11735 Kayıt Bulundu.
Giriş
Açıklama: Bezzâr'ın Ebû Davud et-Tayalisî'den naklettiği bu rivayet Müsned'inde yer almamaktadır. Tayalisinin Müsnedinde bu konuda iki rivayet yer almaktadır. Bunlardan biri Şube, Abdurrahman b. Leyla, babası, Eyyub el-Ensârî isnadıyla Hz. Peygamber (sav) isnadıyla nakledilmektedir: "Biriniz aksırdığında her durumda Allah'a hamd olsun desin. Ona teşmitte bulunan kişi ona "Allah sana rahmet etsin" desin. O da teşmitte bulunan kişiye Allah beni de sizi de bağışlasın desin. (Tayalisi, Müsned, I, 156 H.no: 81) ve ikinci rivayet Verkâ, Hilal b. Yesaf, Halid el-Arfece el-Eşcâî, Salim b. Ubeydullah el-Eşcaî ile yürüyorlardı bir adam aksırdı ve: "es-Selamu aleykum" dedi. Salim ona şöyle dedi: "Sana ve annene selam olsun". Bir saat yürüdükten sonra adama herhalde dediğimden hoşlanmadın"dedi. Adam: "Keşke annemi iyiliği veya kötülüğü ile anmamanı isterdim" dedi. Salim: "-Ben sana Hz. Peygamber (sav) gördüğüm şekilde konuştum. Bir adam Hz. Peygamber (sav)'in yanında aksırdı ve selamun aleykum dedi. Hz. Peygamber (sav) ona: " sana ve annene de, sizden biri aksırdığında "elhamdülillahi rabbil alemin" desin. Kardeşi de ona "yerhamukellah" desin. o da ona: "Allah hidayet etsin, kalbini ve halini ıslah etsin" desin." (Tayalisi, Müsned, I, 320 H.no: 167) rivayetleri zikredilmektedir. Bu durum basılan nüshanın ya eksik olduğuna veya Bezzâr'ın Tayalisî'nin bir başka eserinden bu rivayeti naklettiğine işaret eder. Bununla birlikte Buhari, Bezzar'ın naklettiği bu rivayeti Tayalisi yerine Malik b. İsmail vasıtasıyla Abdilaziz b. Seleme'den aynı isnadla nakletmektedir. Buharî'nin tarikinde rivayet metininde فإذا قال له يرحمك الله فليقل (el-Buharî, Sahih, 1987-1407, V, 298 H.no: 5870)şeklinde verdiği ifadeyi, Bezzâr muhtasar bir ifade ile وليقل هو şeklinde vermektedir. -...Genel olarak rivayetlerde aksıran ve Allaha hamd edene teşmit emredilmekle birlikte bazı rivayetlerde aksıranın teşmit edenlere karşılık olarak farklı dualar yapacağı zikredilmemektedir. Rivayetlerde "yehdikumullah ve yuslih balekum"= "Allah hidayet etsin ve düşünce ve kalbinizi ve halinizi ıslah eylesin" veya "yağfirullahu lena ve lekum"= "Allah sizi de bizi de bağışlasın" ifadesi yer almakta veya bir karşılık vereceği zikredilmemektedir. Rivayette yer alan "hidayet", "ıslah" ve "bâl" kelimelerine kullanıldığı yer ve kişiler açısından Kuran ve hadislerde farklı anlamlar yüklemek mümkündür. Hidayet kelimesi gayrı müslim için imana gelmesi, mümin için sıratı müstakimde kalmasıdır. Islah kelimesi bâl kelimesi ile düşünce sisteminin ıslahı, kalbin ıslahı, halin ıslahı gibi anlamlar yüklenebilir. Allah'ın kızdığı veya delalet halinden kurtulmasını dilemektir. Mü'min için cennetle nimetlenenlerin makamlarında ameller konusunda doğrudan en doğruya yönelmektir. Zihnin ve kalbin sefası ile İslam fıtratı üzere kalabilmektir. Hidayet ve ıslah ifadesinin Kuran-ı Kerim'de inananlar için de kullanıldığı bilinmektedir. Muhammed suresi 47/4-5. ayette: وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمالَهُمْ (4) سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بالَهُمْ Allah yolunda savaşanların amellerinin boşa gitmeyeceği ve onları Allah'ın hidayet edeceği (sıraatı müstakime) ve fikirlerini (kalblerini ve hallerini islam üzere sabit kılarak) ıslah edeceğini, düzelteceğini beyan etmektedir. Ayrıca Muhammed suresi 47/2 وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ وَآمَنُوا بِما نُزِّلَ عَلى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بالَهُمْ ayetinde inanıp salih amel işleyen ve Hz. Peygamber'e Kurana'ın Rableri tarafından indirildiğinin gerçek olduğuna iman edenlerin günahlarını bağışlayacağı ve fikirlerini (hal ve gönüllerini) ıslah edeceğini haber vermektedir. Bu iki ayette hidayet ve İslah kelimesi müminler için kullanılmaktadır. Gayrı müslim için hidayet dilemek imana gelmesini için dua; Kuran'a göre mü'min için hidayet dilemek sıratı müstakim üzere bir hayat dilemektir. Bu sebeble namazda her rekatta sıratı müstakıme hidayet olmak için dua edilir. Fatiha suresini "ihdinassıratal müstakim..." ayetini okuyarak Allah'a sıratı müstakim üzere bizi tutması için istekte bulunuruz. -..Hadisten çıkarlacak hükümler: 1- Aksırmak dinçlik ve sağlık nişanesi olarak Allah'a hamdi gerektirecek bir durumdur. 2-Her halükarda aksıranın "elhamdulillah"= "Alah'a hamd ederim" demesi gerekir. 3- İnananlara teşmitte "yerhamukellah" ="Allah size rahmeti ile muamele eylesin" duası esastır. 4-Yahudiler ve gayrı müslimlere teşmitte "Yehdiku mullahu ve yuslihu bâlekum" ="Allah size iman nasip etsin ve yanlışta direnen düşünce dünyanızı ıslah eylesin" denilmesi esastır. 5- Aksıran teşmitte bulunanlara "Yedikumullahu ve yuslihu bâlekum" = "Allah sizi sıratı müstakm üzere kılsın ve kalbinizi islam dini üzere sabit eyleyerek halinizi düzeltsin" anlamınadır.
Açıklama: Hadisin ilk kelimesi "kırıldı" anlamında وُثِيَتْ olabilir. Ancak "kırılmadı ama hasta oldu (belki çıktı)" anlamında وُثِئَتْ de olabilir. Kaynaklarda iki kullanıma da rastlanmıştır. Ravi Verka b. Ömer el-Yeşküri hakkında hem cerh hem ta'dil ifadeleri vardır. Özellikle bu hadiste olduğu gibi Mansur b. Mutemir'den rivayetlerine yönelik tenkit vardır. Ahmed b. Hanbel'in "sika, sünnet ehli" diye nitelediği ve kendisine "ama irca fikrine sahipti" denildiğinde "bilmiyorum" cevabını verdiği aktarılmıştır. Fazlaca tashif (hadis rivayetinde hata) yaptığı, Ukayli'nin "Mansur'dan rivayetleri hakkında alimler eleştiriler yaptı" dediği, Yahya b. Kattan'ın, Verka'nın Mansur'dan rivayetlerini "Bir şey etmez (لا يساوي شيئا)" diye eleştirdiği (Ukayli, ed-Duafau'l-kebir, IV, 327), İbn Adiy'in, "Ebü'z-Zinad, Mansur ve İbn Ebi Necih'in nüshalarına sahipti. Ancak rivayet ederken isnadlarda hatalar yapardı. Başka rivayetlerinde sorun yoktur" dediği, Yahya b. Main ve başkalarının hiçbir kayıt düşmeden sika saydığı ifade edilmiştir. Bu bilgilerin ardından İbn Hacer el-Askalani şu değerlendirmeyi yapar: "Şeyhan (Buhari ve Müslim) Verka'nın Mansur b. Mutemir'den hiçbir rivayetini almamıştır. Rivayetlerini herkes kabul etmiştir" (bk. İbn Hacer, Fethu'l-Bari, I, 449). İbn Hacer bir başka eserinde ise "Saduktur. Mansur'dan rivayetlerinde zaafiyet vardır" demiştir (İbn Hacer, Takribü't-Tehzib, s. 580). Bu sebeple hadis ya "zayıf" ya da en iyi ihtimalle "hasen" sayılabilir.
Açıklama: Buhârî ve Müslim bu hadisi ittifakla Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anh kanalıyla rivayet etmişlerdir. Bu ikisi dışındaki diğer muteber hadis kitaplarının sahipleri de bu hadisi naklederler.
Açıklama: Rivayeti Asım b. Ali vasıtası ile aynı isnadla el-Buhârî de bazı lafız farklılıkları ile nakletmektedir. İbn Hibban'ın ravilerinden Muhammed b. İshak b. Said es-Sa'dî hasenul hadistir. İbn Hibban'da yer alan وَلَا يَقُلْ: هَاوْ، فَإِنَّهُ إِذَا، قَالَ: هَاوْ، kısmı el-Buhari'de yoktur. Yine el-Buharî de كان حقا على كل مسلم سمعه أن يقول İbn Hibban'da فَحَقٌّ عَلَى مَنْ سَمِعَهُ أَنْ يَقُولَ şeklindedir. el-Buharî'de yer alan rivayetle karşılaştırıldığında metin maklub olmakla birlikte mana açısından iki rivayet aynı şeyi ifade etmektedir. Hz. Peygamber'in esnemek sıhhat alemeti olmayıp Şeytan'dan kaynaklandiğinı söylenmesinden kasıt, insanın esnemesi gaflet ve tenbelliğinin belirtisi olduğu içindir. Çünkü gaflet müslümana yakışmayan bir haldir. Esnemenin sebebi ise çok yiyip içmek, karnı tıkabasa doldurmak ve bunların etkisiyle hareket kabiliyetinin azalması, uyku ve şehvet halinin öne geçmesidir. Bunların her biri şeytanın hoşlandığı şeylerdir. Bu sebeble şeytan esneyene güler. Çünkü esneyeni şeytan esir almış ve kişi dünyalık arzularına mağlup olmuştur. Bu sebeple esnemek hoş karşılanmamış, mümkün mertebe önüne geçilmesi tavsiye edilmiştir. Her şeye rağmen engellenemediği durumlarda da, esnerken el ile ağzı kapatmak gerekir. Aksırmak bir nimet olup, sağlık ve sıhhatin alametine hamdetmek ve şükretmek gerekir. Esnemek gafletin, tenbellik ve şehvete mağlubiyetin eseridir.Bu sebeple esnemeyi önlemeye gayret etmek gerekir.
Açıklama: Hz. Peygamber'in (as) yaralı olduğu dönemde cemaate oturarak namaz kıldırdığı ve cemaatten de oturmalarını istediği anlamındaki rivayet Hz. Aişe, Enes b. Malik, Cabir b. Abdillah ve Ebu Hüreyre'den gelmiştir. Fakat "Farisiler gibi büyüklerinize kalkmayın" anlamına gelen bölüm sadece Cabir b. Abdillah'tan aktarılmaktadır (İbn Ebi Şeybe, Musannef, II, 115 vd.). Bu hadis namazda imam otururken cemaatin de oturması gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte ehl-i hadisten bazı alimler Resulullah'ın (as) vefatına sebep olan hastalığı sırasında kendisinin Hz. Ebubekir'e oturarak imam olmasını, Hz. Ebubekir'in de Resulullah'a ayakta uymasını ve cemaati yönlendirmesini delil getirerek önceki hükmün mensuh olduğunu savunmuştur (İbn Huzeyme, Sahih, II, 776). Buhari'nin aktardığına göre bu görüşü Humeydi savunmuştur (Buhari, Sahih, I, 139). Bazı alimler imam oturarak namaz kıldırsa bile cemaatin ayakta namaz kılması gerektiğini söylemişlerdir. Süfyan es-Sevri, Malik b. Enes, İbnü'l-Mübarek ve Şafii bunlar arasındadır (Tirmizi, Sünen, II, 194).