içinde bunaldığım bir sırada, birden o çaylak tam başımızın üzerine geldi, sonra da o kemeri aşağıya attı. Bunun üzerine onlar hemen kemeri aldılar, ben de onlara “alın işte, ben yapmadığım halde, beni hırsızlıkla itham ettiğiniz şey” dedim.
Bize Kuteybe, ona İsmail b. Cafer, ona Abdullah b. Dinâr, ona da Abdullah b. Ömer'in (r.anhuma) dediğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Dikkat edin! Her kim yemin etmek zorunda kalırsa yalnız Allah adına yemin etsin." Abdullah der ki: Kureyş, babaları üstüne yemin ederdi. Peygamber (sav) onlara "babalarınızın üstüne yemin etmeyiniz" buyurdu.
Bana Amr b. Abbas, ona Abdurrahman, ona Süfyân, ona ona Ebu İshak, ona Amr b. Meymûn, ona da Ömer (ra) şöyle demiştir:
Müşrikler, güneş Sebîr Dağı üzerine doğmadıkça Müzdelife'den Minâ'ya dönmezlerdi. Peygamber (sav) Kureyş müşriklerine muhalefet etti ve güneş doğmadan önce Müzdelife'den Minâ'ya döndü .
Bana İshak b. İbrahim, ona Ebu Usame, ona Yahya b. Muhelleb, ona Husayn, ona da İkrime şöyle demiştir:
"Ke'sen dıhâkan" ardı ardına gelen dolu kadehler demektir.
Râvî, İbn Abbâs şöyle dediğini aktarmıştır:
Ben babam Abbâs'ı, Cahiliye döneminde hizmetçisine şöyle derken işittim: “Getir ardı ardına, dolu kadehleri, içelim”
Bize Ebu Nuaym, ona Süfyân, ona Abdülmelik, ona Ebu Seleme, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Şairin söylediği sözlerin en doğrusu Lebid b. Rabîʿa’nın ‘Bilini ki Allah’ın dışında kalan ne varsa boş ve batıldır’ sözüdür. Ümeyye b. Ebu Ṣalt ise Müslüman olmaya çok yaklaşmıştı."
Bize İsmail, ona ona kardeşi (Abdülhamid b. Ebu Üveys), ona Süleyman, ona Yahya b. Saîd, ona Abdurrahman b. Kasım, ona Kasım b. Muhammed, ona da Âişe (r.anha) şöyle demiştir:
Ebu Bekir'in, kazancından Ebu Bekir'e haraç veren, bir kölesi vardı. Ebu Bekir onun verdiği haracından yerdi idi. O köle bir gün kazancından bir şey getirdi, Ebu Bekir de ondan yedi. Köle, Ebu Bekir'e “Sana getirdiğim şeyin ne olduğunu biliyor musun?” dedi. O da “nedir?” dedi. Köle “ben cahiliye döneminde bir insana kâhinlik yaparak, gaipten birtakım haberler verirdim. Fakat ben kâhinliği güzel yapamaz, sâdece o insanı aldatırdım. O insanla karşılaştım, o da bana bunu bağışladı. İşte şimdi senin yediğin şey, o bana verilen maldır” dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir, elini ağzına soktu ve karnındaki her şeyi kustu.