11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Bize Ebu'l-Yemân, ona Şuayb, ona Ebu'z-Zinâd, ona el-A'rec, ona da Ebu Hureyre'nin (ra) söylediğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah Teala buyurdu ki: Ademoğlu beni yalanladı ama onun bunu yapmaması gerekirdi. Ademoğlu bana sövdü hâlbuki onun bunu yapmaması gerekirdi. Onun beni yalanlaması benim kendisini ilk kez yarattığım gibi bir daha asla yeniden yaratamayacağımı söylemesidir. Onu yeniden yaratmam benim için ilk yaratmaktan daha kolaydır. Onun bana sövmesi ise Allah bir evlat edindi, demesidir. Hâlbuki ben tekim, doğurmamış ve doğurulmamış Samed'im ve hiç kimse benim dengim değildir."
Bize İshak b. Mansur, ona Abdürrezzak, ona Ma'mer, ona Hemmâm, ona Ebu Hüreyre'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Allah Teala buyurdu ki: Ademoğlu beni yalanladı ama onun bunu yapmaması gerekirdi. Ademoğlu bana sövdü hâlbuki onun bunu yapmaması gerekirdi. Onun beni yalanlaması benim kendisini ilk kez yarattığım gibi bir daha asla yeniden yaratamayacağımı söylemesidir. Onun bana sövmesi ise Allah bir evlat edindi, demesidir. Hâlbuki ben doğurmamış ve doğurulmamış Samed'im ve hiç kimse benim dengim değildir."
'Doğurmamıştır, doğurulmamıştır, kimse de onun dengi değildir.' (İhlas, 112/3-4).
Kufuen, kefîen ve kifâen kelimeleri (denk, benzer) aynı anlama gelir.
Bize Abdullah b. Ebu Şeybe, ona Abdurrahma, ona Süfyân, ona Habib b. Ebu Sabit, ona Saîd b. Cübeyr, ona da İbn Abbâs şöyle rivayet etmiştir:
Ömer (ra) Bedir büyüklerine, Yüce Allah'ın "izâ câe nasrullâhi ve'l-feth" ayetini sordu. Onlar da “bu, şehir ve sarayların fethini (bildirir)” dediler. Ömer “sen ne dersin ey İbn Abbâs?” diye sordu. İbn Abbâs da “Bu, Rasulullah'ın (sav) eceli, yahut Hz. Muhammed'in (sav) vefatına işaret edilmek üzere sunulmuş bir benzetmedir” dedi.
Bize Ömer b. Hafs, ona babası (Hafs b. Gıyâs), ona el-A’meş, ona Amr b. Mürre, ona Said b. Cübeyr, ona da İbn Abbas (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Leheb şöyle dedi: “Ellerin kurusun bizi buraya bunun için mi topladın.” Bunun üzerine (Ebu Leheb’in elleri kurudu) ayeti nazil oldu.
Bize Musa b. İsmail, ona Ebu Avâne, ona Ebu Bişr, ona Said b. Cübeyr, ona da İbn Abbas şöyle söylemiştir: Hz. Ömer, Bedir savaşına katılmış yaşlı sahabilerle beraber beni de (istişare) meclisine dahil etti. Onlardan birisi bundan rahatsız olup; 'Bu çocuk neden bizimle beraber (istişareye) katılıyor? Oysa bizim onun yaşında oğullarımız var' dedi. Ömer de 'Bildiğiniz bir sebepten dolayı' dedi. Yine bir gün Ömer beni çağırdı ve onlarla birlikte meclise aldı. Bana öyle geliyor ki, o gün benim onlarla birlikte toplantılarda olmam gerektiğini onlara ispat etmek istiyordu. Sonra onlara: 'Allah'ın yardımı ve fethi gerçekleşince' (Nasr, 110/1) ayeti hakkında ne diyorsunuz?' diye sordu. Bir kısmı: 'Yardım görüp fetih gerçekleşince Allah'a hamd ve istiğfar etmekle emrolunduk' dedi. Bazısı da hiç bir şey demedi. Ömer de bana hitaben: 'Ey Abdullah b. Abbas! Sen de mi öyle düşünüyorsun?' diye sordu. Ben de: 'Hayır' dedim. Ömer ise: 'Öyleyse ne diyorsun?' deyince, ben de 'Bu sure, Rasulullah'ın (sav) ecelinin kendisine bildirildiğini ifade etmektedir. Allah'ın yardımı ve fethi gerçekleşince ki bu senin ecelinin geldiğinin alametidir. Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlanma dile. Çünkü, O tövbeleri çokça kabul edendir (Nasr, 110/3) buyruluyor, dedim.
Bunun üzerine Ömer; 'Ben de bu ayetten aynen senin söylediklerini anlamıyorum' dedi.
Bize Yusuf b. Musa, ona Ebu Usame, ona A'meş, ona Amr b. Mürre, Saîd b. Cübeyr, ona da İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir:
"En yakın akrabanı" (ve onlardan ihlâsa erdirilen cemâatini) "uyar" (Şuarâ, 214) ayeti inince, Rasulullah (sav) Safâ Tepe'sine çıktı ve "Yâ sabâhâh! (uyanın ey Kureyş, baskın var)" diye seslendi. İnsanlar “Bu kimdir?” diyerek Hz. Peygamber'in yanına toplandılar. Peygamber (sav) onlara "Ne dersiniz? Ben size 'Şu dağın arkasından bir süvari birliği çıkacak' diye haber versem, bana inanır mısınız?" buyurdu. Onlar da “Biz senden bir yalan duymadık” dediler. Peygamber (sav) "Öyleyse ben şiddetli bir azabın öncesinde sizleri uyaran kimseyim" buyurdu. Ebu Leheb “Yazık sana! Bizi buraya bunun için mi topladın!” dedi sonra kalkıp gitti. Bunun üzerine "Tebbet yedâ Ebî Lehebin ve tebb" suresi indi. A'meş o gün bu ayeti "kad tebbe" şeklinde okumuştur
Bize Kuteybe b. Saîd, ona Süfyân, ona Asım ve Abde, onlara da Zir b. Hubeyş şöyle söylemiştir:
Übey b. Ka'b'a Muavvizeteyn'i sordum, bana şöyle dedi: Ben de Rasulullah'a (sav) sordum "Bana böyle bildirildi, ben böyle söyledim" buyurdu. Biz de Rasulullah'ın (sav) söylediği gibi söylüyoruz.
Bize Muhammed b. Selâm, ona Ebu Muaviye, ona A'meş, ona Amr b. Mürra, ona Said b. Cübeyr, ona İbn Abbas şöyle demiştir:
Rasulullah (sav) Safâ Tepe'sine çıktı ve "Yâ sabâhâh! (uyanın ey Kureyş)" diye seslendi. Kureyşliler onun yanına toplandılar. Hz. Peygamber (sav) onlara "Ben size düşman size sabah yada akşam baskın yapacak desem? Ne dersiniz? Bana inanır mısınız?" buyurdu. Onlar da “evet” dediler. Hz. Peygamber (sav) "Öyleyse ben şiddetli bir azabın öncesinde sizleri uyaran kişiyim" buyurdu. Ebu Leheb “Yazık sana! Bizi buraya bunun için mi topladın!” dedi sonra kalkıp gitti. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah "Tebbet yedâ Ebî Lehebin ve tebb" suresini indirdi.
Bize Ali b. Abdullah, ona Süfyân, ona Abde b. Ebu Lübâbe, ona Zir b. Hubeyş ve Asım, ona Zirr şöyle söylemiştir:
Übey b. Ka'b'a “Ya Ebâ Munzir! Kardeşin Abdullah b. Mesud şöyle şöyle sözler söylüyor. Sen ne dersin?” dedim. Bunun üzerine Übey şöyle dedi: Ben bunu Rasulullah'a (sav) sordum. O da "Bana böyle vahyedildi, ben de böyle okudum" buyurdu.
Übey der ki: Biz de Rasulullah'ın (sav) söylediği gibi söylüyoruz.
Bize Abdullah b. Muhammed, ona Abdurrezzâk, ona Ma'mer, ona Hemmâm, ona da Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Meryem oğlu İsa, hırsızlık yapmakta olan bir kimse gördü ve ona “Sen hırsızlık mı yaptın?” diye sordu. O da “kendisinden başka hiçbir tanrı bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, ben asla çalmadım” diye cevap verdi. Bunun üzerine İsa “Allah (adına yapılan yemine) iman ettim, kendi gözümü yalanladım” dedi."