Giriş

Bize Hasan b. Süfyan, ona Habban b. Mûsâ, ona Abdullah, Ma'mer, Zuhrî, ona da Abdurrahman b. Mâiz, ona da Süfyân b. Abdullah es-Sekafî şöyle demiştir:

"Ben 'Ey Allah’ın Rasulü! Bana, sımsıkı tutunabileceğim bir şey öğret' dedim. bana 'Rabbim Allah’tır de, sonra da dosdoğru ol' buyurdu. Ben 'Ey Allah’ın Rasulü! Benim hakkımda, en çok korktuğun tehlike nedir?' dedim. Bunun üzerine Peygamber (sav) kendi dilini tuttu ve 'İşte budur' buyurdu."

Ebu Hâtim der ki: Hz. Peygamber'in (sav) "dil" demekle yetinmeyip bizzat kendi dilini eliyle tutmasının hikmeti şudur: O, insanlara öğrettiği ilmi kendi biliyordu. Dolayısıyla kendisinden talep edilen bilgiyle, önce kendi amel etti. Bu şekilde, soru soran kişiye, hem en çok korkulan şeyin, dili yüzünden insanı felakete sürükleyen tehlikeler olduğunu haber vermek istedi hem de diline sahip çıkmasını, onu serbest bırakmamasını emretti. Böylelikle Peygamber (sav), öğrettiği şey ile, ilk önce kendi amel ederek ilmin, öğrenilmesinin ve uygulanmasının gerektiğini tafsilatlı bir şekilde ortaya koydu.


    Öneri Formu